Bir baba adalet arıyor

İsmail Yozgat acılı bir baba. Bu acısını Münih’teki Nymphenburger Caddesi üzerinde bulunan Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin “A 101” nolu salonda devam eden NSU Davası’nın duruşmalarında fırsat buldukça haykırıyor. Hem de yüksek sesle. Bazen davanın baş sanığı Beate Zschaepe’nin bazen de oğlu öldürüldüğünde internet cafede bulunan istihbarat elemanı Temme’nin yüzüne…

Nasıl haykırmasın ki… Kassel’den Münih’e her yolculuk onun için, oğlunu aramızdan alıp götürenlerin arkasında kimlerin olduğunun ortaya çıkarılması için bir umut. Zira, İsmail Yozgat ve eşinin acısı öyle dayanılabilecek, unutulabilecek acılardan değil. Tarifi zor.

21 yaşına kadar yanı başında tuttuğu oğlu Halit Yozgat’ın işsizlikten kurtulması, rahat bir hayat sürdürebilmesi için elindeki birikimiyle Kassel’de Hollanda Caddesi’nde bir internet cafe açmıştı. Baba, anne ve oğul tarafından nöbetle işletilen bu internet cafe, nereden bilsinler ki sonradan Halit için ölümle randevulaşma yeri olacak.

6 Nisan 2006’da eşiyle birlikte doğum günü olduğu için çarşıya hediye almak için çıkan İsmail Yozgat, saat 17.01’de dükkana geri döndüğünde oğlunu girişteki masanın arkasında kanlar içinde buldu. Çığlık atıp yardım istediğinde internet cafedeki müşteriler, komşu esnaflar, yoldan geçenler yardıma koştu. Ama, geç kalmıştı… Halit’i kurtarmak artık mümkün değildi.

 “TEMME! SANA GÜVENMİYORUM”

Polis kayıtlarına göre, Halit Yozgat 6 Nisan 2006’de saat 16.53 ila 17.01 arasında içeriye giren maskeli iki kişi tarafından kafasına kurşun sıkılarak öldürülmüştü. Silah tanıdıktı: Çeska 83, 7.65 kalibre. İki gün önce de Dortmund’da Mehmet Kubaşık aynı silahla katledilmişti.

Cinayet sırasında internet cafede 5 değil 6 kişinin olduğunu tespit eden polis, bu altıncı kişinin, cinayetten hemen sonra olay yerinden uzaklaşarak izini kaybettiren Hessen Eyaleti Anayasayı Koruma Örgütü elemanı Andras Temme olduğunu tespit etmiş ve 21 Nisan 2006’da gözaltına alarak ifadesini almıştı.

İlk önce cinayet günü internet cafede olmadığını ileri süren Temme, daha sonra belgeler ortaya çıkınca kabul etmek zorunda kalmıştı.

Polise verdiği ifadeler çelişkilerle dolu Temme, bugüne kadar Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde beş kez tanık sandalyesine oturdu. Hiçbirinde mahkeme heyetini ikna edemedi. Çelişkiler çelişkileri doğurdu. 15 Nisan 2014’deki 106. duruşmada ise bu kez baba İsmail Yozgat ile Temme yüzleştirildi. Daha doğrusu baba Yozgat içindekileri, aklından geçenleri mahkeme huzurunda. Temme’nin yüzüne haykırdı. Ama, mahkeme Başkanı Manfred Götzl, sadece soru sorulmasina izin verebileceğini belirterek, salondan çıkarılan Temme’yi yenden tanık sandalyesine davet etti. Hem de Temme’nin suçsuz olduğuna inandan Federal Savcılığın itirazında rağmen…

Bu elbette salonda bulunan İsmail Yozgat ve eşi için zor bir andı. 8 yıl önce internet cafenin daimi müşterisi olduğu için yakından tanıdıkları, sohbet ettikleri Temme’nin aslında bir ajan olduğunu öğrenmiş, çocuklarının öldürülmesinde rol oynadığı kanısındaydılar. “Eski dost”, geriye kalan hayatlarını cehenneme çeviren yanıtsız soruların kilidini elinde tutuyor, ama karanlık odaları aydınlatacak kapıların açılmasına  izin vermiyordu.

