İthal siyaset nereye kadar?

 01.qxd

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde parti liderlerinin oy için Almanya’ya düzenledikleri ziyaretlerde yaptıkları konuşmalar, Almanya’yı Türkiye’nin bir iline indirgiyor. Zira, seçim mitinglerinde yapılan konuşmalarda dile getirilenler Türkiye’nin herhangi bir ilinde yapılan konuşmadan farksız.

 

10 Ağustos’ta ilk turu yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde partilerin kampanyaları Türkiye’den önce Almanya’da başladı. 24 Mayıs’ta Başbakan ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Köln’de, 7 Haziran’da ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Essen’de kapalı salon toplantılarında taraftarlarına seslendiler.

Erdoğan Köln Lanxess Arena’daki yaptığı konuşmaya şöyle bir selamlamayla girdi: “Sanmayın ki sadece sizler gurbettesiniz, sizlerin hasretiyle, sizlerin özlemiyle inanın onyıllardır bizler de sizinle gurbeti içimizde yaşıyoruz. Sizin hasretiniz kadar bizler de içimizde hasret taşıyoruz.” Ve ardından Necip Fazıl Kısakürek’in “Gurbet” şiirini okuyarak ortamı alabildiğince duygusallaştırdı. Neredeyse salonu ağlatacaktı…

Benzer bir giriş Kılıçdaroğlu’nun Essen Grugahalle’deki konuşmasında da var: “Yıllarınızı verdiniz, alın teri döktünüz, kök saldınız Almanya’ya. Sizinle onur, gurur duyuyorum. (…) Size Türkiye’nin onurlu insanlarından selam getirdim. Akrabalarınız orada, Almanya’daki yiğitlerimize selam olsun diyorlar. Yıllar önce Anadolu’yu terk edip buraya geldiniz. Babalarımız, dedelerimiz geldi, çocuklarımız burada. Şimdi buradasınız, güzel bir ülkede yaşıyorsunuz.”

 

GURBET EDEBİYATININ DIŞINDA SÖYLEYECEKLERİ SÖZLERİ YOK

Her iki liderin selamlama babında yaptığı “gurbet” ve “gurbetçi” vurguları aslında tesadüf değil. Zira bu vurgular asıl olarak Türkiye’de hükümet ve muhalefet partilerinin yarım asır önce Almanya’ya başlayan göçün halen “gurbetçi” ya da “Gastarbeiter” aşamasında olduğundan hareket ediyor. Böyle olduğu için de egemen medya organları da toplantıları “Gurbetçilerle buluşma” olarak veriyor.

Liderlerin “gurbetçi edebiyatı”, yarım asırda çok şey değiştiği halde Türkiye’deki sistemin ve onun partilerinin yaklaşımında bir değişikliğin olmadığını yeterince özetliyor. Dahası onlar halen Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin halen “buram buram vatan hasretiyle yanıt tutuştuklarını”nı (Kılıçdaroğlu) sanıyorlar. Bu “buram buram hasretlik” ulaşımın ve iletişimin bu denli hızlı olmadığı yıllar için geçerli olabilir. Bu gün ise, eğer ekonomik koşulları yerindeyse Türkiye’ye gidip gelmek sıradan bir durum oldu…

Liderlerin ortalama birbuçuk saat olan konuşmalarına baktığımızda, bu selamlama faslından sonra Almanya’ya dair hiç bir şey yok. Arada bir “yaşadığınız ülkenin dilini iyi öğrenin”, “siyasete atılın”, “uyum gösterin” gibi sözler sarf edilse de, asıl olarak Türkiye’nin güncel siyaseti detaylı şekilde anlatılıyor ve ülke içinde yaşanan sorunlar karşısında Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenlerden taraf olmaları isteniyor.

Türkiye’nin sorunlarını dillendirildiği, hükümetin muhalefete, muhalefetin hükümete yüklendiği bu kapalı salon toplantıları, yabancı bir ülkede değil de, sanki Türkiye’nin her hangi bir ilinde yapılan seçim kampanyası izlenimi veriyor. Bu yaklaşım aslında, sistem partilerinin Almanya’ya Türkiye’nin bir ili, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenleri de bu ilin sakinleri olarak görmesinden kaynaklanıyor.

Hemen belirtmek gerekiyor ki, bu partilerin toplantılarında hiç bir Almanca konuşmanın yapılmaması, hiç bir Alman konuğun katılmaması da bu yaklaşımın doğal bir sonucu.

