1 Mayıs’a hazırlanırken…

1mai

Bu yıl 1 Mayıs’a yoğun bir gündemle giriyoruz. Şüphesiz işçi ve emekçilerin ilgisini ilk etapta yüzlerce işyerinde hala devam eden işyeri temsilcilikleri seçimleri, kamu işkolunda sonuçlanan ve Telekom, Lufthansa, inşaat ve diğer işkollarında devam eden toplu sözleşmeleri çekiyor. Sermaye ve hükümetinin emeklilik ve asgari ücret yasa taslakları, sağlık reformu hazırlıkları olduğu gibi özünde grev hakkını kısıtlama girişimi olan “TİS birliği sağlama” (“Tarifeinheit”) girişimi de işçi ve emekçilerin gündeminde.

İster emeklilik, ister asgari ücret, isterse sağlık reformu hazırlıkları olsun; bütün bunlar işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik değil aksine kötüleştirmeye yol açacak girişimlerdir.

“Emeklilik reformu” başlığı altında güya 45 yıl aidat ödeyen işçi ve emekçilerin, emeklilik maaşlarında bir kesinti olmadan emekliye ayrılmaları sağlanacakmış gibi propaganda yapılıyor. Sermaye örgütleri, “erken emekliliğe ayrılma furyası” başlayacağı uyarıları yaparak hükümetin derhal bu planlarından vazgeçmesini talep ediyorlar. Emekçilerin “danışıklı dövüş” diye tabir edeceği bir durumla karşı karşıyıyız aslında. Geniş emekçi yığınları içinde 67’de emekliliğe (mezarda emeklilik!) karşı tepki giderek artarken hükümet sözde bir reformlar güya emekçiler lehine bir şeyler yapıyor gibi görünüyor – sermaye kesimi ise veryansın ediyor. Tabi bu arada sendika bürokrasisi de hükümete ‘bu çabalarından dolayı’ teşekkür ediyor..

Benzeri bir durum asgari ücret yasasıyla ilgili yaşanıyor; “asgari ücret” adı altında düşük ücretli işleri kalıcılaştırma, genel ücretler üzerinde baskı kurulması hedefleniyor.

Önümüzdeki süreçte sağlık alanında da aynı taktikle karşılaşacağız. Bir süre önce hükümet sözcüsü, “sağlık alanında yapılacak yeni düzenlemeyle aidatlar düşürülecek, çalışanların yükü azaltılacak” demişti. 7 Nisan günü Federal İstatistik Dairesi, “sağlık alanında harcama patlaması” başlığı altında yayınladığı bir raporla bu tartışmaların startını verdi.

Diğer taraftan, “Bir işyeri – bir sözleşme” (Ein Betrieb – ein Tarifvertrag”) başlığı altında üç-beş yıldır devam eden tartışmalarda hükümet, “Ülke genelinde TİS birliğini sağlama” (“Tarifeinheit”) adına grev hakkını kısıtlamak istiyor. Özellikle meslek gruplarının örgütlü olduğu sendikaların grevleri gerekçe gösterilerek, “küçük bir grubun bütün bir ülkeyi esir almasına göz yumamayız” deniliyor. Fakat amaçlanan bütün işçi ve emekçilerin grev hakkını kısıtlamak olduğu Ver.di sendikasının Hessen’de özel güvenlik şirketlerinde çalışan emekçileri greve çağırdığında bir kez daha görüldü. Yaklaşık 5 bin emekçiyi uyarı grevine çağıran sendika, Frankfurt Havaalanı’nda uyarı grevini 21 saat sürdürdü. Sermaye ve hükümetinin tepkileri yine aynıydı: Küçük bir grubun bütün bir ülkeyi esir…

Bütün bu konular önümüzdeki 1 Mayıs’ta işçi ve emekçilerin alanlara taşıması gerektiği konuların başında geliyor: Asgari ücret 10 Euro net olmalı ve istisnasız herkesi ve bütün işkollarını kapsamalı, 67’de emekliliğe hayır, Grev hakkından elinizi çekin.

***

GroKo’nun (‘Büyük Koalisyon’) 100. gününü geride bırakırken emeklilik ve asgari ücret yasa taslakları, sağlık reformu hazırlıkları, “yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki” adı altında tekellere milyarların hibe edilmesi, Almanya’nın üretim merkezi olarak rekabet gücünü artırarak korunması, ordunun yeniden yapılanması iç politikada öne çıkan gündemler. Dış politikada ise, bitmeyen “Euro-Krizi” ve buna bağlı olarak ülkeleri, bankaları… kurtarma girişimleri, Avrupa Merkez Bankası’nın önümüzdeki süreçte ayda 80 milyar Euro’yu piyasaya sürme planları, AB’nin Afrika’ya askeri müdahaleleri, ABD/AB emperyalistleri ile Rus emperyalizmi arasında bu kez Ukrayna üzerinden devam eden çatışma…

Bütün bu gelişmeler de işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşullarını yakından ilgilendiren gelişmeler olduğu gibi değişik alanlarda sürdürülen mücadelelerin birbirileriyle bağlantılarını ortaya koymaktadır. 1 Mayıs alanlarına yukarıda belirtilen taleplerin yanı sıra “Savaşa Hayır, Emperyalistler Ukrayna’dan defolun! – AB/ABD ve Rusya – Ukrayna’dan elinizi çekin!, Troyka’nın tasarruf politikalarına hayır” gibi talepleri alanlara taşıyarak emekçileri emperyalist politikalara karşı duyarlı kılmaya çalışmalıyız.

İçinden geçtiğimiz dönem bir kez daha gösteriyor ki, emekçi yığınların birikmiş sorunlarının çözüm bulması,  hükümet eliyle değil, hükümet üzerinde kurulacak baskıyla sağlanacaktır. Sorunların hangi düzeyde çözüleceği, hakların ne kadar alınacağını belirleyecek olan, emekçi yığınların oluşturacağı baskının derecesine bağlıdır. Emekçilerin birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı sorunları daha da artmış olarak karşılayan göçmen emekçiler de, yerli emekçilerle birleştiği ve bu baskı gücünü arttırdığı ölçüde insanca çalışma ve yaşama koşullarına yaklaşabileceklerdir.