İsmail Yozgat’ın anlattıklarına göre, Temme haftada en az iki kez ve her seferinde en az iki saat internette kalmak suretiyle internet cafeye uğruyormuş. Hal böyle olunca da, Temme ile Yozgat Ailesi arasında bir samimiyet kurulmuş, dostluk oluşmuş. Buna rağmen gerçek adını ve ne iş yaptığını hiç bir zaman öğrenmemişler. İnternet cafeye hep yalnız geliyormuş, Halit’le de iyi bir diyalogu varmış. Tek bir sefer yanında bir kadın varmış. Daimi müşteriye hizmet de ayrı olmuş. Çoğu zaman para alınmadan kendisine kakve ya da çay ısmarlanmış.

Bunun için baba Yozgat şimdi mahkemenin huzurunda, “Hadi hiç bir şeyi hatırlamıyorsun, sana parasız verdiğim çay ve kahveyi de mi hatırlamıyorsun Temme!” diye haykırıyor.

Cinayet sırasında internet cafede olduğu görüntülerle tespit edilen Temme’nin yerde yatan oğlunu görmemesinin mümkün olmadığını söyleyen Yozgat, görüntülerde bilinçli olarak oğlunun olduğu yere bakılmadığını anlatıyordu.

Baba Yozgat’ın öfkeyle sorduğu soruların tümüne Temme, “Olabilir”, “Hatırlamıyorum” şeklinde yanıt verdi. Bu türden açıklamalara tepki gösteren baba Yozgat, “Sana güvenmiyorum Temme! Nasıl her şeyi bu kadar kolay inkar ediyorsun” diye tepki gösterdi.

Avukatların çelişkileri açığa çıkarmak, cinayetle bağlantısını ortaya çıkarmak için yönelttiği soruların çoğu da yanıtsız kaldı. Zira, ilk duruşmalara göre Temme’nin daha sakin ve kendisine güvenli şekilde sorulara yanıt vermesi, “tanığın bir istikrar tutturduğu” şeklinde değerlendirildi.

Avukatlardan biri doğrudan, “Halit Yozgat’ı sen mi öldürdün?” diye sordu, yanıtı soğuk bir şekilde “Hayır”dı. Cinayetin Temme tarafından işlendiğine Federal Savcılık da inanmıyor. Ama öldürenlerle bağlantılı olup olmadığı, planlamada rolünün bulunup bulunmadığı en büyük sır.  Anne Yozgat de “Oğlumun öldürenlerin hakkında bir şeyler saklıyor” diyor.

Temme’nin cinayet sırasında neden olay yerinde olduğu sırrı çözülmeyene kadar Yozgat Ailesi Temme’nin peşini bırakmayacak. Zira ifadesindeki çelişkiler, bağlantı içerisinde olduğu Neonaziler, onun hiç de tesadüfen internet cafede olmadığını ortaya koyuyor.

ADALETE GÜVEN Mİ?

Halit Yozgat, NSU’nun en sonuncu ve en genç kurbanı. Son olmasıyla Temme’nin olay yerinde olduğu arasında bir bağlantı olabilir mi? Ne yazık ki, mahkeme bu soruyla pek ilgilenmiyor. Eğer bir bağlantı varsa bu Temme’nin diğer cinayetler hakkında da bilgi sahibi olduğu ihtimali güçleniyor.

İsmail Yozgat, Mevlüde Genç’ten sonra Neonaziler tarafından çocukları öldürülen aileler adına adalet arayanların sembolü oldu. Resmi anmalarda aileler adına o konuştu. Devletin tazminat tekliflerini elinin tersiyle itti ve “O paraya elimi sürmem” dedi. Bir yıldır kendi imkanlarıyla vakit buldukça Kassel’den Münih’e gelerek adalet arayışını sürdürüyor. Ve “Sonuna kadar sürdüreceğim” diyor.

Davanın başlamasının üzerinden bir yıl geçtiği, bunca tanık dinlendiği halde ve tetiği çeken Uwe Mundlos ve Uwe Böhnhardt’ın arkasında kimler olduğunun açığa çıkmamasına rağmen o umudunu koruyor. “Sonunda güzel şeyler olacak. Ben hakime güveniyorum. Adalet yerini mutlaka bulacak” diyor. Temme’nin gerçekleri söylemediğine emin. “Bir şeyler saklıyor. Ben onun oğlumu öldürdüğünü söylemiyorum. Ama oğlumun öldürülmesi konusunda çok şey biliyor. Bu nedenle bildiklerini anlatmasını istiyoruz. Öyle ‚bilmiyorum hatırlamıyorum‘ demekle kurtulamaz” diyor.

