Ukrayna Nato’nun kızıştırması

Kırım Yarımadası’nın Rusya Federasyonu’na katılımına bağlı olarak bir açıklama yapan Federal Savunma Bakanı von der Leyen, Batı’nın NATO’nun sadece kağıt üzerinde var olmadığını kanıtlaması gerektiğini söyledi.

23 Mart’ta “Bericht aus Berlin” adlı programda konuşan bakan, Nato’nun doğulu partnerlerine, Baltık ülkeleri ve Polonya’ya ‚birbirimizin yardımına koşmaya hazır‘ olduğumuz güvencesini vermesinin zorunlu olduğunu söyledi.  “Nato, tümenlerini sınıra yığmalı” diyen von der Leyen, tümenden sadece hava kuvvetleri kapasitesini anladığını belirtti. Almanya’nın Rusya’ya karşı sertleştirme politikasının en yeni adımı bu.

Almanya ve ABD’nin Ukrayna’da, rejimin şiddet yoluyla değişimini desteklediği açık. Amaç ülkeyi Rusya’ya karşı jeopolitik cephe ülkesi haline getirmek. Bu hedefle, şimdi hükümet ortağı olan eski muhalefetin faşist bölümünü desteklemekten bile çekinmediler. Federal Dışişleri Bakanı Walter Steinmeier, defalarca faşist Swoboda partisinin şefi Oleg Tjahnybok’la görüştü. Die Linke’nin (Sol Parti) bir soru önergesine cevap veren hükümetin bile aşırı sağcı olarak nitelediği bu parti, sadece aralarında Ukrayna için çok önemli olan Tarım Bakanlığı da dahil olmak üzere hükümette üç bakanlık almakla yetinmedi, başbakan yardımcılığı, çok sayıda valilik ve cumhuriyet savcılığını da eline geçirdi.

Swoboda milletvekilleri, 2013 yılında NPD’nin davetlisi olarak Dresden parlamentosunu da ziyaret etmişlerdi. Ukrayna’da kurulan yeni hükümette başkaca faşistler de yer almakta. Örneğin Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Andrew Parubi, Rechter Sektor-Sağ Sektör- organizasyonunun mensubudur. Bu durum örneğin, Beate Zschaepe’nin federal savunma bakanlığına getirilmesiyle karşılaştırılabilir. AB eski komiseri sosyal demokrat Günter Verheugen, Deutschlandfunk’taki bir röportajında Yeşillerin ve Federal Hükümet’in Swoboda taraftarlarının faşist ideolojilerini zararsız gösterme çabalarını açıkça eleştirdi: ‚Rus düşmanlığı, Yahudi düşmanlığı ve Polonyalı düşmanlığıyla hareket ediyorlar. Bu açıkça milliyetçiliktir, aşırı, utanmazlık boyutunda milliyetçiliktir. Ukrayna’ya atom silahlarının yerleştirilmesini savunuyorlar.‘ Verheugen, CDU-CSU-SPD ve Yeşiller fraksiyonlarından farklı olarak Swoboda’nın katılımıyla kurulmuş yeni Ukrayna hükümetiyle birlikte çalışmayı reddetti: ‚Ben bu hükümete böyle bir perspektifin sunulmamasından yanayım. Tersine onlara demokratik olmayan güçlerle oluşturdukları birliğin bizim tarafımızdan kabul edilemeyeceği açıkça bildirilmelidir.‘

Ukrayna’da faşistlerin haftalar süren şiddet eylemleriyle elde edilen darbe Ukrayna ile AB arasındaki işbirliği antlaşmasının Janukowitsch tarafından imzalanmaması üzerine başladı. Bu çatışmalar Şubat ayında Kiev Maidan’da 80 kişinin ölümüyle sonuçlanan bir katliama dönüştü. AB Dış Politika Sorumlusu Baroness Catherine Ashton’la Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet arasında gerçekleşen ve gizlice dinlenen bir telefon görüşmesinin kayıtlarına göre göstericiler ve güvenlik güçlerini öldüren silah cinsi aynıydı. O zamanki muhalefetin ölümlerde rolünün olup olmadığı bilinmiyor. Yeni hükümet bu konuda uluslararası bir araştırma yapılmasına karşı çıkıyor.

