Karşılıksız fazla mesailer artıyor

Uhren-Serie: Termindruck

Almanya’da esnek çalışmanın alabildiğince yaygınlaşıyor. Bütün işkollarında yürürlükte olan sayısız esnek çalışma modelleriyle bütün bir ülke adeta “nefes alan fabrikaya” dönüştürüldü.

Sermaye örgütlerinin “düşünce fabrikası’ olarak görev yapan Alman Ekonomi Enstitüsü (Instituts der Deutschen Wirtschaft-IW) geçtiğimiz haftalarda yayınladığı bir araştırmasında, Almanya’da fazla mesailerin azaldığını ileri sürdü.

Fordizm’in altın çağını yaşadığı 1970’li yıllarda, yıllık fazla mesainin kişi başına 170 saat dolayında olduğu belirtilen araştırmada, “20 yıl önce bu rakam 57 saate ve 2013 yılında ise 37 saate düştü” denildi. “Bu ise yapılan fazla mesai hacminin bütün çalışılmış saatlerin yüzde 3’ünün altına düştüğünü gösteriyor” denilen araştırma, özünde Almanya’da çalışılan sürenin sürekli azaldığı iddiasında bulunuyor.

ÜCRETİ ÖDENEN FAZLA MESAİLER AZALDI!

Ancak araştırmaya daha dikkatli bakıldığında gerçekleri yansıtmadığı hemen göze çarpıyor. Nitekim araştırmada temel alınan veriler sadece ücreti ödenen fazla mesailerle ilgili. Karşılıksız yapılan fazla mesailerle ilgili verileri IW’nin araştırmasında aramaya gerek yok – çünkü bu verilere araştırmada hiç yer verilmemiş.

Oysa birkaç yıl önce DIW, en son olarak ise 2012 yılında IWH Almanya’da ücreti ödenmeyen fazla mesailer konusunda ciddi araştırmalar yayınlamışlardı. Bu araştırmalara göre Almanya’da en azından ücret karşılığı ödenen fazla mesailer kadar ücret karşılığı ödenmeyen fazla mesai yapılıyor.

Hatta IWH araştırmasında (“Unbezahlte Überstunden in Deutschland” – IWH, 2012)  “ücret karşılığı ödenen fazla mesailerin azaldığı” belirtilirken, “ücret karşılığı ödenmeyen fazla mesailerin hacminin 2010 yılından buyana değişmediği, dolayısıyla karşılaştırmada oransal olarak arttığı görülmekte” deniliyor.

FAZLA MESAİLERİN ÖDENMEMESİ NE ANLAMA GELİYOR?

Karşılığı ödenmeyen fazla mesailerin sadece işverenin işine yaradığı ortada, kimse bunun aksini de iddia edecek değil. Ancak ücret karşılığı hemen ödenen veya zaman havuzlarında biriktirilen fazla mesailerin de sadece işverenlerin işine yaradığı gerçeği çoğu kez işçiler ve temsilciler tarafından göz ardı edilebiliyor.

Kâr marjını sürekli yükseltmeyi hedef haline getiren sermayedar, bunun için günlük, haftalık çalışma sürelerini sürekli yükseltme çabasındadır. Karl Marks, “Ücret, Fiyat ve Kâr” adlı eserinde bunu şöyle ifade ediyor: “… işgününün, kendi başına, değişmez sınırları yoktur. Sermaye, durmadan, bu işgününü, olanaklı en aşırı fiziksel sınıra kadar uzatmaya çabalar, çünkü bu işgününü uzattığı oranda artı-emek, dolayısıyla da bundan çıkan kâr artacaktır. Sermaye işgününü uzatmayı ne ölçüde başarırsa, başkasının emeğine elkoyacağı miktar da o ölçüde büyük olacaktır.”

Şüphesiz şimdi bazı işçiler ve temsilciler, “fazla mesailerin ücret karşılığı hemen ödenmesi durumunda ay sonunda işçinin de eline geçen ücret cüzi miktarda olsa da artıyor” diye itiraz edecekler. Bu ilk bakışta doğru gibi gelse de, “İşgününü uzatmakla, kapitalist daha yüksek ücret ödeyebilir ve eğer ücretlerin artması, sızdırılan daha büyük emek miktarına ve bunun sonucu olarak işgücünün daha büyük hızla yok olmasına tekabül etmiyorsa, emeğin değerini buna karşın düşürebilir.”  (Karl Marks, Ücret, Fiyat ve Kâr)

Bu durum özellikle karşılığı ödenmeyen fazla mesailer ve zaman havuzların da biriktirilen fazla mesailerde çok daha net görülmekte: Karşılığı ödenmeyen fazla mesailerde işveren için personel giderleri (ücretler ve sosyal kesintiler) düşer, kâr ise artar. İşçi açısından aşırı çalışmanın bütün olumsuzları bir yana (!) asıl olarak efektif ücreti (eline geçen ücreti) düşmektedir.

Zaman havuzların da biriktirilen fazla mesailerde de durum farklı değildir. Burada da işveren ücreti (ve fazla mesai primini) hemen ödemediği için işçinin ücretini pratik olarak gasp etmiş oluyor. Ki bazı fabrikalarda zaman havuzlarının daha erken emekliliğe ayrılmak için kullanıldığı düşünüldüğünde, işçinin ücretinin on yıllarca patronda kalması anlamına gelebiliyor. Ama bunun dışında sağlığın aşırı yıprandığı da göz ardı edilmemesi gerekiyor.

