DIDF Başkanı Ekşi: ‘Bu ülkede misafir olmak istemiyorsak…’

Türkiye’de 10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine artık sayılı günler kaldı. Başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli emekçiler de, bu süreçte seçim kampanyalarının hedefi oldu: Birçok kentte miting, toplantı vb. etkinlik yapan partiler, burada yaşayan Türkiye kökenli göçmenlere seslenerek, en doğru tercihin kendileri olduğunu, dolayısıyla kendi adaylarına oy verilmesini istediler.
Peki yaşam merkezi burası olan; Türkiye’deki siyasi gündem ve tartışmaların içinde doğrudan yer almayan Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler bu seçimin neresinde?
Hayatını Almanya’da sürdüren ve geleceğini bu ülkede kuran yüzbinlerce emekçinin siyasi hayata katılacağı yer, yaşadığı ülke Almanya mı, yoksa Türkiye mi olmalı? Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi ya da belediye veya parlamento seçimleri onları ne kadar ilgilendiriyor, hayatlarını ne kadar etkiliyor; çalışma, eğitim ve sosyal alandaki ihtiyaç, sorun ve beklentileri ile ne kadar örtüşüyor? Almanya’da yaşayan Türkiye kökenliler Türkiye’deki gelişmelere gözlerini kapatsınlar mı; siyasi tercihlerini ortaya koyup, doğru buldukları siyasi parti ve çalışmalara neden destek vermesinler?
Evet, bu soruları çoğaltabiliriz. Arkasında 50 yıllık bir göç tarihi bulunduran Türkiye kökenli kitlenin özgün konumu, içinde bulunduğu siyasi-sosyal koşulları ve yaşadığı çelişkiler gözetildiğinde bu sorular yersiz ve anlamsız değildir. Ve, Alman vatandaşlığına geçenlerle birlikte yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli topluluk açısından yanıtları çok kolay ve sorunsuz olmasa da bu sorulara yanıt aramak, onların hem bugünkü yaşamları hem de gelecek kuşakları açısından hayati önem taşıyor.
Almanya’daki Türkiye kökenlilere yönelik faaliyet gösteren birçok dernek, federasyon ve örgüt, Erdoğan, Ekmeleddin ve Demirtaş konusundaki tercihlerini açıklayıp, destek verdikleri aday için oy çağrısında bulunuyorlar. Bunların hiçbirini desteklemedikleri, ne yapacağını bilemediği için sessiz kalanları bir kenara bırakacak olursak, her dernek, federasyon veya örgüt, sonuçta Türkiye’deki bir siyasi hareketin, parti veya örgütün uzantısı olarak şekillendiği için de önerdikleri adaylar pek sürpiz oluşturmadı. Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) ise bütün Türkiyeli örgüt ve çevrelerden farklı bir tutum izleyerek, Türkiye’deki seçim sandıkları ve kampanyalarının Almanya’ya taşınmasının, yaşam merkezi burası olan emekçilere bir yarar getirmeyeceği eleştirisiyle dikkat çekti.
DİDF Genel Başkanı Sefariye Ekşi, DİDF’in seçimlere ilişkin yaklaşımı konusunda sorularımızı yanıtladı:

Yeni Hayat: Sayın Ekşi, Almanya’daki belli başlı Türkiyeli dernek, federasyon ve örgüt Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda bir adayı destekleme yönünde aktif bir çalışmaya girişirken, siz farklı bir tutum izleyerek, “Siyasi hayata katılım konusunda öncelik Almanya’daki ihtiyaç ve haklarımızdır‘ başlıklı bir girişim içinde yer aldınız. “Burada yaşayan Türkiye kökenliler Türkiye ile ilgilenmesinler, oradaki gelişmelere tavırsız kalsınlar” anlamına mı geliyor bu tutum?
Sefariye Ekşi: Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenliler uzun bir göç tarihini geride bırakarak artık yaşadıkları ülkenin bir parçası haline geldiler. Ama bu, birçok alanda ve birçok biçimde Türkiye ile ilişkiler, etkilenmeler olmadığı anlamına gelmiyor. Kalıcılaşma, yaşadıkları ülkenin bir parçası olma nasıl doğal ve kaçınılmazsa, gelinen ülkenin izlerini taşımak, oradaki gelişmelerden etkilenmek de objektif bir gerçekliktir. Federasyonumuz kurulduğu günden bu yana Türkiye’deki emekçi halkın yaşamı, sorunları ve mücadelesiyle ilgili oldu; demokrasi güçlerine, işçilere, ezilen kesimlere destek olmaya çalıştı. Federasyonumuzun temel amaçlarından biri olan bu tutum bundan sonra da devam edecek. Bizim eleştirdiğimiz, karşı çıktığımız konu, yaşam merkezi Almanya olan emekçilerin buradaki ihtiyaç, sorun ve taleplerinin görmezden gelinmek istenmesidir. Almanya’da yaşayan Türkiyeli emekçiler, burada yaşamaktan kaynaklı sorunlarını ancak burada yürütecekleri siyasi-sosyal çalışmalarla çözebilirler. Çünkü çalışma hayatındaki sorunlarımız olsun, çocuğumuzun geleceği, konut sorunu, ırkçılık veya bu ülkedeki hükümetin emekçiler aleyhine yürüttüğü politikalar olsun, ancak b ülkedeki diğer emekçilerle, iş arkadaşlarımız veya komşularımızla birlikte örgütlenip mücadele ederek çözebiliriz.