Halit Yozgat cinayeti, NSU cinayetlerinin en zayıf halkası. Bu halkanın kilidi de istihbarat örgütü elemanın elinde. Anahtarı onun elinden alıp yanıtsız soruları aydınlatacak kapıları açmak ise mahkemenin elinde…

 

 

Sadece sanıklar için değil,

arkasında kimler olduğunu ortaya çıkarmak için buradayız

 

Yozgat Ailesi’nin Avukatı Thomas Bliwier, NSU Davası’nın birinci yılını gazetemizde değerlendirdi.

Sayın Bliwier, NSU Davası’nın başlamasının üzerinden yaklaşık olarak bir yıl geçti. Şu anda hukuksal olarak davanın hangi aşamasındayız?

Şu anda davanın tam olarak neresinde olduğunu söylemek zor. Deliller değerlendirilmeye devam ediliyor. Zamanlamaya baktığımızda ortasına olduğumuzu söylemek de zor.

 

Başından beri pek çok kişi ve kesimin bu davadan beklentisi hayli yüksek. Özellikle istihbarat örgütü elemanlarıyla sanıklar arasında nasıl bir ilişkinin olduğu merak ediliyor. Bu konuda aradan geçen bir yıl içerisinde istibatla zanlılar arasında somut bir bağlantı ortaya çıktı mı?

Bu ana kadar bu konuda en büyük ilerleme, Hessen Anayasayı Koruma Örgütü elemanının mahkeme karşına tanık olarak getirilmesi oldu. Bu bizim için yeni ve önemli. Ayrıca bir çok yeni delil başvurusunda bulunduk. Başka istihbarat elemanlarının da dinlenmesini sağladık. Önümüzdeki dönem başka bir istihbarat elemanı olan Tino Brandt’ı dinleyeceğiz. Onu dinlediğimizde bugüne kadar bildiklerimizden daha fazla şey öğreneceğimize eminim.

 

Halit Yozgat’ın öldürülmesi diğer cinayetlerden olay yerinde istihbarat elemanı olmasından ötürü farklılık içeriyor. İstihbarat elemanı Temme beş kez davada tanık olarak dinlendi. Siz Yozgat Ailesi’nin avukatı olarak açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Temme’nin söyledikleri kesinlikle inandırıcı değil. Şuna eminim ki o doğru söylemiyor. Mahkeme karşısında doğruları söylememesi, bağlı bulunduğu Anayasayı Koruma Örgütü’nden destek görmesinden kaynaklanıyor. İstihbarat örgütünün neden bu kadar destek verdiğini öğrenmek için de delil başvurusunda bulunduk.

 

İsmail Yozgat, mahkemenin huzurunda daha önce Temme’yi yakından tanıdıklarını söyledi. Peki gerçek adını ve ne iş yaptığını biliyorlar mıydı?

Tabiki bilmiyorlardı. Kafeye sürekli gittiği için Yozgat Ailesi de onu dostça karşılamış. Böylece aralarında bir ilişki oluşmuş.

 

Davanın başında beklentiler çoktu. Siz avukat olarak bundan sonraki süreçten umutlu musunuz?

Baştaki beklentilerin bir kısmı yerine geldi. Ceza Davası’nda mahkeme ancak karşısına çıkarılan sanıklarla ilgili işlem yapıyor. Özellikle Yozgat Ailesi dava sürecinde sesini duyurdu.

 

Federal Savcılığa sorular yönelttiğimizde genellikle politik yönlere girilmiyor. Sizce bu dava siyasi bir dava değil mi?

Elbette siyasi bir dava. Davanın sadece mahkeme karşısında yargılanan beş kişiyle ilgili olduğu yönünde Federal Savcılık’ın söyledikleri doğru değil. Federal Savcılık sürekli devlet kurumlarının eleştirilmesini engelliyor. Elbette burada sanıkların suçluluğu önemli ancak bütün arka plan da önemli. Bu nedenle sorun sadece mahkeme karşısında çıkarılanlarla sınırlı değil. Biz bu nedenle bu davadayız.

 

 

NSU tanığı ajanın şüpheli ölümü

 

Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde devam eden ırkçı terör örgütü NSU davasında tanık olarak dinlenmesi planlanan istihbarat elemanı Thomas Richter’in şüpheli şekilde öldüğü açıklandı. Der Spiegel dergisinde yer alan habere göre, “Corelli” kod adlı ajan, Mart ayı sonunda Bielefeld yakınlarındaki evinde ölü bulundu. Haberde, bu bilginin Federal Anayasayı Koruma Örgütü tarafından Federal Parlamentoda istihbarat örgütlerinin çalışmalarını denetlemekten sorumlu Parlamento Kontrol Komisyonu’na verildiği belirtildi.