Buradan bakıldığında, Türkiye’den gelen ve seçim kampanyaları düzenleyen partilerin liderlerinin bu ülkede yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin sorunlarına dair bir tek cümle dahi sarf etmemeleri, aynı zamanda onların buradaki sorunlardan ne kadar bihaber olduklarını yeterince gösteriyor.

Az çok gelişmeleri izleyenler, Almanya’daki her üç Türkiye kökenliden birisinin işsizlik ve yoksulluk içerisinde yaşadığını, azımsanmayacak bir bölümünün taşeron firmalarda köle gibi çalıştırıldığını, ırkçı ve ayrımcı uygulamalara maruz kaldığını biliyor olması gerekiyor. Ancak, bu partiler temel sorunların Almanya’dan kaynaklandığını ve çözüm yerinin de Almanya olduğunu bildiği için bu konulara girmemeyi tercih ediyorlar. Varsa yoksa Türkiye’deki politik hesaplar, kamplaşmalar…

Buna rağmen iktidar ve anamuhalefet partilerinin salon toplantılarına baktığımızda binlerce insanın katılması elbette irdelenmesi, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

 

BİR HESAPLAŞMA ALANI OLARAK ALMANYA!

Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye’deki partiler “Almanya ili”ne egemen olmak, buradaki seçmenlerin çoğunun oyunu almak için, daha cumhurbaşkanı adayı belli olmadan kampanyayı buradan başlattılar. Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre Almanya’da 1.4 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan seçmen var.

Bu seçmenler cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oylarını 7 ayrı kentte kurulacak seçim merkezlerinde kullanacaklar. Ayrıca seçim döneminde gümrük kapılarında da oy kullanılabilecek. Dahası, bu oy kullanma sadece cumhurbaşkanlığı seçimleriyle de sınırlı kalmayacak. Önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerde de benzer sahnelere tanık olacağız. Hatta, gelecekte “yurtdışı seçim bölgesi” ve “yurtdışı milletvekilliği” uygulamalarına geçilebileceği de dile getiriliyor. Kılıçdaroğlu, Essen konuşmasında bu konudaki planlarını şu cümlelerde özetledi: Bizim için bulunduğunuz yerde oy kullanmanız yetmiyor. Yurtdışı seçim bölgesi kurulsun, buna göre milletvekilleri seçilsin. Yasa teklifini parlamentoya sunduk. 30 milletvekili olabilir. Her 300 bin kişiye bir milletvekili olmalı. Böylece, kendi sorunlarınızı kendiniz dile getirirsiniz.”

Zira kimi politikacılar açık bir şekilde Türkiye dışında an çok Türkiyelinin yaşadığı yerin İzmir’den sonra Almanya olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle de İzmir’den geldiği kadar milletvekilinin gelmesi gerektiği ifade ediliyor.

Almanya’daki Türkiye kökenli göçmenleri hala “gurbetçi”, Almanya’ya da bir il misyonu biçen bu partilerin çıkarları, beklentileri ile burada yaşayan Türkiye kökenli vatandaşların ihtiyaçları ve dertleri arasında büyük uçurumlar olduğu görünüyor. Bu partiler kendilerine destek, yandaş arıyor ve oy istiyorlar; ama hayatını bu ülkede sürdüren işçi ve emekçiler AKP’yi ya da CHP’ye oy vermekle hangi yaralarını sarabileceklerdir? Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Hıristiyan-Müslüman vb. diye bölünüp kutuplaşmaktan başka…

 

Almanya’da 7 merkezde oy kullanılacak

Türkiye ile Almanya hükümetleri arasında yapılan son görüşmelere göre cumhurbaşkanlığı seçimleri için 7 bölgede seçim sandıkları kurulacak. Buna göre oy verme işlemi Berlin, Hannover, Düsseldorf, Essen, Frankfurt, Münih ve Karlsruhe’de 31 Temmuz – 3 Ağustos tarihleri arasında oy verme gerçekleşecek. Oy verme yerleri için ise görüşmeler devam ediyor. Söz konusu bölgelerdeki yetkili konsolosluklar spor salonları, fuar alanları gibi yerleri kiralama yoluyla uygun hale getirecek. İkinci tur seçimleri için ise aynı kentlerde 17-20 Ağustos tarihleri arasında oy kullanılacak. Seçimlerin yaz tatiline denk gelmesinden ötürü, sandık başına giden seçmen sayısının oldukça az olacağı tahmin ediliyor. Ayrıca gümrük kapılarında da oy kullanma söz konusu olabilecek. Yüksek Seçim Kurulu tarafından verilen bilgiye göre Almanya’da 1 milyon 384 bin 410 seçmen bulunuyor. (YH)