Yeni Ukrayna Hükümeti, Anayasa ihlaliyle gerçekleşti. Bu nedenle de komünist milletvekilleri azınlık dilleriyle ilgili düzenlemede oy kullanamadılar. Rusça’nın ikinci devlet dili olması yasaklandı. Bu değişikliğe  yönelik AB’den gelen eleştiriler karşısında yeni devlet başkanı yasayı henüz imzalamadı. Ancak hükümet internet sayfasında ülkede durum normale döndüğünde Rusça ve diğer azınlık dillerine karşı engellemelerin hayata geçirileceği net bir şekilde açıklandı. Özellikle Ukrayna’nın doğusundaki Kırım yarımadasındaki Rusça konuşanlar arasında bu adım merkezi hükümete yönelik büyük bir güven kaybına yol açtı.

Kırım otonom cumhuriyeti parlamentosu 16 Mart’ta Rusya Federasyonu’na katılım konusunda bir referanduma gitti. Katılım oranının yüzde 80 olduğu referandumda halkın yüzde 95’i  katılım yönünde oy kullandı.  Bu sonuçta belirleyici olan Rusya’daki toplumsal koşulların daha iyi olmasıydı. Tartışmalı olan ise Rusya’ya katılımın devletler hukuku açısından uygun olup olmadığıydı. 90’lı yıllarda Nato ülkeleri Balkan ülkelerinin tek yanlı bağımsızlık ilanlarını kabullenerek tek yanlı bağımsızlık ilanlarının kabul edilmesiyle ilgili örnek kararlar çıkarılmasına neden olmuştu.  Batı ülkelerinin Irak ve Libya’da olduğu gibi uluslararası hukuku çiğneyerek yaptıkları işgaller de  buna eklenebilir.  Bu nedenle Almanya ve ABD’nin  Rusya’ya devletler hukukunu çiğnediği gerekçesiyle karşı çıkışları inandırıcı değil.

Medyada bu sertleştirme politikası her yolla yaygınlaştırılıyor. Kim ki Rusya’ya uygulanacak yaptırımlara karşı çıkan, Ukrayna’daki hükümeti faşist olarak niteleyen, Rusya ile anlaşmayı savunan herkes Kremlin’in kölesi olarak niteleniyor.  Sol Parti Dış Politika uzmanı Sevim Dağdelen de faşizm uyarısında bulunduğu ve Yeşiller partisinin durumu iyimser gösterme tavrını eleştirdiği için bu durumla karşı karşıya kaldı. Ana akım medyanın Dağdelen’e saldırıları arasında ‚fanatik Putin çizgisi savunucusu‘ (SZ, 19.03.14), Parlamentoda Putin’in ajanı‘ (SZ, 19.03.14) da, ‚Federal Parlamentodaki, en çığırtkan Putin savunucusu‘ (DIE WELT, 23.03.14) yer alıyor.  Sol Parti Fraksiyon Başkan Yardımcısı Sahra Wagenknecht’le ilgili olarak da Yeşiller fraksiyonu yöneticileri Cem Özdemir ve Katrin Göring-Eckardt  Sahra’yı maskeli askerlerin yanı başında gösteren ‚Sol Parti ilk kez dış müdahaleye evet dedi.‘ yazılı bir afiş hazırlattı.

Kırım’ın Rusya Federasyonu’na katılımının kabullenilmesi, çatışmaya dayalı politikanın sertleşmesinin çıkış noktası oldu.

ABD ve AB, Rusya’ya karşı ekonomik yaptırımlara da yol açacak yaptırımlar uygulayacaklarını açıkladılar. Amaçlanan  Rusya’yı jeopolitik aktör ve rakip olarak devre dışı bırakmaktı. Bu amaçla 1989’daki karşılıklı teminata rağmen zaman zaman Nato Rusya sınırına dayandı. Roket konuşlandırılarak Rusya’nın atom silahı potansiyeli yok edilmek isteniyor. Rusya’ya yaptırımlar uygulanması planlanırken AB, faşistlerin de katılımıyla kurulan Ukrayna hükümetine 11 milyar Euro’luk maddi yardımda bulundu. 21. Yüzyılda bir tabu yıkımı…Nato emperyalizminin Rusya’ya karşı bu yeni soğuk savaş stratejisine Karl Liebknecht’in sözüyle cevap verelim: ‚Baş düşman kendi ülkendedir!‘

Martin Hantke