Grev hakkına saldırı

Tarifeinheit

Federal Hükümet, Dünya Kupası’nın gölgesinde bir takım yasa değişiklikleri için hazırlıklarını sürdürüyor. Haziran’ın son günlerinde değişik basın organlarına sızdırılan, “ TİS Birliği’nin yasalarla düzenlenmesine dair köşetaşları“ başlıklı bir metin (kutuya bkz.) çerçevesinde grev hakkının kısıtlanması için ilk adımı attı.

Hükümetin planlarına göre TİS Birliği’nin sağlamak üzere yasa taslağı bu yıl içinde hazırlanıp parlamentoya sunulacak.

SORUN NE?

Pilotlar Sendikası Cockpit’in Nisan ayında üç günlük grev yapması sermaye ve hükümeti açısından bardağı taşıran son damla oldu. Toplam 3 bin 800 seferin iptal edildiği ve 425 bin yolcunun seyahatine çıkamadığı grevi gerekçe gösteren hükümet, TİS Birliği’ni sağlama hedefini koalisyon sözleşmesine de almışlardı.

Sorunun özü 27 Ocak 2010’da Federal İş Mahkemesi’nin (BAG) aldığı bir kararla ilgili. Söz konusu kararda BAG, „Prensip olarak aynı işletmede birden fazla toplu sözleşme hukuksaldır“ sonucunu varmıştı. O güne kadar yürürlükte olan „TİS Birliği“ anlayışı da ne işçi sınıfının bir kazanımı nede sendikaların ileri sürdüğü talepti. BAG, değişik dönemlerde aldığı kararlar ve yasaları yorumlaması sonucu „TİS Birliği“ anlayışını ülkeye hakim kılmıştı.

Söz konusu kararla BAG şimdiye kadar izlediği çizgiyi terk ediyordu. Ki bu çizgi BAG’nin 1954’te kurulmasından sonra Nazi döneminin en önemli hukukçularından biri olan Hans Carl Nipperdey tarafından belirlenmişti. Grevlerin „prensip olarak illegal“ olduğunu ileri süren Nipperday, buna bağlı olarakta „TİS Birliği“ fikrini ortaya atmıştı.

DGB’ye bağlı sendikalar uzun yıllar „TİS Birliği“ anlayışına açıktan karşı çıkmasalarda pratikte grev hakkını kısıtlayan bu anlayışa karşı sürekli temkinli davrandılar. 1990’lı yıllardan sonra ise DGB’ye bağlı sendikalarda „TİS Birliği“ anlayışını, „işçilerin birliğini sağlama“ adına savunmaya başladılar.

DERÜGÜLASYONLA GELEN BÖLÜNME

1990’lı yıllar da başta Posta-Telefon işletmeleri ve Devlet Demiryolları olmak üzere kamuya ait işletmelerin özelleştirilmeye başlanmasıyla birlikte „yeniden yapılanma“ adı altında şirketler bölünde ve birçok bölüm farklı isimler altında şirket olarak yeniden kuruldu. Yüzbinlerce kamu emekçisinin çalıştığı dev kamu işletmeleri özelleştirilmelerinin ardından daha karlı hale gelmeleri için parçalanmaları aynı zamanda işçilerin de bölünmesine neden oluyordu.

Diğer yandan ise o güne kadar „devlet memuru“ statüsünde olan geniş emekçi kesimlerinin bu statülerini kaybetmelerine neden oldu. Statükodaki değişiklik aynı zamanda geniş emekçi kesimlerinin onyıllar sonra grev haklarına kavuşmalarına da neden oldu. Örneğin 150 yıllık bir geçmişe sahip olan Makinistler Sendikası GDL’in bu tarihten sonra grev yapabilir bir pozisyona gelmişti.

Daha önce DGB’ye bağlı Demiryolu İşçileri Sendikası Transnet ile „TİS Birliği“ kuran GdL, ilerleyen süreçte Transnet’in GDL üyelerinin haklarını yeterli düzeyde savunmadığını gerekçe gösterip söz konusu TİS Birliği’nden ayrıldı ve kendi üyeleri için özel sözleşmeler imzalamaya başladı.

BENCİL GRUPLARIN SENDİKALARI…

Benzeri durum özelleştirilen hastanelerde (doktorlar -Marburger Bund MB), Havayolu Şirketi Lufthansa (pilotlar-Cocpit, Kabin ve kule personeli-UFO) ve benzeri yerlerde yaşandı. Havaalanlarının özelleştirilmesiyle birlikte DGB sendikaları arasında bile örgütlenme-yetki sorunu gündeme geldi ve bunların bir kısmı hala devam etmekte. 1990 yılların ortasına kadar ÖTV’nin (daha sonra Ver.di) örgütlü olduğu havaalanlarında yine DGB’ye bağlı IG BAU ve NGG gibi sendikalar da örgütlenmeye başladı.

