Habbeden kubbeye Komün’den Sovyet’e

 Her büyük toplumsal hareket, üzerine kafa yoranlar aracılığıyla kendisini tanımlamaya ve nereye evrileceğini öngörmeye çalışır. Bunun için tarihin unutulmuş sahasında kazıya başlar, benzerini bulmaya çabalar; geçmişin uzak zamanlarındaki bir veya birçok benzerine ayağını basarak yürümeye çalışır. Haziran halk direnişinin bir parçası olduğu 21. yüzyıldaki halk hareketleri dalgası da ister istemez soluğunu geçmişin bir uzak köşesinde aldı: 1871 Paris Komünü’nde.

Meksika’daki Zapatista hareketinden, Yunanistan eylemlerine, Tahrir’den Occupy hareketine ve nihayet Gezi direnişine dünyayı hatırı sayılır bir Richter şiddetinde sarsan halk hareketlerinin en önemli sorunu hareketin hangi siyasal biçimle kendisini tamamlayacağıydı. Paris Komünü deneyimi bu biçim arayışı kapsamında yeniden irdelenmeye başlandı.  Muhalefet olarak başlayan ama giderek ve ister istemez iktidar sorununu odağına koymak zorunda kalan hareketlerin 20. yüzyıldakilerden farklı olarak, bu sorunu çözmek üzere, yüzünü Paris Komünü’nün tamamlanmış biçimi olan Sovyet Devrimi’ne değil de Komün’e dönmüş olması az çok anlaşılır bir durum. İki bakımdan: birincisi Sovyet deneyiminin kesinkes bir başarısızlık ve yenilenmesinin olanaksız olduğuna dair burjuva propagandanın yaygın etkisinin yol açtığı, yeniden ama başka bir biçimde başlama isteği. Diğeri de işçi sınıfının henüz programatik bir alternatifle ortaya çıkabilecek bir güçte olmaması ve bunun da tıpkı Paris Komünü zamanında olduğu gibi siyasal biçim sorununu sezgiyle kavranabilecek, böyle olunca da hiç kavranamayacak bir konuya indirgemesi. Oysa daha Paris Komünü’ne gelmeden Marx ve Engels dönemin spekülatif kuramlarıyla çatışmışlar ve Komün gelip çattığında toplumsal hareketin bilimsel bir analizinin nasıl yapılacağı konusunda yöntemsel bir üstünlük sağlamışlardı. Komün bu analizin geçerliliğinin sınandığı ilk alan oldu. Ama daha önemlisi daha o zaman fark ettikleri, Komün’ün kendiliğindenliğinde belli belirsiz, rüşeym halinde beliren özün Sovyet Devriminden sonra etlenip kemiklenmesidir. Komünü yenilgiye uğrayan bir ütopya olmaktan çıkaran da Komün’ün kendisinden çok Sovyet pratiğidir.
Paris Komünü habbeyse Sovyetler bunun kubbeye dönüştüğü andır.

KOMÜN DERSLERİ

Fransa’da 1789’da beri süren sınıf savaşımının olağanüstü koşullarında ortaya çıkan Paris Komünü’nün iki önemli sonucu vardır hiç kuşkusuz. Bunlardan biri; sona erdiğinde, Krallığın 1789’da yıkılmış olmasına rağmen iktidara o kadar kolay hakim olamayan burjuvazinin muradına ermesini sağlaması; diğeri de 1848’de burjuvazinin ihanetine uğrayan işçi sınıfının 1871’de artık kendi iktidarı için mücadele eden bir sınıf haline gelmesidir.
Komün işçi sınıfı ve Paris halkının kendi kendini yönetmeyi öğrendiği 72 günlük bir rüyadır. Komün günlerinde Paris halkı barikatların ardında silahlanarak şimdiye kadar onlardan esirgenen bütün demokratik adımları attılar. Yasama ve yürütme kuvvetlerini tekleştirdiler yani karar verenlerle uygulayıcıları Komün meclisinde bir’leştirdiler. Zorlu çalışma koşullarını ortadan kaldırdılar, kadınları, çocukları, yoksulları koruyucu önlemler aldılar. Marx, işçi sınıfının bu ilk demokratik deneyiminin en önemli eksiğinin burjuvazinin mali kaynaklarını kesmekte atılgan davranmamak olduğunu kaydetmesine rağmen Komün’ün Paris proletaryasının devlet olarak örgütlenmiş halinin bir resmini verdiğini söyler.
Diğer yandan; Komün öncesinde 2. Napolyon’un atadığı Vali Baron Haussmann’ın Paris’te taş taş üstünde bırakmamak kaydıyla yaptığı kentsel dönüşümle birlikte merkezi alanların dışına atılan emekçiler için Komün hareketi, kentin geri alınması için yapılan bir mücadeleydi aynı zamanda. 1848’den sonra işçi sınıfıyla yollarını ayıran burjuvazinin emekçilere açtığı savaşın en önemli silahı kentsel dönüşüm olmuştu: kentin caddeleri barikat kurulamasın diye genişletildi; Paris seçkin burjuvazinin baldırıçıplaklarla, sefil kıyafetleri içinde görüntüyü bozan emekçilerle karşılaşamayacağı bir kent haline getirildi. Kent merkezinin emekçilerden arındırılarak sterilize edilmesi anlamına geliyordu bu.
Bir kentte başlayan ve diğer kentlerde kurulan komünlerle birleşmeyi uman Paris Komünü ne yazık ki o kadar uzun ömürlü olamadı. Kurulduğunda Prusya ordusuna Sedan’daki ağır yenilgisinin sarsıntısını yaşayan Fransa burjuvazisi Bismarck ile anlaşır anlaşmaz Paris Komünü’ne şiddetle saldırdı. Komün’ün, kullanılmasını yasakladığı giyotin Komüncülerin başları için yeniden çalışmaya başladı. Paris’te giyotinlerden ve kurşuna dizilenlerden oluk oluk işçi kanı akıyordu.  Burjuvazi kendi sistemini bu kanlı zemin üzerine inşa edecekti. İşçi sınıfı ise programsız, örgütsüz bir harekete kalkışmanın, Paris yerelinde iktidar kurarken merkezi iktidarı, koşullar uygun olmasına karşın defetmekte acele etmemesinin bedelini çok ağır ödemiş oldu.

