Dünya Kupası, çokkültürlülük ve milliyetçilik

dunya-kupasi

Brezilya’da devam eden Dünya Futbol Şampiyonası’nda kimi ülkeler için heyecan devam ederken, kimi ülkeler de gruptan çıkamanın, ikinci turda ya da çeyrek finalde elenmenin hüznünü yaşıyor. Ancak, milliyetçi duyguları körüklemek, ulusal sembolleri öne çıkarmak için yoğun bir çaba harcanıyor.

 

Brezilya’da devam eden Dünya Futbol Şampiyonası’nda kimi ülkeler için heyecan devam ederken, kimi ülkeler de gruptan çıkamanın, ikinci turda ya da çeyrek finalde elenmenin hüznünü yaşıyor. Bu nedenle her karşılaşma aynı zamanda duyguların yükseldiği ya da vurduğu anlamına geliyor.
Bu elbette sporun bütün dalları için geçerli. Ancak etkilediği geniş kitleler bakımından futbol, günümüz dünyasında sadece iki takımın karşı karşıla gelerek yaptığı bir müsabakanın çok ötesine geçmiş, milyonlarca insanı da etki alanı içine almış bir “oyun”a dönüşmüş bulunuyor. Bu oyunun dünya kupası aşamasında karşı karşıya gelenlerin “ülkeler/uluslar” olması ise olup bitenlere çok daha farklı bir boyut kazandırıyor.
Açıktir ki; dört yılda bir yapılan dünya futbol şampiyonası, sadece ülkelerin futbol takımlarının bir araya gelmesi, birisinin kazanması diğerinin kaybetmesi, elenmesinden ibaret bir oyun değildir. Bu nedenle dünya futbol şampiyonası asıl olarak toplum içerisinde her dört yılda bir ulusal kimliklerin, aidiyetlerin, sembollerin yeniden öne çıktığı, üretildiği ve “taraftar” olarak nitelendirilen geniş kitlelerin bunlara göre bölündüğü bir dönemdir. Zira, bu şampiyona sırasında tutulan sadece bir takım değil, ülke, ulus, hatta devlettir. Taraf tutanlar da genellikle “kim iyi oynarsa kazansın” deme yerine, kendi ulusunun ne pahasına olursa olsun kazanmasını istiyor.
Bu nedenle Deutsche Welle’ye bir açıklama yapan Marburg Üniversitesi’nden sosyal psikolog Ulrich Wanger hiç de haksız sayılmaz. Wagner “ırkçılık ile milli takımı yurtsever duygularla desteklemek arasında çok hassas bir çizgi var” dedikten sonra şunları söylüyor: “Taraftarlar kendilerini takımlarıyla özleştiriyor. Sonuçta oyunun kuralı, taraf olmayı ve rakibin karşısında durmayı gerektirdiğinden, asıl tehlike de işte tam bu noktada görülüyor. Uluslararası futbol müsabakalarında bu durum artıyor. Kendi takımıyla özleşme, kendi ülkesiyle özleşmeye dönüşüyor. Bayrak renkleri ortaya sadece futbol coşkusu değil aynı zamanda bir milletin yüceltilmesi çıkıyor. Bu da o millete ait olmayanları değersiz görmeye yol açıyor.“ (1)