– Ama gerek Türk hükümeti, gerek Alman makamları, gerekse birçok vatandaş, “Türkiye’deki seçimler için oy kullanmanın demokratik bir hak olduğuna” dikkat çekiyor. Hatta Türkiye’deki iktidar ve ana muhalefet partisi gelecek genel seçimler için Almanya’yı da ayrı bir seçim bölgesi haline getirip buradan milletvekili seçilmesini tartışıyorlar…
Genel olarak oy vermek, seçme seçilme hakkına sahip olmak elbette demokratik bir haktır. Bizim itirazımız buna değil; yıllardır bu imkan zaten vardı. Biz yıllardır Almanya’da çalışıp yaşayan insanların bu ülkede yaşamaktan kaynaklı ihtiyaç ve haklarının görmezden gelinmesine karşı çıkıyoruz. Eğer demokrasiden bahsedilecekse, 10-20-30 yıldır burada yaşadığı halde, türlü gerekçeler öne sürülerek Alman vatandaşlığının önüne engel çıkarılmasına son verilmesi gerekiyor; siz yıllardır burada yaşayan insanlara, burada siyasete katılma imkanı vermeyeceksiniz, seçme ve seçilme hakkı tanımayacaksınız, sonra da kalkıp demokrasiden bahsedeceksiniz! Biz bu ikiyüzlülüğe itiraz ediyoruz. Alman makamlarının göç gerçeğini içine sindiremeyişinin ve Almanya’da paralel bir toplum yaratma derdindeki Türkiyeli yöneticilerin politikalarının ürünü olan bu tutum hayatın birçok alanında karşımıza çıkıyor: Örneğin burada doğup büyüyen ve şu ya da bu nedenle yasalara aykırı davranan bir genci sırf anne babası oradan gelmiş olduğu için Türkiye’ye sınırdışı etmek de aynı mantığın ürünü. Yani, insanların yaşadığı, ekmeğini kazandığı, geleceğini kurduğu yere ait olduğu gerçeğini görmemek ‘demokrasiyi çiğnemektir’ diye düşünüyoruz.

Peki ama birçok vatandaş “kardeşim ben oyumu kullanmak istiyorum” diyor. AKP sevdiği veya Erdoğan’dan nefret ettiği için oyunu vermek; Türkiye’deki siyasi hayata kendince bir etkide bulunmak istiyor?
İnsanlara yaşadıkları ülkedeki hakları tanınmaz, siyasi yaşama katılım kanalları açık edilmezse, uyum sürecinin daha sancılı olacağı gerçeğinin farkındayız. Sözünü ettiğiniz durum, birçok emekçinin siyasi hayata katılma yönündeki duyarlılığının bir ifadesidir. Ve Türkiye’de son yıllarda hayli yoğun ve hassas geçen siyasi ortam, Kürt, Alevilerin sorunları, emekçilerin yaşadıkları, hükümetin düştü düşecek konuma gelmesi vb., bu duyarlılığı kamçılayan etkenler oldu. Bundan dolayı, Almanya’daki Türkiye kökenli vatandaşların bu konularda reaksiyonlarını göstermesini doğal, anlaşılır buluyoruz; nitekim, Federasyonumuz da bu konularda birçok çalışma ve etkinlik yürüttü. Ama Türkiye’deki emekçi halkla dayanışmak, bizim bu ülkede yaşamaktan kaynaklı sorun ve ihtiyaçlarımızı ortadan kaldırmıyor. Burada yaşıyorsak, istesek de istemesek de, siyasi-sosyal bütün hayatımız buradaki gündem ve ihtiyaçlar üzerinden şekilleniyor. Bu ülkede ‚misafir‘ gibi yaşamak istemiyorsak, işte, okulda, semtte hayatı paylaştığımız diğer emekçilerde ayrı-paralel bir hayat içine sıkışmak istemiyorsak, bunu Türkiye’deki seçimlerde şu ya da bu partiye vereceğimiz oyla başaramayız. Türkiye’deki emek, barış, demokrasi güçleriyle dayanışmak için oy vermenin dışında yapabileceğimiz birçok şey var. Gezi olayları veya Soma katliamı yaşandığında bunun örneğini gördük. Federasyonumuza bağlı birçok dernek, buradaki sendikalarla, işçi temsilcilikleriyle ilişki içinde birçok etkinlik düzenledi örneğin.
Elbette hukuksal olarak oy verme hakkı bulunan her vatandaş seçimlere katılma imkanına sahip. Federasyonumuz bu seçimler için doğrudan bir boykot çağrısı yapmadı; ama burada çalışan, burada yaşayan insanların kendi içine kapalı, paralel toplum haline getirilmesi anlamına gelecek biçimde seçim sandıklarının ve seçim kampanyalarının buraya taşınmasının buradaki emekçiler açısından getireceği sorunlara dikkat çeken bir aydınlatma çalışması yürütüyoruz. Örneğin ‚Türkiye kökenliyiz‘ diye Almanya’da Türk okulları, Türk hastaneleri açılmasını istemek buradaki hayatımız ve ihtiyaçlarımız açısından ne kadar anlamsız ise, ister yerel ister genel seçimler olsun buradaki siyasi hayata katılma yerine Türkiye’deki siyasetin önümüze getirilmesi de benzer biçimde hayatımızın gerçekleriyle ve ihtiyaçlarıyla bağdaşmayacaktır. Siyasi hayatımızın, bizzat yaşadığımız ülkede şekillenmesi Türkiye’de gelişmelere şu ya da bu yönden ilgi ve reaksiyon göstermeyi engellemez. Herşeye rağmen oy verme isteği taşıyan emekçilere de bu gerçekleri anlatmaya; kendisinin ve çocuklarının geleceğinin nerede olduğunu dile getirmeye çalışacağız. Barıştan, demokrasiden, emekten ve ezilenlerden yana bir bir Cumhurbaşkanı ya da hükümetin oluşması elbette Federasyonumuzun da beklentisidir ve Türkiye halkının er ya da geç bu talebi hayata geçireceğine inancımız tamdır.