Ajan skandalı buzdağının görünen yüzüdür

Alman Dış İstihbarat Teşkilatı (BND) ve Savuınma Bakanlığı çalışanlarının bazı elemanlarının ABD istihbaratına bilgi sızdırdıklarının ortaya çıkması, Alman makamlarının daha sert tepkilerine ve daha yüksek sesli eleştirilerine neden oldu.
Örneğin Cumhurbaşkanı Gauck, CIA’nın Alman istihbaratçıdan bilgi sızdırmasına “Artık yeter. Bu durum iki dost ülkenin ilişkilerini tehlikeye düşürür” açıklamasında bulunurken, Almanya hükümet sözcüsü Steffen Seibert, Berlin’deki ABD Büyükelçiliği’nin gizli servis üst düzey temsilcisine ülkeyi terk etmesinin bildirildiğini açıkladı.
Gelişmeler üzerine Başbakan Merkel, „Doğrulanması halinde çok ciddi bir iddia. Bu, ABD ile güven temeline dayalı işbirliğine tamamen aykırı düşüyor“ derken, Dışişleri Bakanı Steinmeier da konuyla ilgili olarak „Eğer iddialar doğruysa, detayları konuşmaya gerek yok” şeklinde tepkisini dile getirdi.
ABD’nin kendi askeri ve ekonomik çıkarları için, uzun yıllardan beri bütün dünyayı dinlediği, buna dost-müttefik ülkelerin de dahil olduğu bilinen bir gerçek. Ve Rusya, Çin, Hindistan gibi ülkelerin kendi çıkarları önünde daha fazla pürüz çıkaracak güce erişmeleri, Almanya ve bazı Avrupa ülkelerinin geleneksel itaatkar müttefik rolünden artık çıkma eğilimi göstermeleri, doğal olarak ABD’nin askeri ve istihbari faaliyetleri daha da yoğunlaştırmasını beraberinde getirdi. Bir süre önce ortaya çıkan Wikileaks belgeleri ve ajan Snowden’in itirafları bu gelişmenin, bütün dünya kamuoyuna yansımasında etkili oldu. ABD’nin kendi çıkarları uğruna gözünü nasıl karartarak ve elindeki tüm imkanları kullanarak bütün dünyayı denetim altında tutma konusunda hiç bir hukuk, hiç bir sınır tanımadığı daha iyi görülür hale geldi.
Tabii burada olayın önemli bir boyutu da, aralarında Almanya’nın da olduğu bazı ülkelerin ABD’nin her dediğine boyun eğme tutumuna bir son vermek istemeleri; ABD’nin dünyayı tek başına yönetme tutumuna itiraz etmeye başlamaları; kendi çıkarlarını daha fazla koruma gayreti içine girerek gerekirse ABD ile çelişkiye düşmekten çekinmeyen bir yaklaşım sergilemeye başlamalarıdır.
Yani ABD’nin Almanya dahil, şimdiye kadar dost ya da düşman görünen ülkelere karşı daha güvensiz olmak için nedenleri artmıştır. Ekonomik, askeri ve siyasi alanda rekabet ve çıkar çatışmasının daha da kızışmasından kaynaklı bu nedenler arttıkça da, bu mücadelede bir adım önde olma amacıyla sürdürülen istihbarat faaliyetleri daha yoğunluk kazanmış, Almanya örneğinde olduğu gibi, ortaya çıktığında skandal olarak yorumlanacak durumlar bile gözardı edilecek kadar daha fazla risk alınmaya başlanmıştır.
Bu tablodan çıkan sonuç elbette ABD ve Almanya arasında iplerin tamamen koptuğu, birçok alandaki işbirliğinin artık sona erdiği-ereceği değildir. Ortada bir güven bunalımı yaşandığı ve aralarındaki çıkar çatışmasının, rekabetin geçmişe göre arttığı açıktır. Ama ülkeler arasındaki ilişkiler „evrensel hukuk“, „güven“ veya „diplomatik nezakete“ vb. dayalı değildir; bu ilişkileri belirleyen çıkar hesapları ve güç dengesidir. Bu açıdan bakıldığında ABD ve Almanya arasında birçok alan ve konuda hala önemli ortak çıkarlar söz konusudur ve askeri-ekonomik-siyasi dengeler, aralarındaki ilişkiyi yeniden tarif etmeye imkan verecek bir değişim yaşamamıştır. Almanya’nın dünya siyasetinde daha fazla inisiyatif üslenme niyetinde olması; ekonomik gücüyle orantılı olarak daha fazla pay istemesi ve ufak ufak da olsa kendi bağımsız çıkarlarının arkasında ABD ile çelişmek pahasına, eskiye göre daha sağlam duracağının mesajlarını vermesi olayın bir yanıdır; ABD ile yaşadığı son istihbarat skandalı da bundan bağımsız değildir ama Almanya’nın bu tutumu sonuçta bir eğilimdir. Ne var ki, tablonun bütünü bundan ibaret değildir; ABD karşısındaki posizyonu, güçler dengesi bu niyet ve eğilimini sınırlamaktadır.
Sonuç olarak, iki ülke arasındaki ilişkileri sadece son ajan skandalına bakarak anlamaya yorumlamaya çalışmak buzdağının görünen ucuna bakarak yorum yapmaktan farklı olmayacaktır. Ajan skandalı yüzünden iki ülke arasında ipler kopmayacaktır; çünkü aralarındaki ilişkiler, çıkar birliği ve güç dengesi buna izin verecek özellikte değildir. Diğer taraftan, ilişkilerde bir sancı olduğu, taşların yerinden oynamaya başladığı, „ajan savaşları“ gibi görünse de, olayın arkasında ekonomik-siyasi çıkarların yattığı, ABD’nin kontrolü elinde tuttuğu mesajı vermeye çalıştığı bu nedenle uzun vadede çatlağın daha büyük olduğu gerçeği ise buzdağının bir başka görünmeyen kısmıdır.