Ama asıl sorun DGB’ye bağlı olmayan sendikaların toplu sözleşme pazarlıkları yapmaya başlamalarıyla gündeme geldi. Örneğin DGB’ye bağlı sendikaları, „özelleştirmeye karşı net tutum almadıkları gibi birçok yerde destekledikleri“ için eleştiren GDL ve MB gibi meslek sendikaları, ayrıca DGB’ye bağlı sendikalarının çalışanlardan çok işverenlerin çıkarını gözettiklerine dikkat çeken açıklamalar yaptılar.

DGB’ye bağlı sendikalar ise meslek sendikalarını, „sadece kendi üyelerini düşünen, bencil grupların sendikaları“ olarak eleştirirken, „Kilit pozisyonda olmalarını kendi ceplerini doldurmak için kullanıyorlar“ diyecek kadar ileri gittiler.

2007/2008 kış aylarında GDL’in yüzde 20 ücret zammı talebiyle TİS görüşmelerine oturması ve bir süre sonra TİS’lerin çıkmaza girdiğini ilan ederek grev kararı alması sermaye ve hükümeti tarafından, „Küçük bir grubun bütün bir toplumu esir almasına göz yumamayız“ diye bir GDL’e karşı kampanya başlattılar. Kısa bir süre sonra GDL’in grevleri mahkeme tarafından yasaklandı. Bunu „demokrasi adına“ eleştiren DGB sendikaları, söz konusu sendikaların grevin sorumluluğunu kaldıramayacaklarını ileri sürecek kadar geri tutum sergilediler.

GDL’in 2007/2008 TİS döneminde yüzde 11 ücret zammı almasının ardından, Transnet sendikası üyelerinin baskısıyla karşı karşıya kaldı. Nitekim Transnet GDL’den önce imzaladığı sözleşmede ücretlerin iki yıllık bir süre için yüzde 4,5 artmasına onay vermişti. Transnet daha sonra ek zam almak için yeniden sözleşme masasına oturdu ve ücret artışı elde etti. Bu örnek bile DGB’ye bağlı sendikaların işbirlikçi tutumlarını ortaya koymaya yetiyor.

BDA VE DGB’DEN ORTAK TUTUM

BAG’nin 2010 kararından sonra Alman İşverenleri Birliği (BDA) ve Alman Sendikalar Birliği (DGB), hazırladıkları ortak bir çağrıyla dönemin hükümetini TİS Birliği’ni sağlamak üzere yasal girişimlerde bulunmaya davet etmişlerdi.

DGB’de ve işkolu sendikaların yetkili organlarında bu tutum tartışılmamış olması tabandaki ve orta düzeydeki yöneticilerin tepkisini çekmişti. Son dört yıl içinde yapılan birçok yerel, bölgesel ve federal düzeylerdeki sendikal konferanslarda özellikle da Ver.di sendikasında, „TİS Birliği’ni sağlama adı altında grev hakkının kısıtlanmasını hedefleyen yasal düzenlemelere destek vermeme, bu yönelimlere karşı mücadele etme kararı çıkmıştı. Bunun üzerine Ver.di yönetimi BDA ile işbirliğe son verilmesi için DGB içinde de tutum aldı.

Ver.di’nin bu tutumu diğer sendikaların tabanında da geniş yankı buldu ve Mayıs ayında yapılan DGB Genel Kurulu’na da yansıdı.

DGB Genel Kurulu’nda alınan kararda (Karar 001), grev hakkına yasal müdahale edilmesine destek verilmeyeceği belirtilmesine karşın TİS Birliği’nin politik ve yasal olarak sağlanmasının da selamlandığı belirtiliyor. Alınan karar özünde tam da bu nokta da grev hakkının sınırlanmasına onaylıyor.

26 Haziran günü Tagesspiegel gazetesine demeç veren IG Metall İkinci Başkanı Jörg Hofmann, „Hükümetin TİS Birliği’ni sağlama çabalarına destek veriyoruz. Ama hükümet bunu yaparken küçük sendikaların, çoğunluk sendikalarının imzaladığı TİS’ler yürürlükte olduğu süre iş barışına bağlı kalmaya zorunlu olduğunu yasaya alması gerekmiyor. Çünkü bu grev hakkının kısıtlanması anlamına gelecektir. Bize göre çoğunluk sendikasının imzaladığı sözleşmenin belirleyici olduğunun belirtilmesi yeterli olacaktır“ dedi. Kısacası Hofmann, grev hakkına dokunmadan(!) „çoğunluk sendikasının haklarının“ güvenceye alınması talep ediyor. Ne var ki „ne şiş yansın ne kebab“ anlayışı bu konuda da mümkün değil!

GREV HAKKI İÇİN MÜCADELE

Son dört sene içinde başta Ver.di sendikası olmak üzere birçok sendikanın tabanında ve orta kademelerinde yaşanan tartışmalar, grev hakkının korunması üzerine alınan kararlar DGB sendikaları içinde grev hakkının korunması için geniş bir tabanın olduğunu gösteriyor.

