Haydi 1 Mayıs’a!

1mayis

Uluslararası işçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’a Avrupa’da milyonlarca işçi ve emekçi işsizlik ve yoksulluk içinde girecek. AB ülkelerinde 30 milyona yakın emekçi işsiz ve bu işsizlerin yüzde 29’una ne işsizlik nede bir başka yardım verilmiyor. Dolayısıyla işsiz kalan emekçilerin kısa sürede yoksulluğun içine düşüyorlar. Avrupa İstatistik Dairesi Eurostat’ın verilerine göre 124,5 milyon insan yoksulluk ve dışlanma tehdidi altında yaşıyor. Yardım kurumu Kızıl Haç’ın 2013 raporuna göre AB genelinde 43 milyon insan günlük yiyecek ihtiyacını karşılayamayacak düzeyde.

İşsizlik, güvencesiz işler ve yoksulluk Almanya’da da gündemde. Mart ayında yayınlanan resmi işsizlik raporunda 3 milyon emekçi işsizdi. Bu işsizlerin sadece 991 bini işsizlik parası alıyor, geri kalanlar Hartz IV yardımına başvurmak zorundalar. Ayrıca toplam 6 milyondan fazla emekçi Hartz IV yardımı ile geçinmek zorundalar.

KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞANLAR ARTIYOR

Hükümet partileri işsizlik rakamlarını düşürmekle övünürken, ülkede düşük ücretli işlerde çalışan emekçilerin sayısında adeta rekor kırılıyor. Duisburg/Essen Üniversitesine bağlı İş ve Kalifiyeleşme Enstitüsü (IAQ) tarafından yapılan bir araştırmaya göre de, 2013 yılında Almanya’da her dört emekçiden birisi (yüzde 24,3) düşük ücretli bir işte çalışıyordu. Bu da 8,4 milyon emekçiye denk düşüyor.

Bu rakam tam gerçeği yansıtmıyor. IAQ tarafından 2014 Ocak ayında yapılan açıklamada, “Aldıkları ücret yeterli olmadığı için 3,1 milyon işçi düşük ücretli ikinci bir işte çalışmak zorunda” deniliyor. Buda düşük ve güvencesiz işlerde çalışanların 11,5 milyon civarında olduğu anlamına geliyor. Bu da milyonlarca emekçinin çalıştığı halde yoksulluk içerisinde yaşadığını bir kez daha gösteriyor.

Gençler arasında düşük ücretli işlerde çalışanların oranı yüzde 50’inin üzerindeyken bu oran kiralık işçi olarak çalışanlar da ise yüzde 67 oranında! Çalıştıkları işten aldıkları ücret yetmediği için ek olarak Hartz IV yardımı almak zorunda olan işçilerin sayısı ise 1,3 milyon dolayında. Kızıl Haç’ın 2013 raporunda, “Almanya’da çalışmasına karşın aldığı ücret yetmediği ve devlet yardımı alamadığı için sosyal kurumlar toplam 600 bin kişiye değişik biçimlerde (yiyecek, giyecek, kira yardımı vb.) yardım vermek zorunda kaldılar” denildi.

ASGARİ ÜCRET 10 EURO NET OLMALI!

Hükümet tarafından gündeme getirilen 8,50 Euro (brüt) düzeyindeki yasal asgari saat ücret bu tür işlerde çalışan işçi ve emekçilerin sorunlarını gerçek anlamda çözmeyeceği şimdiden biliniyor. Tam gün bir işte 8,50 Euro brüt saat ücreti karşılığında çalışan bir emekçinin eline geçeçek net maaş bugün Hartz IV (kira ve yakıt yardımıyla birlikte) yardımının sınırında olacağı biliniyor.

Asgari ücretin düzeyi, öngörülen istisnalar ve bütün işkollarında yürürlüğe girmesinin 2018’in başına kadar uzaması hükümetin niyetinin işçi ve emekçilere iyilik yapmak olmadığını ortaya koyuyor; Bu düzeydeki bir asgari ücretle asıl olarak Almanya genelinde düşük ücretli işlerin kalıcılaşmasına bir kılıf uydurulmak istendiğini ortaya koyuyor!

