Duisburg’dan insan manzaraları

Rolf Geisse düzenli olarak gazetemiz Yeni Hayat’ı satın alan bir komşumuz. Sürekli gündemde olan NSU davası gibi ilticacıların yurtdışı edilmesi gibi konuları da gazetemizden takip eden Rolf, geçen gün ziyarete geldiğinde Duisburg-Wedau’da ilticacılar için kurulan konteynırlardan söz etti.

“İlticacılar her yerde bu kadar sorunla karşı karşıyken bizim şehirdekilerin durumu nedir” diye düşünmekle kalmayan Rolf, bir gün Wedau’daki konteynırlarda yaşam mücadelesi veren insanları ziyaret etmiş. Kısa sürede insanlarla tanışıp dostluk kuran Rolf, devlet dairelerinde devam eden bürokratik işlemlerle ilgilenmiş, dosyaları takip ederek yardımcı olmaya çalışmış. İnsanların büyük bir yoksulluk içinde yaşadıklarına tanık olan komşumuz, kaldığı binadaki diğer komşularıyla da bu durumu konuşmuş ve onlar için gerekli olmayan eşyaları Wedau’da yaşam mücadelesi veren yeni hemşerilerimize vermeyi önermiş.

KOMŞULARIN! SEFERBER ETTİ

Duisburg kenti işsizliğin ve yoksulluğun kol gezdiği bir şehir. Burada yaşayan Alman emekçiler de genellikle kıt kanat geçiniyorlar. Harcamalarını ancak disiplinli ve tasarruflu yaparak daha fazla yoksulluk çekmiyorlar. Rolf’un önerisi üzerine bütün komşuları evlerine, bodrum ve çatı katlarına bakarak hangi eşyalardan vazgeçebileceklerini tespit etmişler. Tabi sorun sadece eşyalardan vazgeçmek değil aynı zamanda bu eşyaların işe yarayıp yaramayacağı, sağlam olup olmadığı… Sonunda eşyalar ayıklanıp, temizlenip yeni sahiplerine iletilmiş.

“Yardım ederken de insanların onurlarını gözetmek gerekiyor. Burada amaç çöplerimizden kurtulmak değil, insanlara yardım edeceksek öncelikle onların ihtiyaçlarını gözetmeliyiz” diye konuşan Rolf, insanlık dersi veriyor adeta.

Sohbet ederken aklıma NSU davasında yargılanan katiller geliyor, cinayetleri o kadar yıl gizleyen bakanlar, inkâr eden politikacılar, katillere yataklık eden gizli servis elamanları… Bunlar bir avuç. Diğer tarafta ise on yıllardır birlikte yaşadığımız Rolf gibi emekçiler var; dayanışma kelimesinin boş bir laf olmadığını pratik olarak ortaya koyanlar.

Rolf’a birlikte Wedau’ya gitme önerisinde bulundum. Giderken yanımızda orada ihtiyaç duyulan bazı eşyaları da beraber götürdük. Koyteynırların önünde oturanlar Rolf’u görünce sanki uzun süredir göremedikleri bir aile ferdi gelmiş gibi etrafında toplandılar.

35 m² ALTI KİŞİ…

Faik Kurtisov bizi odasına misafir etti. Oda yaklaşık 20 m² ve odada dört tane yatak var. Bir masanın üstünde televizyon, küçük bir buzdolabı, yerde bir halı, odanın ortasında da bir masa ve etrafında altı tane sandalye var. Bu eşyaların bir kaçını kendisi tedarik etmiş. Yan tarafta da bir 15m² bir oda daha bulunuyor. Faik ve altı kişilik ailesi toplam 35 m²’lik bir odada kalıyor.

Banyo ve mutfağı dört aile ortak kullanıyor. Tabii zaman zaman burada sıra bekleme konusunda tartışmalar oluyormuş.

Makedonyalı Faik Kurtisov 41 yaşında evli ve 4 kız çocuğu var, yedi aydır Almanya’da yaşıyor ve iltica talebinde bulunmuş. Neden Almanya’ya geldiklerini sorduğumuzda Makedonya’da işsizlik olduğunu, günlük odun kırma ve bahçe işlerinde çalıştığını, günlük yevmiyesinin de 7 ile 10 Euro arasında değiştiğini söylüyor. Makedonya’da tahtadan iki odalık baraka yapmış. 6 nüfuslu bir aileyi bu şartlar altında geçindirmenin oldukça zor olduğunu söyleyerek Almanya’ya geldiğini belirtiyor. Faik dört dil biliyor. Türkçe, Makedonca, Sırpça ve Romanca,

ESKİYE ÖZLEM

Kemal Kurtisov, 60 yaşında Üsküplü 15 yıl sigortalı çalışmış, son yıllarda işsizliğin artığını ve birçok işyerinin kapandığını ve bundan dolayı işsiz kaldığını dile getiriyor ve ekliyor: “Eskiden hepimiz birlikte güzel yaşıyorduk bugün Yugoslavya’yı altı küçük ülkeye böldüler ve bizi kendilerine muhtaç ettiler. Tito zamanında sağlık parasızdı. İnsanlar çalışıyordu. Çalışmayan aile devletten yardım alıyordu. Eskiden 6 kişilik bir ailenin aldığı yardım miktarı 700 Mark’a denk düşüyordu, şimdi 40 Euro. Doktora gitmek de hastane de paralı. Kalp sorunu yaşıyorum. Hastane 3 bin Euro para istedi. Bende bu para yok. Mecburen geldim. İltica başvurusunda bulundum. By pass ameliyatı oldum.”

AKLIM ÜLKEMDE AİLEMDE

Ouday Alabtan 23 yaşında. Suriye’nin Damascus şehrinden. Ülkesinde üniversiteye gidiyormuş. Babası bir fabrikada kaynakçılık yapıyormuş. Ouday’ı Almanya’ya getiren neden ise savaş. “İlk önce Türkiye’ye gittim. Bir fırında çalıştım. Günlük 25 TL alıyordum. Sonra Almanya’ya geldim. Şu an 3 yıllık oturum aldım. Fakat aklım ülkemde, ailemde. Onları özlüyorum” diyor.

HER AN HER ŞEY OLABİLİR

Arnavutluk’tan gelen Mustafa Shtulla 44 yaşında, 3 çocuğu var. Mustafa ve ailesi de ekonomik sıkıntılardan dolayı ülkesini terk etmiş. Yeni yaşamına alışmaya çalışıyor. “Burada” diyor “devlet bizi barakalara yerleştirdi. İlk zamanlar güvenlik elemanları vardı ve kendimizi güvende hissediyorduk. Şimdi yoklar. Etrafımız açık. Her an herşey olabilir. İnsanlar bazen bizi rahatsız ediyor. Sorunlarımızı dile getirirken zorlanıyoruz. Belli günlerde bir tercüman olsa iyi olur. En azından İngilizce bilen bir tercüman. Bir başka sorun da otobüs durağının buradan 25 dakika uzakta olması. Çocuklarımız her gün bu mesafeyi yürümek zorunda. Okul saatlerinde otobüs kalkarsa iyi olur.”

Kalkarken Faik’e soruyorum „Sizi sınırdışı ederlerse ne yapacaksınız?“ Faik yanıt veriyor „Bizim için bugün bugüne, yarın düğüne…“ (Sinan Toktaş)