TAKIMLAR ÇOK, SOMBOLLER TEK KÜLTÜRDEN
Ulusal motiflerin, duyguların, sembolların, marşların bu denli öne çıktığı, yükseldiği dünya kupasında yer alan ülkelerin takımları ise çizilen tablodan farklı olarak, renkli ve çokkültürlü. Saha dışında bir “millet” adına grurlanıp, karşı taraftaki “millete” yan gözle bakılırken, sahada meşin yuvarlığın peşinde koşanların çoğu aslında saha dışındakilerle aynı duyguları paylaşmıyor. Zira, “ulus takımları” çoktan artık tarihe karışmış, yerini çokkültürlü ve farklı etnik kökenlerden gelen futbolculardan oluşan ‘milli’ takımlar almış durumda.
Örneğin, geçtiğimiz Şubat oyunda bir halk oylamasıyla AB’den gelen göçü sınırlandırmayı karara bağlayan İsviçre’nin milli takımında oynayan futbolcuların 21’i köken olarak İsviçre’li değil. Milli takımın kaptanı Türkiye kökenli Gökhan İnler, teknik direktör Almanya’dan Ottmar Hitzfeld. Hal böyle olunca İsviçre formasına ter döken futbolcular Balkanlardan tutun Latin Amerika’ya kadar değişik kıtalardan geliyorlar. Dolayısıyla İnler’in “Bizim için nereden geldiğimiz önemli değil. Önemli olan oynadığımız İsviçre milli takımının başarılı olması” şeklindeki tanımlaması, bütün futbolcular için geçerli.
Benzer bir durum, şampiyonanın favori takımları arasında sayılan Almanya için de geçerli. 2006’deki Güney Afrika’da yapılan şampiyonaya ilk kez 11 göçmen futbolcuyla katılan Almanya bu yıl 8 göçmen futbolcuyla katılıyor. Artık Alman milli takımıyla özdeşlemşim Mesut Özil, Samih Kedira, Lukas Podolski, Miroslav Klose, Jerome Boateng bundan sonra da milli takımın formasını terletmeye devam edecekler. Ve göçmen kökenli futbolcuların milli takıma katılmasının başarının devamı için önemli olduğu bu ülkede herkes tarafından biliniyor.
Bu aslında sadece futbol değil, diğer spor dalları için de geçerli. Ancak, ayrımcı uygulamalar çoğu zaman göçmenlerin doğal bir şekilde ilerlemesini engelliyor.
Milli takımlardaki göçmen sayısındaki fazlalık elbette sadece İsviçre ve Almanya’ya özgü bir durum değil. Göç alan bütün sanayileşmiş ülkelerin milli takımları artık farklı ulusal kökenlerden ve inançlardan gelen futbolculardan teşkil ediyor ve bundan artık artık “ulus takım” değil.
Avusturulyalı grafikçi James Offer’in tek tek takımlar üzerinde çalışarak ortaya çıkardığı veriler bunu daha çarpıcı hale getiriyor. İsviçre milli takımından sonra en çok göçmen kökenli futbolcu kadrosunda bulunduran ülke 18 kişiyle Avusturalya. Onu 16’şar futbolcuyla Cezayir ve Bosna Hersek takip ediyor. Cezayir milli takımında oynayan 16 futbolcu Fransa doğumlu. Yine Arjantin milli takımında oynayan futbolcuların 11’ni aynı zamanda ya İtalya ya da İspanya pasaportuna sahip. Offer’in ortaya çıkardığı bir diğer önemli rakam ise Fransa’ya dair. Brezilya’ya giden değişik milli takımlarda oynayan ancak Fransa’da doğan toplam 47 futbolcu bulunuyor. Başka bir deyişle, zaten milli takımı çok renkli olan Fransa, diğer ülkelere verdiği 47 futbolcuya da Fransa formasını giydirebilirdi.
Offer’in yaptığı tasnife göre, Dünya Kupası’nı oynamaya hak kazanan 32 takımın 29’unda göçmen kökenli ya da formasını giydiği ülkenin dışında başka bir ülkeyle de bağlantısı olan futbolcular yer alıyordu. Sadece Ekvator, Honduras ve Güney Kore klasik anlamda bir “ulus takımı” olma özelliği taşıyordu.
Göçmen futbolcular milli marşları nasıl söylesin ki