 

SKANDAL İLK DEĞİL
ABD’nin askeri ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda bütün dünyada olduğu gibi Almanya’yı da gözlem altında tutması, sürpriz ve yeni başlayan bir olay değil aslında. 1991-1998 yılları arasında Alman hükümetinin gizli servisler koordinatörü olan Bernd Schmidbauer’in, „1990’lı yıllarda böyle durumları tespit ettiğimizde, sınır dışı ettik“ açıklaması da bunun bir örneği. Yine kamuoyunda çok tartışma yaratmasa da, ABD’li bir diplomatın, Alman Ekonomi Bakanlığı’nda çalışan bir memuru ajanlaştırma faaliyeti içinde olduğu ortaya çıkmış ve söz konusu ABD’li diplomat sınır dışı edilmişti. Yani bu türden krizler geçmişte de vardı ama bunlar mümkün olduğunca kamuoyuna yansıtılmadan el atından çözülmeye çalışırdı. Bugün değişen ve dikkat çekense, bu türden istihbarat savaşlarının Almanya açısından gizlenmeye gerek duyulmayıp tersine kamuoyuna, „bakın başbakanımız, ulusal güvenliğimiz ve çıkarlarımız, dost bildiğimiz ülkeler tarafından bile tehdit altında“ şeklinde mesajlar vermek üzere açıktan tartışma konusu yapılıyor. Böylece „dost-düşman“ herkese karşı kendi askeri gücünü büyütme politikalarına katkı sunacak bir zemin hazırlanmak isteniyor.
Son güven Krizi’nin kısa kronolojisi
Aralarında Başbakan Angela Merkel’in de bulunduğu bir dizi üst düzey yetkilinin ABD tarafından dinlendiği belirlendi. Konuyla ilgili Washington ile Berlin arasında temaslar devam ederken peş peşe ABD hesabına çalışan iki casus ortaya çıkarıldı.
BND adına görev yapan bir ajan, 218 gizli belgeyi aktardığı ABD İstihbaratı’ndan kendisine 25 bin Euro ödeme yapıldığını itiraf etti. Son casusluk olayı ise Alman Savunma Bakanlığı’nda ortaya çıkarıldı.
Alman hükümeti resmi tepki gösterdi, ABD’li makamlardan açıklama istedi ve CIA istasyon şefini sınırdışı etme kararı aldı.