„İşyerleri için mücadelenin zamanı geçmez!“

SAMSUNG

Opel Bochum’daki son durum nedir?

Steffen Reichelt: Opel bir yıl önce, Bochum’daki işletmesini 2014 sonuna dek kapatacağını açıklamıştı. Bunun hemen ardından, işçilerin tutumunun ne olması gerektiği konusunda hararetli tartışmalar başladı. Genel düşünce, 4 bin işçinin çalıştığı, ayrıca diğer işkollarında toplam 45 bin kişinin işyerlerini etkileyen bir işletmenin kapatılması kararının sineye çekilmemesi gerektiği yönündeydi. Yani bir bir yandan kendi işyerimiz için mücadele ederken, diğer yandan bir bütün olarak bölgemizin geleceği için de mücadelemizi sürdürüyoruz.

 

IG Metall ve işyeri işçi temsilciliğinin tutumu nedir?

Son 12 ayda önemli mücadeleler verdik. İşyerinin kapatılacağı kararı, resmi olarak Aralık 2012’de yapılan bir işyeri toplantısında işletme yönetimi tarafından duyurulmuştu. Hemen ertesi gün, sabah vardiyasından 300 arkadaşla birlikte üç saatlik bir grev gerçekleştirdik. Son bir yıl boyunca başka grevler ve eylemler yapıldı. 21 Mayıs günü greve çıktık. 10 Eylül’de gece vardiyası 6 saatlik bir grev gerçekleştirdi. Yani IG Metall’in veya işçi temsilciliğinin bir rol oynamadığı bir dizi kendiliğinden grevler oldu. Sendika ve işçi temsilciliğinin, General Motors’un (GM) işyerimizi kapatma kararı karşısında takındığı tutum konusunda, bize dayatılan şantajlar karşısındaki tavırları konusunda şiddetli tartışmalar yaşandı.

 

Somut olarak ne gibi tartışmalar yaşandı?

İG Metall yönetimi, GM yönetimiyle birlikte işletmenin düze çıkarılması için bir sözleşme imzalamıştı. Bu sözleşmede, Rüsselsheim, Eisenach ve Kaiserlautern’deki işletmelerin korunması ve işçilerin ücretlerinden feragat etmesi öngörülüyordu. Bu aslında İG Metall yönetiminin Bochum’daki işçilere ihanet etmesinden başka bir anlam taşımıyordu. İşçi temsilciliğinde ise ileri düzeyde bir fikir birliği söz konusuydu. Geçtiğimiz yıl Mart ayında, İG Metall üyelerinin yüzde 76’sı şantaja dayalı bu ihanet sözleşmesine karşı çıktı. Bu tartışma aslında Almanya’daki, hatta ülkemiz dışındaki bütün işçi sınıfını yakından ilgilendiriyor. İşletmemizde bu noktada görüş birliği vardı. Biz Offensiv Listesi olarak, bu sözleşmeye karşı çıkmanın yetmediğini, işyerlerimizi savunmak için bir mücadele başlatmamız gerektiğini savunuyorduk. Ama gelinen noktada, işçi temsilciliğinin çoğunluğunun maalesef teslim olduğunu söyleyebiliriz. İşyeri işçi temsilciliği başkanı ve bir çok üyesi, bugün artık işyerlerinin korunması için mücadelenin gerekliliğinden bahsetmiyor. Yaptıkları tek şey, işletmenin kapısına kilit vurulması yolunda atılan adımları izlemek. Biz onlara bu yolda eşlik etmek istemiyoruz. Eleştirilerimize katılan işçilerin sayısı da giderek çoğalıyor.

Ama IG Metall’le ilişkilerimizi tamamen askıya almamız gerektiği şeklinde bir izlenim doğmasını da istemem. Tam tersine; İG Metall’de kalıp sendikamızı bir mücadele örgütüne dönüştürmemiz gerekir.

