SEÇİM SANDIĞI KİME YARAR KİME ZARAR?

Türkiye'de 52 milyon 695 bin 831 seçmen var

Türkiye’de yeni Seçim Yasası’nın yürürlüğe konmasının ardından yurtdışında yaşayan 2,7 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ilk kez önümüzdeki Ağustos ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için yaşadıkları ülkelerde oy kullanma “hakkı”na sahip olacak. Bir başka ifade ile önümüzdeki haftalar ve aylar, başta Almanya olmak üzere Türkiye kökenli göçmenlerin yaşadıkları değişik Avrupa ülkeleri, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili kampanyalara sahne olacak! Yedi kentte sandıkların kurulacağı Almanya’da ünlü Berlin Olimpiyat Stadyumu’nun yanı sıra fuar ya da büyük konser salonları türü yerleri kiralamak üzere girişimler başlamış durumda…

TC vatandaşlarının gümrükler yerine yaşadıkları ülkelerde oy kullanabilecek olmaları, bazı kesimlerce olumlandı; „gecikmiş ama ileri bir adım“ olarak değerlendirildi. Bunun onlarca yıldır sandığa gitmemiş olanlara ‚demokratik bir hakkı kullanma‘ olanağı sunduğu-sunacağı vurgulandı. Öte yandan sandıkların burada kurulmasıyla birlikte, Türkiye’deki seçim kampanyalarının buralara taşınacak olmasının, hem Türkiye kökenli göçmen kitlenin kendisi ve hem de yerli halkla ilişkileri açısından yol açacağı sonuçlar konusunda kaygılarını dile getirenler de oldu…

Almanya‘da (ya da bir başka ülkede) çalışıyor ve yaşıyorsunuz. Geçici değil, kalıcısınız.  Yaşadığınız ülkede asgari ücret tartışmaları ya da „kemer sıkma“ politikalarının muhatabısınız. Kısacası, işten eğitime ve sosyal yaşama kadar ekonomik, sosyal ve siyasal bütün alanlarda yaşadığınız ülkedeki gerçeklerle, sorun ve sonuçlarla yüzyüzesiniz. Ama ne var ki, yaşadığınız ülkeyle ilgili seçimlere katılmıyorsunuz-katılamıyorsunuz. Yürütülecek seçim kampanyaları, stadyumlarda vb. kurulacak seçim sandıkları doğrudan yaşadığınız sorunlara, ihtiyaç ve taleplerle, yaşadığınız ülkeyle ilgili değil! Türkiye’deki seçimlerle ilgili sandıkların buralarda (Türkiye kökenli göçmenlerin yaşadıkları ülkelerde) kurulacak olmasının neresi „ileri bir adım“ ya da bunun „demokratik bir hakkın kullanılması olanağı“ ile nasıl bir ilişkisi olabilir?

YAŞADIĞI ÜLKEDE SEÇİM HAKKI

Politika, sonuçta toplumsal yaşama bir biçimde müdahaledir. Ve açıktır ki, işçi ve emekçiler günlük yaşama müdahaleyi, ancak çalıştıkları-yaşadıkları yer ve ülkede, somut sorun, talep ve çıkarları üzerinden yapabilirler. Sadece seçimlerle sınırlı ve burjuva demokratik bir hak açısından baktığımızda bile, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde sayıları 2,5 milyonu bulan Türkiye kökenli göçmenler açısından „ihtiyaç“ olan şey, Türkiye seçimleriyle ilgili sandıkların „yakınlarına“ taşınması değil, yaşadıkları ülkelerde bu hakka sahip olmaktır.

Dünyaya geldiği, yıllar ya da on yıllardır çalıştığı-yaşadığı ülkelerde vatandaş olmadığı-olamadığı gerekçesiyle, burjuva demokratik bir hak olan ‚seçimlere katılma hakkı’ndan yoksun bırakılmış Türkiye kökenli göçmenlere „işte sandık“ deniyor. Sözkonusu ülkelerdeki „seçimlere katılma hakkı“ talebinin yerine „Türkiye seçim sandıkları“ konuyor!

Bunlar arasında nasıl bir ilişki var; Türkiye egemen sınıfları ve hükümetleri vatandaşlığa geçiş önündeki engellerden ya da „seçimlere katılma hakkı“ndan yoksun olmaktan neden sorumlu tutulsunlar diye sorulabilir? Doğrudan olmasa da, dolaylı bir sorumluluktan söz edilebilir. Türkiye kökenli göçmen kitlenin yaşadığı ülkelerdeki işçi ve emekçilerle yakınlaşma ve kaynaşmasını, politik alan dahil toplumsal yaşama çok yönlü katılımını olabildiği ölçüde sınırlamak, daha çok etnik ve inanç “kimliği” üzerinden tanımlayıp “zayıf bir toplumsal kesim” konumunda tutmaya çalışmak.., sadece sözkonusu ülke egemenleri ve hükümetlerinin politikası olmamıştır. Türkiye egemen sınıfları ve hükümetleri de, tabii ki kendi cephelerinden, kendi ekonomik ve politik hesapları üzerinden hep bu politikanın değirmenine ‘su taşıyanı’ olmuşlardır.

