Yanıtsız sorular aydınlatılmalı

 

Berlin DİDF tarafından NSU Davası’nın birinci yılı dolayısıyla yapılan etkinliğe ilgi yoğun oldu. Avukatlar ve gazetecilerin katıldığı etkinlikte, dava sürecinin yakından takip edilmesi gerektiği vurgulandı.

DİDF Berlin ve DİDF-Jugend tarafından NSU davasının 1. yılı dolayısıyla 10 Mayıs’ta Berlin’de katılımın geniş olduğu bir etkinlik düzenlendi. 4 Nisan 2006’da Dortmund’ta öldürülen Mehmet Kubaşık’ın ailesinin avukatlarından Carsten Ilius, 2004 yılında Köln Keup Caddesi’nde gerçekleşen bombalı saldırı mağdurlarının avukatlığını yapan Alexander Hoffmann, NSU davasını gözlemleyen ve araştırma-belgeleme yapan bir inisiyatif olan NSU-Watch’un çalışanı Eike Sanders ve davayı takip eden gazeteci Rene Heilig’in (Neues Deutschland) konuşmacı olarak katıldığı etkinliğin moderatörlüğünü aşırı sağ konusunda uzman olan Heike Kleffner yaptı. Dava ekseninde tartışmaya açılan sorular, davanın toplumsal ve siyasal anlamda önemini ortaya çıkaran tartışmalarla sona erdi.
Avukat Hoffmann yaptığı konuşmada, “Davada asıl sorun savcılığın iddianamesidir. Bu iddianamenin bir kere kendisi doğru değil, gerçekleri yansıtmıyor.“ dedi. Davanın politik bir anlamı olduğunu ve bilinçli bir şekilde bu iddianameyle açıldığına vurgu yapan Hoffmann, mahkemeye tanık olarak çağrılan Neonazilerin ‚yoldaşlarını‘ koruduğunu ve açıkça yalan söylediğini, istihbarat çalışanlarının da “üç maymun”u oynadığını anlattı.

Neden benim oğlum? Neden benim babam? Neden Dortmund?
Şüphesiz NSU Davası’nda adalet isteyen, gerçeklerin açığa çıkmasını talep eden iki aile öne çıktı: Yozgat ve Kubaşık aileleri. İsmail Yozgat oğlu Halit Yozgat için Anayasa Koruma Teşkilatı eski çalışanı A. Temme’ye ısrarla hep sordu ama Temme “hiçbir şey görmemişti“. En sonunda bir cevap isteyen, adalet isteyen baba “’Temme, sana hiç inanmıyorum” dedi. Bu hem aileler hem de avukatları için önemliydi; çünkü ‚mağdur‘ aileler bu resmin ötesine geçmeye başladılar. Kubaşık Ailesi’nin avukatı Ilius, ailenin davanın başlangıcında önemli ölçüde beklentilerinin olduğunu ve hala da bugün ‚adalet‘ istediklerini söyledi. “Aileler için aslında önemli olan neydi ve ne istiyorlar? Öncelikle davada sanık olarak yargılananların ceza alması ve bugüne kadar cevapsız kalan asıl sorulara açıklık getirilmesi: Neden Dortmund? Neden Mehmet Kubaşık? Neden o dükkan? Dortmund’da destek olan kimseler var mıydı? O bölgedeki Neonazi yapılarıyla birliktelikleri var mıydı? Anayasayı Koruma Teşkilatı 1998-2000 süresi içinde ‚üçlü‘ Neonazi Chemnitz’deyken tüm bu olanlar hakkında ne biliyordu?“ Bu soruların bugüne kadar aydınlatılmadığını belirten Ilius, savcılığın bu sorularla uğraşmadan davayı olabildiğince hızlı sonuçlandırıp, politik ilgiyi yatıştırarak NSU’yu tarihin sayfalarına gömmek istediğini söyledi.

Davada olumlu hiç mi bir şey yok?
Davanın 1. yılında cinayetlerin aydınlatılması, devlet kurumlarının ve özellikle istihbarat birimlerinin rollerinin açığa çıkarılması üzerine söylenecek olumlu bir şey yok. Ancak, avukat Ilius’a göre davanın az da olsa olumlu bir yanı, ailenin özellikle soruşturmalar esnasında savcılık ve polislerin sergilediği tutumları mahkeme salonunda dile getirilmesi oldu.
Eike Sanders (NSU-Watch) ise davayı gözlemleyen NSU-Watch’un amacının, duruşma tutanaklarını Almanca ve Türkçe dillerinde yayınlayarak kamuoyu oluşturmak olduğunu dile getirdi. Kamuoyu ilgisi ve baskısının bu davanın önemli bileşenlerinden biri olduğunu vurgulayan Sanders, “NSU ve etkileri üzerinde çalışmak bizim asıl görevlerimizden biri. NSU bir bakıma amacına ulaştı; cinayetler sonrası toplumun kesimleri arasında bölünme oldu, göçmenler bunun karşısında içine kapandı ve mağdur ailelerle dayanışma içine girilmedi.“ Deiye konuştu. Davanın sahiplenilmesinin aileler ve göçmenler açısından oldukça önemli olduğunu belirten Sanders, “Geç ama çok geç değil. Yaptığımız etkinliklerde bizlere davaya nasıl gidebiliriz gibi sorular gelmeye başlıyor ve ilgili insanlar bir eylem planı şeklinde Münih’e davaya izlemeye gitmeyi düşünüyorlar.“ dedi.
Duruşmaları izleyen gazetecilerden Rene Heilig de, davanın medya tarafından ‚Beate Zschäpe davası‘ olarak yansıtıldığına dikkat çekerek, davayı izlediği basın ve izleyici tribünlerinde sanıkların ‚yoldaşları’nın Nazileri yalnız bırakmadıklarını ve Nazilerin kendilerinden son derece emin bir şekilde davayı izlediklerine değindi. Heilig, tanık olarak mahkemeye çağrılan kişilerin arasında ’sıradan‘ insanların olduğunu da dile getirdi. “Irkçılık toplumun tam orta yerinde“ diyerek gizli ırkçılığa vurgu yapan Heilig, “Nazi ideolojisi ve ırkçılık sadece Thüringer Heimatschutz gibi Neonazi örgütleri içinde kök salmıyor; ayrıca sıradan insanları da etkisi altına alıyor, bunun gözden kaçırılmaması gerekiyor. Iırkçılığı farklı boyutlarıyla ve geniş kesimlerle yeniden tartışmaya açmak gerekiyor” dedi.