 

Tekel yönetimi, farklı kentlerdeki işletmeleri birbirine karşı kışkırtmak için hangi yollara başvuruyor?

GM, Avrupa’daki bütün işletmeleri birbirine karşı kullanıyor. Örneğin Rüsselsheim’daki işçi arkadaşlarımıza diyor ki: “Bochum’daki işletmenin kapatılmasını kabul ederseniz, sizin işletmenizin kapatılmayacağına dair verdiğimiz taahhüdü uzatacağız.” İG Metall yönetimi de bu bölme oyununa ortak oldu. 2004 yılında yedi gün süren büyük bir grev yapmıştık. Bu grev nedeniyle ihtiyaç duyulan parçalar ulaşmadığı için Avrupa’daki diğer işletmelerde üretim durmuştu. Üretilmeyen her araba, GM için büyük bir ekonomik kayıp ifade ediyor. En önemlisi de, bizim eylemimizle gönderdiğimiz siyasi mesaj, oluşturduğumuz baskı. Tabii ki; bu mücadelemiz sayesinde bütün taleplerimiz kabul ettirip ettirmeyeceğimizi bilmiyoruz. Ama büyük bir mücadele deneyimine sahip işçilerin çalıştığı böylesi büyük bir işletmenin sessizce kapatılmasını da kabul edemeyiz. Mesele sadece bu işletmenin kaderinin ne olacağı değil. Bizim açımızdan meselenin özü, diğer fabrikalardaki işçilere nasıl bir mesaj gönderdiğimizde yatıyor. Aynı durum, örneğin Köln’deki Ford işletmesi açısından geçerli. Bu işletme de Romanya’ya taşınmak isteniyor. Bochum’da bizim nasıl bir tavır takınacağımız, işçi hareketinin bütünü açısından bir anlam taşıyor. Almanya’da bunun hukuksal zemini olmadığı için, işyerlerinin korunması uğruna bağımsız bir grev yapmak yasak. Ama sadece yasal olanaklarla kendimizi sınırlayacak olursak, yenilmeye mahkum oluruz. 2004 yılında o greve çıktığımızda birçok yasayı delmiştik. Greve çıktık, fabrikayı işgal ettik, kapıları kapattık, yürüyüş yaptık, yolları kapattık. Başarıyı işte tam da bu araçlarla elde ettik. 2004 grevi olmadan, bugün bu fabrika olmazdı ve bugün yeniden mücadele etmek gerekir mi konusunda sürdürdüğümüz bu tartışma da olmazdı.

 

Yani herkes katılır ve dışarıdan destek olursa, gerici yasaların da aşılabileceğini mi söylüyorsun?

Aynen öyle. Son yıllarda Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinde yaşanan ayaklanmalardan, veya bugün Bosna Hersek’te yaşananlardan öğrenebileceğimiz şey de bu zaten. İnsanlar sokaklara çıkıp hükümetleri deviriyor. Bakarsanız bu da yasal değil. Ama insanlar bir haklarını kullanmak üzere yola çıkıyor. Bu da insanların bilinçlerinde önemli bir sürecin yaşandığını gösteriyor. Sınıf bilincinin nasıl geliştiğini, bu kapitalist sistemin devrilerek sosyalist toplumun inşa edilmesi gerektiğini kavrayan işçilerin sayısının giderek arttığını gösteriyor.

 

Ama işçiler bir takım gerici yasaları delmeden önce, kendilerini aşmak ve mücadele kararı vermek zorunda değil mi?

