Seçim kampanyaları olumsuz sonuçlara yol açacak

Yasar Aydin

Sosyal Bilimler ve Politika Enstitüsü (SWP) Araştırma görevlisi sosyolog Dr. Yaşar Aydın, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden itibaren Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye’de yapılacak seçimlerde oy kullanmasına olanak tanınmasının uyum süreciyle bağlantısı konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

 

Sayın Yaşar Aydın, önümüzdeki Ağustos ayından itibaren Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler, Almanya’da kurulacak seçim sandıklarında oy kullanmaya başlayacaklar. Böylece bir ilk yaşanacak. Bu yeni durum sizce Türkiye kökenli göçmenlerin uyum sürecini nasıl etkileyebilir?

Bence, Almanya’daki Türkiyelilerin Türkiye’deki seçimlerde Türkiye’ye gitmeksizin oy kullanması çok gecikmiş bir karar. Daha önce olmalıydı. Burada asıl sorun, Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye’deki seçimlerde oy kullanmasından çok nerede oy kullanacaklarıdır. Örneğin, aldığımız bilgilere göre Berlin ve diğer kentlerde stadyumlarda oy kullanılacakmış. Bu yönde tartışmalar var. Şahsen bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum. Almanya’da kalabalık yerlerde gürültülü şekilde oy verme işlemi yapıldığı zaman bu Türkiyelilere karşı bir takım önyargıları körükleyecektir.

Türkiye kökenlilerin kurduğu derneklerin, örgütlerin Türkiye tarafından denetlendiği imajı zaten var. Seçimler bu imajı biraz daha güçlendirecek. Bu konularda kaygılıyım.

 

Seçimlerde oy kullanma biçimi konusunda endişelerinizin olduğunu söylüyorsunuz. Bir de bunun seçim öncesi var. Adaylar için yapılacak seçim çalışması daha sorunlu bir tabloyu ortaya çıkarmıyor mu?

Bu kampanyalara bağlı; eğer tahmin ettiğimiz gibi gürültülü, Türkiye’dekilere benzer kampanyalar yürütülürse, bu Türkiyeli olmayanlar tarafından tepkiyle karşılanır, olumsuz etkilere yol açar. Başbakan Erdoğan’ın Almanya’da çok kitlesel toplantılar düzenleyip konuşmalar yapması da olumsuz etkilere yol açacaktır muhtemelen. Ayrıca bu, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin soğumasını beraberinde getirebilir. Bu nedenle seçim kampanyalarının çok sessiz olması gerekiyor. Daha çok bilgilendirme içerikli toplantılar olabilir.

Bir de şu var tabi: Türkiye kökenli göçmenler son yıllarda Türkiye’deki siyasi gelişmelere çok daha fazla ilgi göstermeye başladılar. Bunun bir nedenini teknik imkânların gelişmesine bağlıyorum. Bunu geçen sene Gezi protestoları sırasında gördük. Sadece gazeteler değil, sosyal medya üzerinden de yoğun bir iletişim sağlandı. 20 yıl önce böyle bir imkân yoktu. Örneğin 2007’te yapılan Cumhuriyet Mitingleri Avrupa’da bu kadar etki yaratmamıştı.

Dolayısıyla Almanya’da yapılacak olan seçim çalışmaları ve Türkiye vatandaşlarının bulundukları yerlerde seçimlere katılımı, Türkiye kökenli göçmenlerin Türkiye üzerinden politize olmalarını biraz daha körükleyecek. Bunun sakıncaları var.

 

Nedir bu sakıncalar?

Türkiye’deki çelişkiler, çatışmalar çok farklı. Bunları bire bir Almanya’ya taşıdığımızda karşılığı yok. Örneğin Türkiye’deki laik-muhafazakâr ikilemi burada oradaki gibi yaşanmıyor. Eğer Türkiye’deki çelişkiler olduğu gibi buraya taşınırsa o zaman burada ortak çıkarları olan insanların bir araya gelmesi zor olur. Ortak mücadeleyi olumsuz yönde etkileyecektir muhtemelen. Bir diğer sakınca da, Türkiye’deki sorunların buraya taşınması olacak. Almanya’daki sorunlarla ilgilenmek için pek zaman kalmayabilir.

Partilere baktığımızda AKP ve CHP burada örgütlenmeye çalışıyor. Örneğin, CHP burada örgütlendiği zaman birçok Türkiyeli gidip orada aktif olarak yer almaya başlayacak. Bu da onların Almanya’daki partilerden uzaklaşmasını beraberinde getirebilir.

Bütün bunlar Türkiye ile Almanya arasındaki trafiğin epey yoğunlaştığını gösteriyor. Eskiden yılda bir kez gidilen Türkiye’ye şimdi pek çok insan imkânları olduğu, uçak biletleri ucuz olduğu için yılda bir kaç kez gidip gelebiliyor. Bunlara biz sosyolojide ‘ulusaşırı’ göçmenler ya da ‘ulusaşırı mobil’ kişiler diyoruz. Bu insanların sayısında son yıllarda önemli bir artış var.