Şimdi, ‘seçim sandıkları’nın başta Almanya olmak üzere, değişik Avrupa ülkelerine ‘taşınacak’ olması da aslında aynı politikanın bir parçası ve devamıdır. Erdoğan’ın ya da AKP’nin cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından “yurt-dışı”yla ilgili özel hesaplarının olduğu gerçeği, ne bunu değiştiriyor ve ne de bununla çelişiyor.

SEÇİM KAMPANYALARI BURAYA TAŞINACAK

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili kurulacak sandıkların, tahminen bir yıl sonra Türkiye’de yapılacak genel seçimler açısından da bir “prova” özelliği taşıyacağı vurgulanıyor. Yani, önümüzdeki dönemde değişik renk ve etiketleri ile başta AKP olmak üzere irili-ufaklı burjuva parti ve akımların Türkiye’ye paralel “prova” seçim kampanyalarına “hazırlıklı” olmalıyız! Türkiye’deki seçim atmosferi kendi özgülünde buralara taşınacak.

Seçim kampanyalarının ne üzerinde yükseleceğini önümüzdeki dönemde daha somut olarak göreceğiz. Ancak, bugünden seçim propagandalarının ağırlıklı olarak ‘inanç’‘ ve ‘etnik kimlik’ istismarına ve yanısıra, bizzat kendilerinin de bir biçimde sorumlu oldukları ‘ayrımcı ve dışlayıcı’ politikaların sonuçlarının kullanılmasına yaslandırılacağını tahmin etmek zor değil.

Türkiye kökenli işçi ve emekçiler açısından gündeme gelecek seçim kampanyası veya kampanyalarının anlamı ne olabilir? Bir başka ülkedeki seçimlerle ilgili olmasından hareketle, buradaki sorun ve talepleri üzerinden lafta dahi olsa bir “seçenek” sunmaktan uzak bir seçim kampanyasında sözkonusu burjuva-gerici akımların işçilere, emekçilere ve gençlere; ‚inanç‘ veya ‚etnik‘ farklılıklar, farklı ideolojik etkilenmeler ya da geleneksel politik taraflılık üzerinden yaratılmış yapay saflaşmayı derinleştirmekten, kutuplaşmayı dayatmaktan öte sunabileceği bir şey yoktur.

Türkiye’deki seçim atmosferi ve “prova” seçim kampanyaları buraya taşındığı ölçüde, bu aynı zamanda göçmenlerle yerli işçi ve emekçiler arasındaki önyargıların güçlenmesine de yol açacak; bu yönlü kutuplaşmayı derinleştirme üzerinden politika yapan başta aşırı sağcılar olmak üzere tüm gerici güçlerin ekmeğine yağ sürülmüş olunacaktır.

Peki, bu durumda ne yapmak gerekiyor? Türkiye’deki seçimlerle ilgili sandıkların, seçim kampanyalarının buraya taşınması, “demokratik bir hakkın kullanılması veya emekçilerin lehine bir durum değildir” vb. demek doğru, ancak kendi başına birşey ifade etmiyor. Zira, sandık da, seçim kampanyası da buralara geliyor. Türkiye kökenli göçmen kitlenin önemli bir kesiminin gündemine girecek bir konuda, seyirci olunamayacağı açıktır.

İşçi ve emekçilerin ortak talepleri ve çıkarları konusunda duyarlı her işçi ve gencin yapması gereken; olabildiği ölçüde geniş kesime, bu girişimin Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli işçi ve emekçilerin ihtiyaç ve taleplerine yarar getirmek bir yana, yapay bölünme ve kutuplaşmaya yol açacağını; hayatını zorlaştıracağını ve asıl ihtiyacı olan bu ülkedeki seçme ve seçilme hakkını gölgede bırakacağını anlatmak olmalıdır. Yine bu çerçevede, bu ülkede işi, ekmeği ve geleceği için söz hakkına olmanın sahip yolunun, yerli emekçilerle birlikte politik yaşama katılmaktan geçtiği konusunda aydınlatma çalışması yaptığımız; vatandaşlığa geçiş ve seçme-seçilme hakkını engelleyen ayrımcı yasaların değişmesi taleplerini yükselttiğimiz bir dönem olmalıdır.

RAKAMLARLA YURT DIŞI SEÇİMLERİ

Cumhurbaşkanı’nın ilk kez doğrudan halk tarafından seçileceği seçimlerin ilk turu Türkiye’de 10 Ağustos günü yapılıyor. Yurtdışına kurulacak sandıklardaki oy verme işleminin 4 gün önce başlaması planlanıyor.

Türkiye dışında toplam 2,7 milyon seçmenin bulunduğu belirtilirken, en büyük seçmen topluluk yaklaşık 1,4 milyon ile Almanya’da bulunuyor.

Almanya’da 4 gün boyunca sürecek seçimler için toplam 7 merkezde 2 bin sandıkta oy verme işlemi gerçekleşecek. Sandıkların dışında şimdiye kadar olduğu gibi gümrük kapılarında da oy verme işlemi sözkonusu olacak.

Türkiye’deki yasalar gereği, siyasi partilerin kendilerinin yurtdışında seçim kampanayası yürütmeleri mümkün değil. Ancak, başta Almanya olmak üzere, birçok partinin kendine bağlı dernek vb. örgütlenmeler aracılığıyla seçim kampanyasına girişmesi bekleniyor.