Klinikum’da işveren baskısına sessiz kalmadık

Ben Mannheim Üniversite Kliniği’nde (Mannheim Klinikum) çalışan bir işçiyim. İşyerimizde Verdi sendikası örgütlü. 20 yıldır aynı işyerinde çalışmaktayım. Ben geçtiğimiz dönem işyerimizde yaşadığımız sorunları ve baskıları anlatıp yaşadığımız deneyimlerden örnekler vermeye çalışacağım.
Çalıştığım işyerinde örgütlü olmamıza rağmen sık sık işverenin çeşitli baskılarıyla karşı karşıyayız.
Kısaca çalıştığım işyerinden bahsedecek olursak; Mannheim Üniversite Kliniğine bağlı olan kendi kurdukları firmanın işçisiyim. Daha önceleri direk klinik çalışanı idim. Bizler memur statüsündeyiz.Benim özellikle dikkat çekmek istediğim işverenin bizleri sürekli bölme parçalama girişimi. Bunu genellikle taşeron firma aracılığıyla ya da yine kendi kurdukları ara firmalar aracılığıyla yapıyorlar. İşveren ucuz işgücü yaratmak ve örgütlülüğümüzü dağıtmak için böylesi yöntemlere başvuruyor.
Örneğin birkaç yıl önce işveren bir taşeron firma getirdi ve gelen firma başarılı olmadı yani işin kalitesi düşünce firmanın işine son verip, kendilerine bağlı yeni bir firma kurdular. Yeni kurulan firmanın işçileri bizlerden yüzde 30 daha az ücrete ve daha ağır koşullarda çalışmakta. Bizler onlarla aynı işi yapıyoruz, yana yana çalışıyoruz. Bu durumdan rahatsız olduk, sendika işyeri temsilciliğimiz aracılığıyla bu işçilerin de bizlerle aynı koşullarda çalışmasını ve aynı ücreti almasını talep ettik ve imza kampanyası yaptık. Çünkü bu açık bir haksızlıktı ve zaman zaman işçiler arasında bu yüzden tartışmalar çıkmaya başlamıştı.
Yaklaşık iki yıldır işverenin bu yıldırma politikasıyla karşı karşıyaydık.İşveren sürekli daha çok iş verip aynı saatte işi bitirmeye zorluyor. Mesela eskiden dört saatte yaptığımız işi artık daha az saate yaptırmaya çalışıyorlar. Çalıştığımız alan temizlik sektörü olduğu için, bu şekilde yapılan yapılan işlerden şikayetler çoğalmaya başladı, çünkü verdikleri işi kendi saatlerimiz içerisinde bitirebilmemiz mümkün olmuyor.
Yine bizleri hafta sonu da çalışmaya zorladılar ama kabul etmedik, bu durumun düzelmesi için yine imza kampanyası düzenledik ve uyarı grevi yaptık. Mücadelemiz ve birlikte hareket etmemiz işvereni şimdilik bu baskıcı politikasından vazgeçirdi. Tabii bu tekrar aynı politikayı uygulamayacağı anlamına gelmiyor.
İşveren geri adım atınca bu sefer yeni firmanın işçilerine baskıyı artırdılar. Yeni firma işçilerinin çoğu korktuğu için seslerini çıkaramadı. Bizim bu şekilde davranmamız ve karşı koymamız üzerine işveren bizlerle yeni firma işçilerini ayırarak, başka bölümlerde çalıştırmaya başladı. Böylece yeni firma işçilerinin bizlerden etkilenmesini önlemek istiyorlar. Şu anda biz ayrı bölümde çalışıyoruz, diğer işçilerle görüşmemiz mümkün değil. Biz 5 saat çalışırken diğer işçiler daha kötü koşullarda, daha az ücretle 4 saat çalışıyorlar ve yapığımız iş aynı.Yani bizim beş saatte yaptığımız işi diğer işçiler 4 saatte ve yüzde 30 daha az ücret alarak yapmak zorundalar.
İşverenin politikası bizi bitirmeye yönelik, bir çoğumuza para teklif ederek işi bırakmamızı önerdi. Bunu kabul edenler oldu, ama kabul etmeyenler çoğunlukta ve emeklisi gelenin yerine de işçi almıyorlar.
Ama işverenin baskıları arttıkça, en pasif görünen ve hayatlarında sendika ya da siyaset bilmeyen sıradan insanlar dahi bu gidişattan rahatsız olup sendikaya üye oldular ve yaptığımız uyarı grevine sendika üyesi bile değilken katıldılar.
Şu anda ortalık durulmuş gibi, ama bu her an yeni bir saldırı olmayacağı anlamına gelmiyor. Biz geçmişte yaptığımız grevleri anlattığımızda bizleri dinlemek dahi istemeyen ve korku ya da önyargıyla yaklaşan işçiler de bugün bizlere daha olumlu yaklaşıyorlar.
Ve bana „Sen sendikalısın sürekli bu işlerle uğraşıp mücadele yürütüyorsun ama ne çalışma saatlerinde çoğalma oldu ne de çalışma koşulların ağırlaştı“ diyorlar. Son geldiğimiz süreçte bu insanlar sendikanın, sendikalı olmanın önemini kavradılar, birlik olursak daha güçlü olacağımızı gördüler yaşadılar. 20 senedir ilk defa greve çıktılar.
Uyarı grevine ilk defa katılan bir işçi arkadaşımın kocasının söylediği, „benim hanım emekçi oldu“ ya da işçi arkadaşımın söylediği „beni de kendine benzettin“ sözü aslında birçok şeyi anlatıyor.
Son olarak bütün işçi ve emekçilerin 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’nü kutlayarak bitiriyorum…

Mannheim Klinikum’dan bir işçi…