 

Türkiye’deki seçimler konusundaki kampanyaların ne kadar sessiz olursa o kadar iyi olur dediniz, ancak gelişmeler tersini gösteriyor. Başbakan gürültülü seçim kampanyasına Köln’de büyük bir salon toplantısıyla başlatıyor? Erdoğan bu tarz bir seçim çalışmasıyla neyi amaçlıyor sizce?

Avrupa genelinde 2,8 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı seçmen var. Bu seçmenlerin bütün seçmenler içerisindeki oranı ise yüzde 5,5. Bu oran cumhurbaşkanlığı geçimlerinin sonucunu etkileyebilir. Bu önemli bir kitle ve AKP bu oylara talip görünüyor. Ama mesele sadece bununla sınırlı değil. AKP’nin ayrıca önemli bir diaspora politikası var. Türkiye de resmi olarak “diaspora” terimini kullanmaya başladı. Bir süredir izlenen politikaların sonucu olarak değişik örgütler bir araya getirilerek, etkin bir diaspora oluşturulmaya çalışılıyor. Türk diasporası hem siyasi hem de iktisadi anlamda önemli bir topluluk.

 

Diaspora politikası önceki partiler döneminde de vardı. AKP’nin bunu öncekilerden farklı olarak daha sistemleştirdiği, etkili bir hale getirdiği söylenebilir mi?

Kesinlikle, hem daha etkili, daha profesyonel yaptı, hem de açık bir şekilde adını koydu. Eskiden buradaki Türkiyelilere göçmen dahi denmezdi, gurbetçi denilirdi. Sürekli Türkiye’ye dönecekleri varsayılıyordu. AKP hükümeti bu varsayımdan uzaklaştı. İkinci önemli bir nokta da AKP’nin geliştirdiği yeni bir ulus anlayışı var. Müslüman Türklük ya da Müslüman milliyetçilik olarak tarif edilen bu anlayış, seküler-Kemalist bakıştan farklı olarak diğer kimliklere açık. Türk hükümetinin diaspora siyaseti bağlamında Almanya’daki Türkiye kökenlilere önerdiği de Türkiyelilerin bulundukları yerlere yerleşmeleri ve lobi oluşturmaları yönünde.

 

Türkiye’nin seçimleri Almanya’ya taşıması, burada bir diaspora oluşturması Almanya tarafından nasıl karşılanıyor?

Almanya bunlardan pek hoşnut değil. Federal Hükümet’in haklı eleştirileri var. Bunların başında, örneğin Türkiye’deki politikacıların buraya gelerek gürültülü, ancak sorunların çözümüne pek katkısı olmayan bir sembol politikası yapmasını eleştiriyorlar. Örneğin dönemin Dış Türkler’den sorumlu devlet bakanı Bekir Bozdağ buraya gelip, Müslüman çocukların ailelerinden alınarak Hıristiyanlaştırıldığı şeklindeki açıklamaları haklı olarak eleştirildi. Eleştirilmesi gereken bir diğer önemli nokta da Türk hükümetinin son derece muhafazakâr bir etik anlayışını burada gündeme getiriyor olması. Muhafazakâr bir sosyal ahlak anlayışı güçlendirilmeye çalışılıyor. Bu türden yaklaşımlar Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenler gerçeğine uymuyor. Muhafazakâr kesimler arasında bile geldikleri yöreden bir farklılaşma, modernleşme var. Bunlar evlilik, arkadaşlık pratiklerinde, giyim-kuşamda kendisini gösteriyor. Başörtüsünde dahi farklılık var. Ciddi bir ayrışma ve hareketlilik var.

Alman hükümeti yıllarca Türkiyeli göçmenlerin Türkiye ile bağlarını sağlam tutmasını destekledi. Geri döneceklerinden hareket ediyordu. Din üzerinden örgütlenme de desteklendi. Bir kaç yıldır bunun doğru olmadığı görüldükten sonra tam tersi bir tutum izleniyor. Şimdi ise Türkiyelilerin geldikleri ülkeyle bağlarını tamamen koparmaları isteniyor, Türkiye ile bağların olması bir problem olarak görülüyor. Bence ikisi de yanlış. Türkiyeli insanların Türkiye ile bağlarını sürdürmeleri kadar doğal bir şey olamaz. Bu entegrasyonun önünde bir engel değil. Tersine faydaları var.

Bu nedenle hem Almanya’nın hem de Türkiye’nin göçmenleri bir kalıba koymalarına gerek yok.

 

YÜCEL ÖZDEMİR

 

 

 

http://www.swp-berlin.org/de/wissenschaftler-detail/profile/yasar_aydin.html

 

Yasar Aydın: »Transnational« statt »nicht integriert«: Abwanderung türkeistämmiger Hochqualifizierter aus Deutschland (http://www.uvk.de/isbn/9783867644198)