Özgürlük için barikatlar

Loreley şiirinin başlangıcını bilmeyen var mıdır? „Bilmiyorum neye yorayım böylesine üzgün olmamı…“ Hele  defalarca söylenen nakaratlar: „Geceleyin Almanya’yı düşünüyorum…“  Heine’nin böyle, fazla toplumsal eleştirel olmayan şiirleri çoğunluk tarafından bilinir ancak politik bir yazar, gazeteci, kapitalizm karşıtı Heine Almanya’da hala unutturulmaya, gözlerden gizlenmeye çalışılır…
Burjuva ikonlar olan Goethe ve Schiller, Heine için ‚şiirsel parti‘ ve aynı ’sanat dönemi’nin temsilcileriydi. Weimar’in sanat bilgesi Goethe, doğada armoni ararken Heine, ‚ortasından ikiye bölünmüş‘ modern dünyanın edebiyatında başka bir şeyle uğraşmaktaydı: İnsanlığın politik ve toplumsal özgürlüğüne katkı sunabilmek! “Fikirler savaşımı zamanındayız. Haberler bizim dayanaklarımız!” derken, zaman zaman daha da ileriye giderek yazdığı politik makaleleri şiirlerinden daha değerli gördüğünü vurgulamaktaydı: “Şarkılarımın sevilip söylenmesi beni pek de ilgilendirmiyor. Ama tabutumun üstüne bir kılıç koymalısınız; çünkü insanlığın kurtuluşu mücadelesinin cesur bir askeriydim!”

İNGİLTERE NOTLARI
1827 yılında dört aylığına İngiltere’ye gitti. ‘Reisebilder- Gezi Resimleri‘ kitabının dördüncü bölümünde İngiltere toplumunun bir panoramasını çizmekteydi: Londra’da borsadan dünyanın atardamarı olan Downing street’e doğru yürüdü. Zengin tüccarların ve tembel lordların yaşadığı seçkin Westend-Batı Yakası’nı geçti. Yoksulların karanlık, nemli sokaklarında dolaştı. Yerin dibine yapışmış en alttakilerin üzerinde İngiltere’nin zenginleri, sanki başka varlıklarmış gibi, İngiltere’yi bekleme odası, İtalya’yı yaz bahçesi, Paris’i balo salonu ve tüm dünyayı kendi mülkleri görerek yaşamaktaydılar. Heine, Londra gazetelerini ve parlamento görüşmelerini değerlendirdi: Parayı elinde tutan elitler, savaşlarıyla devleti yeni borçlara sokmakta, yoksullar çok düşük ücretle çalışıp yüksek vergiler ödemek zorunda kalmaktaydılar. Bu paralarla devlet dev bir bürokrasi ile Hindistan ve tüm Commenwealth’teki ordusunu finanse etmekteydi. Sömürgeler devlete para ödememekte, ticaretin teşviki, aristokrasinin genişlemesi ve oralara gönderilen vali ve alt kademedeki memurların maaşları için paraya ihtiyaç duymaktaydılar. ‘Manchester kapitalizmi’nin küreselleşmesiydi bu…
Köln valisi ‚her ciddi Prusyalı’yı rencide ettiği için‘ Heine’nin kitaplarını yasakladı. Daha sonra tüm Almanya’da yasaklandılar ve hatta bazı yerlerde yakıldılar. Vatikan, onu kara listeye aldı. Bazı muhalifler, ABD’ye sığındılar ama Heine ‚Bu korkunç cezaevi’nde yaşamak istemedi: ‚ Amerikalılar Hıristiyanlıklarını öne çıkarıyorlar, çok kararlı kilise müdavimleri. Aslında esas dinleri dünya nimetleri ve Allahları da para, tek ve kutsal Allahları…‘