Takımların çok renkli olduğu dünya kupasında futbolculara söyletilen ve şampiyonanın ulusal-milliyetçi duyguların yükselmesine vesile olan ulusal marşlar tamamen genellikle tek milleti yücelten, diğerlerini aşağılayan, savaş ilan eden içerikte. Bu nedenle göçmen kökenli futbolcuların neden milli marşları söylemediği sorgulanacağına, bu denli geniş kitleleri etkisi altına alan uluslararası müsabakalarda tek bir milletin üstünlüğünü ifade etmekten başka bir anlamı olmayan ulusal marşların neden çalındığını sorgulamak daha yararlı olsa gerek.
Almanya’da göçmen futbolcuların milli marşı neden söylemediği üzerine daha önceki şampiyonada da değişik boyutlarıyla tartışma yürütülmüştü. Bu şampiyonada da aynı vesileyle değişik televizyon programları yapıldı, gazete ve dergilerde yazılar yazıldı. Maç başlamadan milli marş okunduğunda tek tek ekrana getirilen futbolculardan bazıları avazı çıktığınca “Birlik hak ve özgürlük / Alman vatanı için…/ Almanya Almanya her şeyin üstünde…” diye marşı söylüyor, göçmen kökenli oyuncularsa buna eşlik etmiyor. Bu durum elbette, ortalama bir Alman seyircinin pek hoşuna gitmiyor ve bu “gurur tablosu” içerisinde onların da aynı marşı söylemeleri isteniyor. Dahası bunun entergrasyonun en iyi göstergesi olduğu ileri sürülüyor.
1841’de August Hoffmann von Fallersleben tarafından kaleme alınan şiir, 1922’te Weimar Cumhuriyeti tarafından milli marş olarak ilan edildi. Aynı marşın ilk kıtası Hitler Faşizmi döneminde de Milli Marş olarak kabul edildi, müzik ise hep aynı kaldı diğer kıtalar çıkarıldı. Savaş bittikten sonra kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti’nde ise ilk kıta çıkarıldı, geriye kalan üç kıta milli marş olarak kabul edildi. Bugün de sadece iki kıta geçerli.
Yani, von Fallersleben’in şiirinde hem ırkçıları hem de cumhuriyetçileri memnun edecek bölümler var. En önemlisi de aynı müzik eşliğinde söylenmesi… “Alman vatanı” ve “Almanya’nın dünyadaki her şeyin üstünde olduğu”nu ifade eden bir marş elbette bugün Alman olmayanlar hiç şey ifade etmiyor ve günümüz Almanyası gerçeğine de uymuyor. Bu nedenle, milli marşın bırakalım göçmen futbolcuları, Alman futbolcular tarafından da söylenmemesi en doğru olanı.
Benzer bir durum Fransa ulusal marşı “La Marseiellaise” için de geçerli. 1792’de Claude Joseph Rouget de Lisle tarafından yazılan marş, kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılarak Yunanistan ve Rusya’daki devrimlere ilham kaynağı oldu.
Marşta şöyle deniliyor: “Anavatanın çocukları uyanın / Zafer günü geldi / Zalimin zorbalıkları arttı / Uluyan korkunç düşmanın gelişini duyuyor musunuz / Çocuklarınızın ve eşlerinizin boğazlarını kesmeye geliyorlar / Birlikleri kurun. Marş marş / Düşmanın kirli kanı her yanı sulasın / Onların istedikleri hainlere bağlı köle sürüleri olmamız.” (1)
Şiirde “Kirli kanı her yanı sulasın” dedikleri o zaman Fransızların savaştıkları Avusturya ve Prusyalılardan başkası değil. Marştaki aşırı Fransız milliyetçiliği ve savaş çığırtkanlığı zaman zaman gündeme gelmiş, ancak tartışmalar bir değişime yol açmamıştı. Marşın sözleri özellikle Fransa ile Cezayir arasında oynan futbol maçlarında genellikle olay konusu oluyor. Zira Cezayirliler Fransız milliyetçiliğinin sembolü olan marşı ıslıklamaktan geri durmuyorlar.
Diğer ülkelerin ulusal marşları da Alman ve Fransız marşlarından pek farklı değil. 1745’te yazılan Büyük Britanya Krallığı Marşı asıl olarak “Tanrı Kraliçe’yi korusun“u öne çıkarıyor ve milliyetçiliği körüklüyor. Liechtenstein, kendi milli marşı ‘Oben am jungen Rhein’ için de bu melodiyi kullanıyor. Aynı marşa sahip olmaları, İngiltere ve Liechtenstein’ın karşı karşıya geldiği futbol maçında karışıklığa sebep olmuştu.“ (2)
Ulusal duyguları körükleyen, milletin üstünlüğüne vurgu yapan Avrupa’daki marşların en önemli ortak özelliği hepsinin de savaş yıllarında yazılması. Hal böyle olunca da bugün stadyumlarda okunan marşlarda genellikle, adı verilmezse de o dönem savaştığı ulusu küçümseyen, düşman ilan eden ve kendi ulusunu yücelten, kahramanlık içeren sözler ağırlıkta. Ama düşmanın adının verildiği ulusal marşlar da var. Örneğin, “Polonya ulusal marşında Ruslar ve Almanlar. Dani­marka ulusal marşında Gotlar, Bel­çika ulusal marşında ise Hollandalı­lar açık açık hedef gösteriliyor.” (3)
Haliyle, bu ülkelerin milli takımları karşı karşıya geldiğinde milli marştan kaynaklı milliyetçiliğin ve düşmanlığın dozajı çok daha yükseliyor. Karşıda artık bir milli takımdan çok yenmek gereken bir ulus söz konusu…