Elbette, bu son derece şiddetli bir mücadele. İşçi arkadaşların düşüncelerini değiştirmek, „bundan daha fazlasını elde edemeyiz“ demekten vazgeçmelerini ve mücadeleye atıldıklarında karşılaştıkları tehditlere pabuç bırakmamalarını sağlamak hiç de kolay değil. Her arkadaşımızın ailesi ve çocuklarına karşı sorumlulukları var. Ve her biri, GM gibi bir tekele karşı mücadeleye atılmadan önce iyice bir düşünüyor. Hiçbir işçi bu mücadele kararını kolayca vermez.İşte bu yüzden şiddetli çatışmalar yaşanmak zorunda. Dört hafta önce yapılan son işyeri toplantısında işçiler „daha sosyal bir sözleşme değil, işyerlerimizi korumak istiyoruz. IG Metall’den de, şimdi bu mücadeleyi örgütlemesini, kuruluş nedeni olan sorumluluklarını yerine getirmesini talep ediyoruz“ diyordu. Ben bunu çok önemsiyorum. Belirleyici olan soru şu: İşçi yığınlarını bu mücadeleye nasıl kazanabilir, bu mücadeleyi nasıl örgütleyebiliriz? İşyerinde bu tartışmaları sürdürmekten kaçamam. Bu karmaşık ve çetin bir süreçtir. Belirttiğim gibi, biz Bochum’da yaklaşık iki yıldır şiddetli bir tartışmanın içindeyiz. Mücadeleye hazırlanmanın gerekli olduğunu savunuyoruz. Bu konuda önemli başarılar kazandığımıza da inanıyorum. Çeşitli eylem biçimleri gerçekleştirdik. Bu eylemler, işçilerin kendilerine güvenlerini artırdı. Ben, sendikal bağlantılarımızı ille de değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Ama diğer işletmelerdeki arkadaşlarımızla sendikaları beklemeden de ilişki kurabiliriz. Şunu unutmamamız gerekir: Herşeyi belirleyecek olan güç işçilerdir. Mücadele yürütülecek mi, yürütülecekse hangi yöntemler kullanılacak? Tüm bu kararları işçiler vermelidir.

 

Bochum’da Opel’in yanı sıra Outokumpu çelik işletmesi, ayrıca JohnsonControls’un bir bölümü kapatılmak isteniyor. Bu işletmelerdeki işçiler mücadeleyi nasıl ortaklaştırabilir?

Bu çok önemli bir konu ve İG Metall içinde enine boyuna tartışıyoruz. Geçtiğimiz Şubat ayında, Bochum’da  İG Metall Delegeler Toplantısı düzenlendi. Bu toplantıya Opel/GM ve Outokumpu Çelik İşletmesi’nden sendika delegeleri de katıldı. Burada bir kez daha, her işletmenin kendi eylemini değil, Opel, Outokumpu ve Johnson Controls’dan işçilerin ortak eyleminin gerçekleştirildiği bir mücadele günü düzenleme önerisi gündeme getirildi.

 

 

KUTU: İşyeri işçi temsilciliği seçimleri hakkında neler söylemek istersin?

Seçimler Bochum’da 9 Nisan’da yapılacak. Bu sefer de çok sayıda liste seçimlere katılıyor. Toplam altı liste var. Biz Offensiv Listesi olarak üçüncü kez seçimlere katılıyoruz. Bizce temsilcilik seçimlerinin yapılması gerekli ve önemli. Ama en önemli konu olarak görülmemeli.  Bugün asıl derdimiz, mümkün olduğunca mücadeleci temsilcilerin seçilmeleri değil. Bu da elbette önemli, ancak seçimlerde bizce asıl olarak, bundan sonra nasıl bir yol izleneceği, işyerlerinin korunması uğrunda sürdürülecek mücadele konusundaki kararın bir bölümü verilecek. Biz seçimlere, „İşyerleri için mücadelenin zamanı geçmemiştir“ şiarıyla katılıyoruz. Bu konuda işçi arkadaşlarımızla tartışmalar sürdürüyoruz ve onlara, bizi seçmenin yetmeyeceğini, bizimle birlikte harekete geçmeleri gerektiğini anlatıyoruz. Belirleyici olan da budur.

 

* Steffen Reichelt Offensiv Listesi’nden yedek işyeri temsilciliği üyesi ve Opel Bochum Sendika Temsilciliği Başkan Yardımcısıdır.

Serdar Derventli