‚ZAVALLI‘ BURJUVALAR
Heine 1831’de Paris’e sürgüne gitti. Fransız başkenti onun için insanlığın özgürlük savaşının en önünde mücadele edildiği modern dönemin laboratuvarıydı. Buradan, aynı zamanda ekmek parasını kazanmak için, Almanya’nın en büyük gazetesi olan Augsburger Allgemeine Zeitung’a haberler yazmaya başladı. Yazıları çoğunlukla sansürden geçirilip iğdiş edilerek isimsiz ya da sahte isimle yayınlanmaktaydı. Redaksiyon 1843 yılında ‚komünistlere aşırı sempati duyduğu‘ gerekçesiyle işine son verdi. yaşamının son iki yılını gazetede yayınlanan yazılarını orijinal hale getirmekle geçirdi ve ‚Lutetia- Politika- sanat ve Halkın yaşamı üzerine Haberler‘ adlı kitabını yayınladı.
Heine’nin Latince ismi Lutetia olan Paris’le ilgili yazdıkları, hem gazetecilik açısından hem de edebi olarak muhteşemdi. Devrim öncesi Paris’i anlatmaktaydı: Zenginle yoksul arasındaki uçurumu, hissedarların para hırsını, politikacıların işlevsizliğini ve lüks tüketim merkezlerini… Anonim ortaklık tarafından işletilen demiryolu işletmesinde, Versay’da çıkan bir yangında yolcuların diri diri yanması ve çok sayıda kişinin yaralanması sonrası; “Beyler kar hırslarının kurbanlarına tazminat ödemek zorunda kalacaklar mı?” sorusunu ortaya atarak; “Bu onlar için çok büyük bir kayıp olurdu. Bu sürekli şikayet eden milyonerler o kadar mağdur durumdalar ki başka işletmelerinden elde ettikleri karla kurbanlara verdikleri tazminatı karşılamaları imkansız olacak!” diye alay etmekteydi…

BURJUVAZİNİN HERŞEYİ SAHTE
Burjuvazi servetini utanmazca arttırdı, işçiler ayaklandılar ama 1830 Haziran Ayaklanması sonrası yeni bir egemenlik ve sömürü başladı. “Şu an Fransa’da büyük bir sessizlik egemen. Anlamsız, ölü toprağı serpilmiş gibi bir sessizlik. Her yer sakin, sanki kar yağmakta olan bir kış gecesi gibi…Alçak sesli, monoton damlaların sesi duyuluyor. O ses, sürekli olarak sermayeye akan faizlerin sesi. Ses oldukça net duyuluyor, zenginlerin zenginliği giderek artıyor!!!! Arada yoksulluğun iç çekmeleri de duyuluyor. Bazen gıcırtılar da geliyor, sanki bir bıçak bileniyormuş gibi…”
Bu ölü toprağı serpilmiş, karı esas alan barış yüzeysel ve kısa vadeli. Çok iyi bir gözlemci olan Heine, toplumun tüm katmanlarını ziyaret etti. Üst sınıfların balolarında sıkıntıdan patladı; “orada danslar göstermelikti ve ayaklar isteksizce hareket etmekteydi.” Aşağı tabakanın dansları ise canlıydı ama ‚gürültülü, göze-kulağa batan, abartılı müzik‘, Heine’yi buz gibi dondurmaktaydı; “Paris’in kamuya açık eğlence yerlerindeki eğlencelerde özellikle de harika maskeli eğlencelerin şeytani keyifleri korkunç derecede arttırdığı karnaval günlerinde dans eden halkı gördükçe teselli edilemeyecek bir hüzünle doluyorum.”

ALMAN MİCHEL’İ UYANDIRMAK
Paris halkı, 1789 büyük devriminden sonra sadece 1830 ve 1848’te kısa süreli ayaklanma yeteneği gösterebildi ama Alman halkının durumu çok daha kötüydü. Sadece Paris’te sürgünde yaşayanlar arasında çoğunluğu oluşturan ’solcular‘ arasında değil…Egemenler Yahudi ve Fransız düşmanı Alman milliyetçiliğini teşvik ettiler. „Onları çeteleştirmek için çok güçlü formülleri vardı: Kafaları karışık olan kitleleri ‚Anavatan, Almanya, atalarımızın inançları‘ sözleri, ‚insanlık, dünya insanlığı, gerçek ve sağduyu‘ sözlerinden çok daha fazla etkilemekte ve harekete geçirmekteydi.“ tespitini yapmıştı Heine…
Belki de çok ciddi olarak değil ama yine de ‚Alman meşe korularından insanlığın kurtuluşu için barikatlar‘ olacağını ummuştu. Alman kimliğinin simgesi haline getirilen Alman Michel’i bin yıllık uykusundan uyandırmaya katkı sunabileceğini ummuştu…Ne yazık ki boşuna…Sonunda “Gelecek sopa, acımasızlık ve dayak kokuyor. Torunlarımıza oldukça sert bir sırt derisiyle dünyaya gelmelerini tavsiye ediyorum!” diyerek hayal kırıklığını gösterdi.
Heine’nin gözlerden gizlenmeye çalışılan kapitalizm karşıtı edebiyatçılığı keşfedilmeye değer ve sizi bekliyor…

Werner Rügemer

Çeviren: Semra Çelik