BÖLEN DEĞİL BİRLEŞTİREN BİR DÜNYA KUPASI
Dünya kupası sırasında tutulan sadece bir takım değil aynı zamanda ülke/ulus oluyor. Hal böyle olunca da milli takımı tutan yurtsever, uyum gösteren tutmayan ise ülke/ulus karşıtı, uyumsuz ilan edilebiliyor. Keza, bir ülkeye ya da ulusa tepki duyanlar da kupa sırasında tepkisini sahaya çıkan onbir kişiye göstererek yansıtıyor. Bu bölünmeler elbette her ülkede bir şekilde etkili oluyor. Ancak özellikle göç alan ülkelerde günlük hayatta dünya kupasının yansımaları ve etkileri çok daha derinden hissedilebiliyor, bölünmelere yol açabiliyor.
Özetle belirtmek gerekiyor ki, günümüzde açıkça kapitalizmin spor olmaktan çıkarak bir endüstüriye dönüştürdüğü, geniş kesimleri manüpüle etmek için kullandığı futbol, aynı zamanda farklı inançlardan, uluslardan emekçilerin bölünmesi için kullanıldı.
Bütün bunlardan ötürü farklı etnik kökenlerden gelen futbolcuların oluşturduğu ‘milli takımlar’ artık bir “ulusun temsilcisi” misyonunu yitirmiş diyebiliriz.
Bunun için de en azından, başkalarına savaş açan, hor gören, sadece bir ulusu üstün sayan ve ülkeler arasında rekabeti kışkırtan milliyetçi içerikli ulusal marşların bir yana bırakılması gerekiyor. Elbette futboldaki milliyetçilik sadece milli marşlardan kaynaklanmıyor ve çözümü de bu adımla sağlanmayacak. Ama sembolik de olsa bu şekilde futbolun, eğlenme, dinlenme, keyif almaya hizmet etmesi gereken bir spor olayı olduğu ve milliyetçi rekabete karşı bir mesaj verilmiş olur.