Bütün bunlara ek olarak sermayedarın ücreti bütünüyle ve belli bir süreliğine gasp etmesi aynı zamanda toplumsal olarak ta zarar vermekte. Nitekim bu ücretler için ödenmesi gereken sosyal güvenlik aidatları ve vergiler de işverenin kasasında kalmaktadır.

DAHA İYİ ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI İÇİN

Fazla mesailer ve esnek çalışma modelleriyle ‘işgününün sınırsızlaştırılması’ sorunuyla karşı karşıya kalan her dürüst sendikacının ve ileri işçinin er ya da geç yanıtlaması gereken soru, “yaşamak için çalışmak mı –çalışmak için yaşamak mı” oluyor.

Fazla mesailer, zaman havuzları ve esnek çalışma modelleri giderek işçiyi “çalışmak için yaşama” pozisyonuna itiyor. “Zaman, insan gelişiminin mekânıdır. Kullanacak boş zamanı olmayan, uyku, yemek vb. gibi salt fiziksel kesintiler dışında tüm yaşamı kapitalist hesabına çalışmaya giden bir adam, bir yük hayvanından daha beterdir. O, fizik olarak ezilmiş, kafaca alıklaşmış, başkası için servet üreten basit bir makinedir. Ama bununla birlikte, bütün, modern sanayi tarihi gösterir ki, sermaye, eğer önüne set çekilmezse, bütün işçi sınıfını, umursamadan, acımasızc,a bu en aşağı düzeye düşürmek için çalışır.” (Karl Marks, Ücret, Fiyat ve Kâr)

Alman Sendikalar Birliği DGB ve işkolu sendikaları birkaç yıldır, “İyi iş – iyi ücret” sloganı altında kampanya sürdürüyorlar. Bu kampanya kapsamında yayınlan kitaplarda, broşürlerde (özellikle IG Metall ve Ver.di’nin bu konuda ciddi sayıda yayınları bulunuyor), bütün eksik yönleri bir yana, Almanya’daki çalışma yaşamı ve buna bağlı ortaya çıkan sorunlar ortaya koyuluyor.

Mücadeleci sendika ve işyeri temsilcileri için “iyi iş-iyi ücret” kampanyası en son olarak gündeme gelen “fazla mesai” tartışmalarıyla birlikte değerlendirebilecekleri bir olanaktır. Daha iyi çalışma koşullarının daha iyi yaşama koşullarının da temelini oluşturduğu ortada. Bu yönde sürdürülen çalışma iyi planlandığında sadece kısmi iyileştirmeler için değil aynı zamanda işçi ve emekçiler arasında kapitalizmin alternatifsiz olmadığı tartışmalarına da zemin hazırlayacağı söylenebilir.

Sendikalar tarafından sürdürülen kampanyanın da asıl zayıf yanı bu; çalışma yaşamı ve buna bağlı ortaya çıkan sorunların kaynağında kapitalist üretim tarzının gösterilmiyor, “değişik fabrikalardaki bireysel uygulamalar”, “menajerlerin açgözlülüğü ve insana değer vermemeleri” sorun olarak gösteriliyor. Bunların bireysel uygulama değil, kapitalist üretim tarzının sonuçları olduğunu ortaya koymakta yukarıda sözü edilen çalışmayla yapılabilecektir.

Mücadeleci sendika ve işyeri temsilcilerinin “iyi iş – iyi ücret” kampanyasına “en azından doğru yönde bir şeyler yapılıyor” diye neredeyse gözü kapalı destek vermeleri kabul edilebilecek bir durum olmamalıdır. Aksine, öncesi bir yana son 5-10 seneye bakıldığında “iyi iş – iyi ücret” sloganının lafta kaldığı, özellikle sendika yönetimlerinin işbirlikçi tutumları nedeniyle çalışma ve yaşam koşullarının genel olarak kötüleştiği görülmeli. Her fabrikanın-işletmenin özgün durum gözetilmesi gerektiği ortada – ama asıl önemli olan, çalışmanın, işçi ve emekçilerin bir bütünü görmelerini sağlayacak tarzda örgütlenmesidir.

Ücreti ödenen fazla mesai hacmi*

Yıl        Fazla mesai

2013    1,381 milyar saat

2012    1,389   “          “

2011    1,398   “          “

2010    1,311   “          “

2009    1,046   “          “

2008    1,353   “          “

2007    1,411   “          “

2006    1,399   “          “

2005    1,402   “          “

2004    1,476   “          “

2003    1,547   “          “

2002    1,607   “          “

2001    1,679   “          “

2000    1,676   “          “

*Ücreti ödenmeyen fazla mesailerin doğal(!) olarak istatistiği bulunmuyor. Fakat DIW ve IWH, SOEP verilerine ve işkollarında yapılan araştırmalara dayanarak hazırladıkları raporlarda, 2009 yılına kadar ücreti ödenen fazla mesailer kadar ücret karşılığı ödenmeyen fazla mesai yapıldığını ortaya koyuyorlar. 2010 yılından itibaren ise ücret karşılığı ödenmeyen fazla mesailerde orantısal olarak artış söz konusu.

(Kaynak: DESTATİS, DIW, IWH)

UMUT YAŞAR