GDL, Cockpit, UFO, MB gibi meslek sendikalarında grev hakkının korunması üzerine devam eden tartışmalar, sermayenin, hükümetinin ve işbirlikçi sendika yönetimlerinin bütün çabalarına karşın grev hakkının korunması için düşünüldüğünden çok daha geniş bir cephenin oluştuğunu gösteriyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarında da halkın üçte ikisinden fazlasının grev hakkının kısıtlanasına karşı olduğunu gösteriyor. Buda grev hakkının korunması ve geliştirilmesi için koşulların gayet iyi olduğunu gösteriyor.

 


 

TİS Birliği’nin yasalarla düzenlenmesine dair köşetaşları

18. yasama dönemi için düzenlenen koalisyon sözleşmesinde şu anlaşma yer almaktadır: “Sendikal ve toplu sözleşme haklarındaki çoğulculuğu rayına oturtmak için, işçilerin ve işçilerin örgütlerinin de katılımını sağlayarak, işletmelerde çoğunluk prensibi temelinde TİS Birliği’ni öngören yasal düzenlemeler getirmek istiyoruz. Buna ek olarak işlerliğe dair düzenlemelerle, Anayasal güvence altındaki haklar gözetilecektir.“

Anayasa Mahkemesi’nin kararlarında da belirtildiği gibi, işçi sendikaları ve işveren birliklerinin, “çalışma yaşamını düzenlemesi ve bu alanda huzuru sağlaması, kamu yararına bir yükümlülüktür”. (Bkz. AYM Karar No:  20.10.1981, Az. 1 BvR 404/78). TİS bağımsızlığının bu düzenleme ve huzur sağlama işlevi, alt düzeydeki TİS çeşitlilikleri tarafından zedelenebilir. Toplu sözleşmelerde öngörülen grev yasağı, TİS kapsamındaki bir işverenin, birbirleriyle rekabet halinde bulunan sendikaların gündeme getirdiği bir dizi taleple ve hatta grev ve eylemlerle karşı karşıya kalması halinde değerini yitirir. Ayrıca, TİS Birliği ile sendikalar tarafından işletme düzeyinde dengelenmiş olan karşıt çıkarların TİS görüşmelerine kaydırılması durumunda, işletme sınırları dahilinde yaşanan paylaşım mücadeleleri de işçiler arasındaki huzur zarar görebilir.

Aynı şekilde bazı meslek gruplarına, konumları itibarıyla ellerinde bulundurdukları özel iktidar gücü nedeniyle öncelik tanınmakta, buna bağlı olarak ortaya çıkan ücret politikası ise düşük düzeyde kabul görmektedir.

 

Hükümet, TİS Birliği’nin yasalarla düzenlenmesine ilişkin olarak şu köşetaşları üzerinde anlaşma sağlamıştır:

1. Toplu sözleşme sisteminin işlerliğini güvence altına almak için, TİS yetkisine sahip sendikalar alanındaki çeşitliliği ortadan kaldıracak bir TİS Birliği sistemine dair yasal düzenleme getirilecektir.

2. Sendikaların aralarında kendi yetki alanlarını belirlemiş olmaları ve TİS’lerin farklı meslek gruplarından işçiler için geçerli olması durumunda, söz konusu çeşitliliğin ortadan kaldırılması gerekmez. (Gönüllü TİS çeşitliliği)

3. Aynı şekilde, sendikaların aynı içeriğe sahip TİS’leri bağıtlamış olmaları durumunda da, çeşitliliğin giderilmesi gerekmez. (Bağlantılı TİS’ler)

4. Çeşitlilği ortadan kaldırılırken çoğunluk ilkesi gözetilir. Bu noktada içeriği tanımlayan düzenlemeler, yasa çalışmaları sonucunda ortaya konacaktır. Bir işletmede farklı sendikaların bağıtladığı TİS’lerin kesişmesi durumunda, o işletmede daha fazla üyesi bulunan sendikanın bağıtladığı TİS geçerli olacaktır. (Çoğunluk sendikası) Bu, çoğunluk sendikasının bağıtladığı TİS kapsamında öngörülen ve görüşmeler sırasında barış dönemini (grevin yasaklanmasını, çev. notu) düzenleyen maddenin azınlıktaki sendika için de bağlayıcı olduğu anlamını taşır.

5. Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan TİS’ler için bir geçiş süresi öngörülecektir.

6. Anayasa hukukunun öngördüğü zorunluluklara uymak için, düzenleme, işveren ve işçi örgütlerinin katılımıyla ve işlerliği düzenleyen diğer yasal düzenlemelerle güvence altına alınacaktır.

(Kaynak: www.labournet.de, Çeviri Mehmet Çallı)

 SERDAR DERVENTLİ