Thomas Richter, bütün ısrarlara rağmen istihbarat örgütü elemanı olduğunu konusunda açıklama yapmamıştı. Ancak, Doğu Almanya’daki neonazilerin çalışmaları hakkında devlete bilgi verdiği için “itirafçılar” programından yararlanarak koruma altında alınmış ve Bielefeld yakınlarındaki Schloß Holte-Stukenbrock’da kendisine sağlanan yeni kimlikle yaşamını sürdürüyordu.

Spiegel’in haberine göre ceset üzerinde yapılan incelemede, ajanın bir dış müdahale olmadan diyabet hastalığından öldüğü ifade edildi. Ancak, istihbarat kaynaklarına dayandırılarak verilen bu bilginin ne kadar doğru olduğu belli değil. Ajanın kısa bir süre içerisinde NSU davasına çıkarak tanıklık yapması bekleniyordu.
1994-2012 yılları arasında Anayasayı Koruma Örgütü için ırkçı örgütler içerisinde ajanlık yapan Thomas Richter, 2000-2007 yılları arasında 9 göçmen esnafı ve bir polisi öldüren NSU’lu teröristler Uwe Mundlos, Uwe Böhnhardt ve Beate Zschaepe ile yakın irtibat halindeydi. Ayrıca, 1995’de “Corelli” ile Uwe Mundlos arasında görüşmelerin yapıldığı da tespit edilmişti. Zira Thomas Richter hakkındaki bilgiler, 1998’de Beate Zschaepe tarafından kiralanan Jena’daki bir garajda bulunmuştu.

 

NSU İSMİNİ İLK O YAZDI

NSU tarafından cinayetler işlendiğinde Saksonya Anhalt eyaletinde pek çok ırkçı örgütle bağlantılı olan Richter, ırkçı içerikli internet siteleri kurmuş, “Nationaler Beobachter” adlı bir gazete yayınlamıştı. NSU ismi de ilk olarak Richter’in desteklediği, NPD Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Parlamentosu Milletvekili David Petereit’in sahibi olduğu “Der Weiße Wolf” (Beyaz Kurt) adlı yayının 2002 tarihli 18. sayısında telaffuz edilmişti. Söz konusu yayında “Meyveleri taşıdığı için NSU’ya teşekkürler, mücadele devam ediyor” deniliyordu.

“Blood & Honour” adlı ırkçı örgütle de bağlantı içinde olan Richter, 1990’lı yıllardan itibaren European White Knights of the Ku Klux Klan (EWK KKK) adlı örgüte üye olan NPD Gençlik Örgütü Başkanı Michael Schaefer ile de bağlantı içindeydi. Daha sonra Baden-Württemberg eyaletinde öldürülen Polis Memuru Michele Kieserwetter’in de görev yaptığı karakolda iki polisin de EWK KKK üyesi olduğu da ortaya çıkmıştı.

1994’ten itibaren “Corelli” kod adıyla Federal Anayasayı Koruma Örgütü hesabına çalışan Richter’in devletten toplam 180 bin Mark aldığı daha sonra saptanmıştı. 2012’ye kadar ajanlık yapmaya devam eden Richter’in “Tanık Koruma Programı”na dahil edildi ve yeni bir kimlikle İngiltere’de yaşadığı ileri sürülmüştü. Tanık olarak NSU davasında dinlenmesine az bir süre kala Thomas Richter’in ölü bulunması, ırkçı örgütün arkasındaki güçlerin ve gerçeklerin açığa çıkmasını engelleme girişiminin bir parçası olup olmadığı kuşkularını arttırmış görünüyor.

Benzer bir gelişme daha önce de Baden Württemberg eyaletinde yaşanmıştı. NSU tarafından katledilen Polis Memuru Michele Kieserwetter’in ölümüyle bağlantılı olduğu, ırkçı çevrelerle ilişkili Florian H.’nin tam da Eyalet Asayiş Dairesindeki özel araştırma birimiyle bulaşacağı gün öğle saatlerinde ölmesi kuşkuyla karşılanmıştı. (YH)

YÜCEL ÖZDEMİR / MÜNİH