KOMÜNDEN KALAN

Komün kuşkusuz Fransa’daki bir iktidar boşluğunda vücut bulabilmiş ve ezilenlerin kısa bir süreliğine “göğü zapt etmelerine” olanak sağlayabilmişti. Ama ne yazık ki alt etmeye çalıştığı sınıf karşısında o an uygun koşullara sahip olan işçi sınıfının böylesine büyük bir tarihsel iddiayı taşıyacak ve sürdürebilecek sınıfsal bir anlayışı, örgütü ve de programı yoktu. Ama muazzam bir tecrübe biriktirmeye imkan sağlayacak kadar da gözü pekti.
1917 Ekim Devrimi’nden sonra Rusya işçi sınıfının hem bu hazır Komün deneyiminden yararlanmak ve hem de kusurlarını aşabilmek gibi bir olanağı oldu. Komün hem kendisini aşacak hem de kendisinden esinlenilecek bir birikimi bir başka ülkenin emekçilerine aktarabilecek bir deneyim zenginliği oluşturmuştu çünkü. Rusya işçi sınıfı Komünün yerel demokrasisini Sovyet örgütlerinde cisimleştirirken karar alma süreçlerini toplumun en alt birimlerine yaydılar ama Komün’den farklı olarak Sovyetleri işçi sınıfının merkezi iktidarının dayandığı yerel hücreler olarak örgütlediler. Ve hepsinden önemlisi Komüncülerin acele etmediği bir şeyi; mülksüzleştirilenlerin mülksüzleştirilmesini olmazsa olmaz bir şart olarak önlerine koydular.
Burası bugünkü hareketlere bir gelecek çizmeye çalışan stratejiler açısından ayırıcı bir noktadır. Bu stratejilerin özel mülkiyet sisteminin, yani üretim araçlarının özel ellerde toplandığı sistemin ortadan kaldırılıp kaldırılmayacağıyla ilgili soruya vereceği yanıt kritik önemde olacaktır. Paris proletaryasının 1871’de verdiği yanıt, tasfiye edilmeyen özel mülkiyet sistemi bünyesinde veya kıyısında oluşan kurtarılmış bölgelerin ancak bir cam dayanıklılığında olabileceğiydi. Paris Komünü’nü şimdi ihtiyaçtan dolayı yeniden hatırlarken akıldan hiç çıkmaması gereken şey budur.
***
Başa dönersek… Dünya belki yeniden bir yol ayrımında; yerkürenin her yerinde ezilenler kendi yazgılarına hâkim olabilecekleri bir gelecek ve yer arıyorlar hiç kuşkusuz. Komün bir başlangıç zemini ama asla o zeminin tamamı değil. 1871 Paris Komünü 1917 Ekim Devrimiyle birlikte idrak edilmediği takdirde tarihin ebesi çocuğun yarısını ana rahminde unutmuş olacak. Bu kadarla yetinmemizi salık verenler eğer mülkiyet sistemine razı olmamızı istemiyorlarsa normal bir doğumdan korkuyorlar demektir.
1871 öncesinde değiliz ve hangi yolu seçeceğimiz o zamanlar olmadığı kadar açık, sarih.
Habbedeki kubbeyi görebiliriz/görebiliyoruz.

Nuray SANCAR