Asgari ücretin işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım gibi zorunlu ihtiyaçlarının yanı sıra onun kültürel ve sosyal ihtiyaçlarını karşıladığı gibi bir sınıf olarak soyunu sürdürebilmesini de sağlayacak düzeyde bir ücret olmalıdır. Bu yönde atılacak bir ilk adım ise 8,50 Euro brüt değil ancak 10 Euro net ücret olabilir!

EŞİT İŞE EŞİT ÜCRET – HER YERDE!

Uluslararası işçi hareketinin en önemli talepleri arasında ilk sıralarda gelen “Eşit işe eşit ücret” talebinden Almanya’da her geçen gün uzaklaşmaktayız. Örneğin BMW, Daimler, Opel, Ford ve Volkswagen gibi otomobil tekellerinde yıllardır farklı ücret sistemleri yürürlükte.

IG Metall sendikasının Leipzig Şube Başkanı Bernd Kruppa, bölgede bulunan BMW fabrikasındaki işçiler arasında 5 sınıflı bir sistemin var olduğunu söylüyor. BMW’nin kadrolu işçisi (1.sınıf), BMW’nin kiraladığı işçiler (2.sınıf), taşeron şirket işçileri (3.sınıf), taşeron şirketin kiraladığı işçiler (4.sınıf) ve taşeron şirket üzerinden çalışan ve süreli iş sözleşmesi olan kiralık işçiler (5.sınıf).

Özellikle otomobil tekellerinde gerçekleşen değer yaratımının yaklaşık %80’inin tekel dışı gerçekleşmesi bu tür düşük ücretli işlerin tekelci sermaye açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor. Bu oran aynı zamanda taşeron firmalarda olduğu gibi yan sanayide çalışan emekçiler üzerindeki baskıyı ve sömürü yoğunluğunu da ortaya koymakta.

Bu durum metal, elekro, kimya ve diğer sanayi dallarında bugün artık çok olağan sayılmakta ve bürokratik işbirlikçi sendika bürokrasisi tarafından, “Üretim merkezi Almanya’nın rekabet gücünü koruma” adına sineye çekilmekte hatta özel toplu sözleşmelerle desteklenmekte! Bu nedenle “eşit işe eşit ücret” talebi geçmişte olduğu gibi bugünde sınıf mücadelesinde öne sürülecek en önemli talepler arasında olmalıdır.

Ayrıca “eşit işe eşit ücret” talebini sadece 8 Mart günü kadın emekçilere şirin görünmek için gündeme getiren ve bir daha ki 8 Mart’a kadar her hangi bir adım atmayan sendika bürokratlarına, sermaye ve hükümetlerine karşı mücadele içinde de sürekli gündemde tutulması gerekiyor.

MEZARDA EMEKLİLİĞE VE YAŞLILIKTA YOKSULLUĞA HAYIR!

CDU/CSU/SPD büyük koalisyonunun işçi ve emekçilere “büyük iyilik” olarak sunduğu “63 yaşında, tam emekli maaşıyla emeklilik” geçici bir uygulama olduğu gibi çok sınırlı bir kesimi kapsamakta. Onyıllarca çalışan, yıllarca işsizlik ve yoksullukla ayakta durmaya çalışan milyonlarca işçi ve emekçiyi hala mezarda emeklilik denebilecek 67’de emeklilik ve yaşlılıkta yoksulluk bekliyor.

Emeklilik yaşını 67’e çıkartırken sermaye partileri her türlü akıl ermez gerekçeyi ileri sürdüler. Emeklilik kasalarının boşaldığı ve kalifiye elaman eksikliği en çok gündeme gelen gerekçeler arasındaydı. Emeklilik kasalarının boşalmasının sorumlusu işçi ve emekçiler değil bu kasalara ödenmesi gereken işveren payını sürekli aşağı çeken, bu kasalarda biriken paraları farklı yerlere harcayan sermaye partileridir!