(1) http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2005/09/10/699777.asp
(2) www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/08/120802_national_anthems.shtml
(3) http://merakediyorumgrubu.blogcu.com/ulusal-marslar/3381233
Latinlerin marşlarında ulusal bağımsızlık var


Latin Amerika marşlarında bağımsızlık vurgusu

 

 

2014 Dünya Futbol Şampiyonası’ndan unutulmayacak karelerden birisi elbette Brezilya Milli Takımı oyuncusu Neymar’ın milli marş söylendiği sırada gözyaşlarını tutamayarak ağlamasıydı. Bir marşın duyguları nasıl kabarttığı, hırslandırdığı o an bütün dünya gördü. Güney Avrupa ülkelerinin ulusal marşları çoğunlukta 19. yüzyılda İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğine karşı verilen ulusal kurtuluş savaşladınan sonra yazıldı. Avrupa’daki marşlara göre daha uzun. Dünya Kupası sırasında Brezilya marşı uzun olduğu nedeniyle kesildiği için futbolcular tarafından bu protesto edildi.
Arjantin ulusal marşında ise İspanyollar için “yollarına çıkan herkesi yok eden” ifadesi kullanılırken “kanlı zorbalardan alçak işgalcilere” kadar çeşitli benzetmeler yapılıyordu. Bu dizeler, her iki ülke arasında gerginlik çıkmasını engellemek için 1900 yılından itibaren söylenmeme başladı.
Hemen belirtmek gerekiyor ki, milli marşlar Brezilya’da kriziye de yol açtı. Kolombiya-Yunanistan karşılaşması sırasında Kolombiya Ulusal Marşı uzun olduğundan dolayı kesilmiş ardından taraftarlar söylemeye devam ettiği için Yunanistan Ulusal Marşı beklemeye alınmıştı. Ayrıca Fransa ile Honduras arasında oynanan karşılaşmada ulusal marş krizi yaşandı. Takımların sahaya çıkışlarını ayarlayamayan FIFA yetkilileri, zaman kazanmak için ulusal marşları okutmadı. Böyle Dünya Kupası’nda ilk defa ülke milli takımlarının milli marşları okunmadı. Ama Honduraslı oyuncular maçı 3-0 kazanmalarını sonradan milli marşı okumamaya bağlamadılar. Keza, geçen yıl kupayı kaldıran, bu yıl da erken elenen İspanya futbolcuları da milli marşta söz olmadığı için bu sonuçu elde ettiklerini söylemediler. Demekki, marşta söz olmayınca da futbolcu motive olabiliyor ve sonunda kupayı da kazanabiliyor. (YH)

YÜCEL ÖZDEMİR


RAKAMLARLA BREZİLYA 2014

2 Brezilya 1950’den sonra ikinci kez Dünya Kupası’na ev sahipliği yapıyor.
4 Brezilya’nın halen inşaatını tamamlayamadığı Dünya Kupası stadyumu sayısı. (São Paulo, Curitiba, Cuiaba and Natal’daki statlar)
5 Brezilya beş kez Dünya Kupası’nı kazanarak bu alanda lider.
8 Stadyum inşaatları sırasında yaşamını yitiren işçi sayısı
12 Dünya Kupası’na 12 kentte 12 stadyum ev sahipliği yapacak. Tüm stadyumlar ya yeniden inşa edildi ya da esaslı bir makyajdan geçti.
440 Final maçındaki en ucuz biletin dolar cinsinden değeri.
160 bin Dünya Kupası boyunca görev yapacak olan güvenlik güçlerinin sayısı.
250 bin 2014 Dünya Kupası ve 2016 Olimpiyatları için yapılan kentsel dönüşüm çalışmalarında yerinden edilen insan sayısı.
1 milyon Brezilya’da 2013 yazından bu yana Dünya Kupası’na karşı eylemlere katıldığı tahmin edilen kişi sayısı.
3.3 milyon Dünya Kupası için satılan bilet sayısı.
3.6 milyar Stadyum inşaatları için harcanan para(dolar). İlk raporlarda 1.1 milyar dolar harcanacağı sözü verilmişti.
4 milyar FIFA’nın Brezilya 2014’ten kazanması beklenen para(dolar).