‚Hedefimizde Nasyonal Sosyalizm vardı ama devleti ortadan kaldırmak değil!‘
Avukat Hoffmann’a göre, devletin kurumlarının yani özellikle istihbaratın rolü ve Nazilerle ilişkisi yeni bir şey değil. “70’li yıllardan beri Naziler devletin desteğini aldılar ve faaliyetlerini sürdürebildiler. Eğer Anayasayı Koruma Teşkilatı ve Nazi muhbirlerle olan bağlantıları bitirilmiş olsaydı -ki Nazi örgütlenmelerinin en iyi örneği Thüringer Heimatschutz sırf bu şekilde var olabildi- bu cinayetler işlenmez veya bugün NSU karşımıza çıkmazdı.” dedi. Duvarın yıkılmasından sonraki dönüşüme değinerek, Neonaziler ile ‚devletin‘ arasındaki bağlantıyı tarihsel bir bakış açısıyla ele alan Hoffmann şu değerlendirmeyi yaptı: “90’lı yıllarda yaşanan pogromlar, Nazileri harekete geçirmek için bilinçli izlenen politikalar ve mülteci politikası olayları tırmandırdı ve kaçınılmaz olarak bu sonu getirdi. ‚Peki neden devlet buna karşı bir şey yapmıyor? Nasıl davranıyor?‘ sorusunu sorduğumuzda çok açık şunu söyleyebilirim: Bu devletin kuruluşundan beri çok açık bir hedefi vardı. Tüm sol düşünceye karşı anti-komünist düşünce yerleştirildi ve bu yüzden de ’sol’la mücadele için ’sağ’ın yanında yer aldı. Duruşmada Nazi tanıklardan biri: ‚Evet, bizim hedefimizde Nasyonal Sosyalizm vardı ama devleti ortadan kaldırmak değil‘ dedi. O yüzden de devlet ve Nazilerin ilişkileri var. Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra Doğu Almanya’da 90’lı yıllarda geliştirilen buydu. Hedefte sol vardı ve antikomünizm vardı, aşırı sağcılık onlar için bir sorun alanı teşkil etmiyordu. Belki bir şekilde Nazi yapılanmaları ’ne olup ne bittiğini bilmek için‘ kontrol altında tutulmak istendi, ancak sağ ile mücadele etme gibi bir düşünceleri hiç olmadı. Bu amaçla da devlet Nazilerle yakın ilişkiler kurdu ve yanında tuttu. Sanırım asıl problem ve neden bu.“
Davanın belki kendisinin değil ama aydınlatma sürecinin uzun yıllar sürebileceği hem avukat Ilius hem de Sanders tarafından vurgulandı. İngiltere’den ve Türkiye’den örnekler vererek “Hrant Dink davası gibi yıllarca sürebileceği“ söylendi.
Nazi grupları ve onların ideolojisi hala varlığını sürdürüyor ve onların içinde yeşerdiği, filizlendiği karanlık da… Hoffmann’ın vurguladığı gibi “suçlular cezasını buldu ve bu ‚davayı‘ bitirdik“ diyecekler. Ancak Sanders’in altını çizdiği gibi bizlerin, antifaşistlerin, ırkçılık karşıtı çevrelerin ve göçmenlerin hep birlikte ırkçılıkla ve cinayetlerin arkasında yatan bu karanlıkla mücadele etmemiz gerekiyor.

Özge Pınar Sarp

 
Essen DİDF’ten NSU Davası toplantısı
Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’na (DIDF) bağlı Essen Evrensel Kültür Merkezi’nin 11 Mayıs Pazar günü gerçekleştirdiği geleneksel Pazar Kahvaltısının konusu, “NSU Davası ve Irkçılık”tı. Evrensel ve Yeni Hayat gazeteleri yazarı ve NSU Davası’nı takip eden Yücel Özdemir, kahvaltı sonrasında NSU cinayetleri ve davanın geldiği aşama konusunda bilgiler verdi. Görüntüler eşliğinde NSU’nun işlediği cinayetleri, örgütün ortaya çıkışı ve istihbarat örgütleriyle bağlantısını anlatan Özdemir, Almanya’da ırkçı örgütlenmelerde istihbarat arasındaki ilişkinin uzun bir geçmişinin olduğunu örnekleriyle anlattı. DİDF tarafından 6 Mayıs’ta Münih’te gerçekleştirilen etkinlik konusunda da bilgi veren Özdemir, daha sonra katılımcılar tarafından yöneltilen soruları yanıtladı. İlginin yoğun olduğu toplantı, ırkçılık ve faşizme karşı mücadele çağrısıyla son buldu. (Essen/YH)