Eğer bu ülkede “kalifiye elaman eksikliği varsa” bu meslek eğitim yeri bulamayan milyonlarca gencin değil gençlere meslek eğitim yeri sunmayan sermayenin suçudur!

Haftalık çalışma süreleri olduğu gibi emeklilik yaşı da radikal biçimde aşağı çekilmeli ve işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Hiç kimsenin yaşlılıkta yoksul kalmaması için bütün emeklilere yeterli düzeyde emeklilik güvencesi verilmelidir!

KAPSAMLI BİR GREV HAKKI!

İşçi ve emekçilerin grev haklarını en az kullandığı ülkelerin başında Almanya’nın geldiği herkesin bildiği bir gerçek. Fakat bu gerçeğin arkasında işçi ve emekçilerin mücadele yanlısı olmadıkları yatmıyor. Bu gerçeğin arkasında sendika merkezlerine hakim olan sınıf işbirlikçi tutum yatıyor. İster toplu sözleşme (TİS) dönemlerinde olsun ister sermayenin ve hükümetlerinin saldırılarında olsun, sürekli, işçi ve emekçilerin üretimden gelen güçleriyle mücadele etmelerinin önüne geçiliyor.

Binlerce fabrika, kamu işletmesinde çalışan milyonlarca genç ve orta yaşlı diyebileceğimiz işçi ve emekçinin hiçbir grev tecrübesi yok. TİS dönemlerinde genelde birkaç saat uyarı grevinin dışında üretimden gelen güçle sermayenin karşısına dikilme, ileri sürülen talepleri süresiz grevle elde etme Almanya’da son işçi kuşaklarının neredeyse gündemlerine dahi girmiyor.

Buna rağmen sermaye ve hükümeti “Bir işyeri – bir sözleşme” (Ein Betrieb – ein Tarifvertrag”) başlığı altında, “Ülke genelinde TİS birliğini sağlama” (“Tarifeinheit”) adına grev hakkını kısıtlamak istiyor. Özellikle meslek gruplarının örgütlü olduğu sendikaların bazen gündeme gelen grevleri gerekçe gösterilerek, “küçük bir grubun bütün bir ülkeyi esir almasına göz yumamayız” deniliyor.

Sermaye ve hükümetinin, “TİS birliğini sağlama” diye bir dertleri hiçbir zaman olmadığı gerçeği bir yana asıl olarak emekçilerin grev hakkını kısıtlamak istiyorlar. Ver.di sendikasının Hessen’de özel güvenlik şirketlerinde çalışan emekçileri greve çağırdığında bu bir kez daha görüldü. Yaklaşık 5 bin emekçiyi uyarı grevine çağıran sendika, Frankfurt Havaalanı’nda uyarı grevini 21 saat sürdürdü. Sermaye ve hükümetinin tepkileri yine aynıydı: “Küçük bir grubun bütün bir ülkeyi esir almasına izin veremeyiz.”

Her ne kadar son yıllarda, özellikle kriz ve sonrasında, Almanya’daki sınıf mücadelesinde gözle görülür bir gerileme yaşansa da bunun ebediyen böyle sürmeyeceği sermaye tarafından da bilinmekte. Düşük ücretli ve güvencesiz işlerin artması, iş baskısı ve sömürünün yoğunlaşması, geniş işçi ve emekçi kitleler arasında yoksulluğun  ve hoşnutsuzluğun artması sermaye ve hükümetin önlem almaya zorluyor. Bugün kendini “hoşnutsuzluk”, “işverenlerin ve hükümetin politikalarıyla himfikir olmama”, “Almanya adil bir sistem olduğunu düşünmeme” olarak gösteren eğilimlerin yerini mücadele etme, hakkını arama eğilimine bırakması hiçte küçük bir olasılık değildir. En azından Alman sermayesi bu durumu böyle değerlendiriyor ve zaten çok sınırlı olan grev hakkını gasp edilmesi için harekete geçmiş bulunuyor.

Bu nedenle sadece “grev hakkından elinizi çekin” talebieni ileri sürmek yetmez; “kapsamlı bir grev hakkı” talebiyle 1 Mayıs alanlarına çıkmalıyız.

YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ

“Yaşasın halkların kardeşliği”, “Yaşasın uluslararası dayanışma”, “Yaşasın işçilerin birliği”, “Birlikte güçlüyüz” sloganları özellikle 1 Mayıs’ta, gösteri ve mitinglerde en sık haykırılan sloganların başında gelmekte.

Bu kez de Almanya’da mücadeleci işçi ve emekçiler sadece kendi yaşam koşullarını iyileştirecek talepler için alanlara çıkmayacaklar; Emekçiler, başta Ukrayna ve Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalelere ve savaş tehdidi olmak üzere dünyanın her yerindeki emperyalist saldırganlığa karşı halkların kardeşliği bayrağını alanlara taşıyacaklar.

Emperyalist saldırganlık sadece sıcak çatışmaların gündeme geldiği yerlerde yaşanmıyor! Çok uzağa gitmeye gerek yok; Troyka’nın Güney ve Doğu Avrupa ülkelerine dayattığı “tasarruf politikaları” da emperyalist politikalar kapsamında gerçekleşmektedir. Bu nedenle “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Yaşasın uluslararası dayanışma” sloganları bir niyet ifade etmekten öte emperyalist politikalara karşı somut sınıf tutumu olarak alanlara yansımalıdır.

İçinden geçtiğimiz dönem ve karşı karşıya olduğumuz sorunlar bir kez daha gösteriyor ki, sorunların çözüm bulması,  hükümet eliyle veya sermayenin rızasıyla değil, hükümet ve sermayenin üzerinde kurulacak baskıyla sağlanacaktır. Emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’a sorunları daha da artmış olarak giren göçmen emekçiler olarak yerli emekçilerle birleştiğimiz ve ortak mücadele cephesini gerçekleştirdiğimiz ölçüde insanca çalışma ve yaşama koşullarına yaklaşabileceğiz. “Yaşasın işçilerin birliği” ve “Birlikte güçlüyüz” sloganları da bu anlamda somut bir sınıf tutumunun ifadesidir.

1 Mayıs gösteri ve mitinglerinin daha güçlü geçmesi için elimizdeki bütün olanakları seferber edelim.

 

 

TALEPLERİMİZ:

– Asgari ücret 10 Euro net olmalı ve istisnasız herkesi ve bütün işkollarını kapsamalıdır!

– 67’de emekliliğe hayır!

– Grev hakkından elinizi çekin!

– Kiralık ve taşeron işçilik derhal yasaklanmalı!

– Herkese insansa yaşayabileceği gelir ve konut sağlanmalı!

– Irkçı ve faşist örgütler yasaklanmalıdır !

– Savaş kışkırtıcılığına, silahlanmaya, dış ülkelere askeri müdahalelere hayır!

 

 

1 MAYIS KONUŞMACILARI…

 

DGB Yürütme Kurulu ve işkolu sendikalarının başkanlarının konuşacağı 1 Mayıs mitingleri:

 

Michael Sommer, DGB Başkanı, Bremen (DGB merkezi mitingi)

Elke Hannack, DGB Başkanvekili, Gummersbach

Dietmar Hexel, DGB YK, Hamburg

Annelie Buntenbach, DGB YK, Kassel

Reiner Hoffmann, DGB YK, Duisburg

Alexander  Kirchner, EVG Başkanı,  Regensburg

Marlis Tepe, GEW Başkanı, Bochum

Robert Feiger, IG BAU Başkanı, Bremerhaven

Michael Vassiliadis, IG BCE Başkanı, München

Edeltraut Glänzer, IG BCE Başkan Yardımcısı, Mannheim

Detlef Wetzel, IG Metall Başkanı,  Köln

Jörg Hofmann, IG Metall, İkinci Başkanı, Schweinfurt

Michaela Rosenberger, NGG Başkanı, Ulm

Burkhard Siebert, NGG Başkanvekili, Heilbronn

Frank Bsirske, Ver.di Başkanı, Frankfurt/Main