Kimine kabus kimine zafer getiren futbol kupası sona erdi: ALMANYA NEDEN BİR NUMARA?

 
Geride bıraktığımız son bir aya damgasını vuran Brezilya’daki futbol kupası nihayet sona erdi. Kimi sevindi, kimi hayal kırıklığına uğradı, çoğumuz futbol uzmanı kesilip yorumlar yaptık… sonuçta ipi Almanya göğüsledi. İsrail’in Filistin’e bomba yağdırdığı saatlerde, Copacabana stadında havaya saçılan konfetiler altında kupayı havaya kaldıran Alman mili takımı, zorlu bir final maçının ardından Messi’li Arjantin’i yenerek 4. kez dünya birincisi olmanın sevincini yaşadılar.

Bir ay boyunca bütün dünyanın gündemine oturan Brezilya’daki dünya futbol kupası, Almanya Arjantin maçıyla sona erdi.
Ama kupanın en çok konuşulan olaylarından biri hiç kuşku yok ki, Almanya ve Brezilya arasında oynanan yarı final maçıydı. Almanya’nın 7-1 gibi tarihi bir skorla kazandığı maç hem kupaya damgasını vuran olay oldu hem de başta Brezilya olmak üzere bütün spor dünyasında şok yarattı. Doğrusu yenen takım da yenilen takım da bu kadarını beklemiyordu. Büyük bir sportif başarı sergileyen Alman milli takımının oyuncuları dahi o kadar şakındı ki, maçın ardından doğru düzgün sevinemediler; Brezilyalı oyuncularsa büyük travma içindeydiler, yorgunluk ve yıkım içindeki oyuncuların kimi ağlıyor, kimi boş gözlerle bakıyor, birçoğu da diz çökmüş tanrıya „günahlarımızı affet“ dercesine dua ediyordu!

MİLLİ KAHRAMANLIKTAN VATAN HAİNLİĞİNE!

Ama yıkımın büyüğü asıl saha dışında yaşandı. Maçın hezimetle biteceğinin anlaşılması üzerine stattaki kalabalık oyuncuları ve takımı yuhalamaya başladı. Maç bitemeden stadı terk etmeye başladılar. Galibiyete, zafere şartlandırılan milyonlarca insan meydanlarda, ekran başında şok yaşıyordu. Daha doğrusu gerçekle yüzleşiyorlardı. Her biri milli kahraman adayı olarak hazırlanan Brezilyalı oyuncular neredeyse vatan hainliği ile suçlanıyordu…
Brezilya futbol ülkesi olarak bilinir. Öyledir de: Yoksul mahallelerinde gıdasızlıktan çelimsiz kalmış çocuklar yürümeyle gol atmayı neredeyse aynı anda öğrenirler! Sokak aralarında dört gözle, günün birinde keşfedilmeyi bekleyerek büyürler. Bütün dünyanın tanıyacağı, kendisini ailesini kurtaracağı bir umut kapısı olarak görür gençler futbolu…

YOKSULLARIN UMUT KAPISI
Başarabilen anne babalar dişinden tırnağından arttırıp çocuğunu bir kulübe yazdırıp, bu büyük umut ticaretinin bir parçası olurlar… Futbol onlar için spor değil sefaletten çıkışın, özgürlüğün kapısıdır, piyango biletidir, ekmektir…
Ne var ki, milyonlarca gencin içinden sadece binler geçer bu kapıdan! Zirveye çıkansa ancak yüzler olur.
Neymar işte bu yüzden baş tacı olmuştur: Çünkü milyonların hayalini süsleyen zirveye O çıkmıştır; yoksulluk içindeki gençlerin umudunu O gerçekleştirmiştir. Gençler, O’nun şahsında, gittikleri yolun ışıltılı sonunu, kurdukları hayalin gerçekliğini görmektedirler. Neymar ve Avrupa kulüplerinde milyonlar kazanan futbol yıldızları sadece yetenekli oldukları iyi futbol oynadıkları için değil esas olarak onların hayallerini gerçekleştirdikleri için kahraman ve idoldürler.
Futbolun yoksullar için bir umut kapısı olması veya milyonlarca insana ‘sosyal yatıştırıcı’ olarak etki etmesi elbette sadece Brezilya’ya özgü bir olay değildir. Arjantin’den Meksika’ya Ekvador’dan Uruguay gibi Latin Amerika ülkelerine veya Kamerun, Fildişi Sahilleri, Cezayir gibi birçok Afrika ülkesine kadar birçok yerde durum Brezilya’dan çok da farklı değildir.

ALMANYA’NIN BAŞARISI TESADÜF MÜ?
Avrupa ülkeleri açısından da kimi farklılıklar, özgünlükler olsa da, tablo, özü itibariyle birçok benzerlikler taşır. Avrupa’da da futbol en cazip spor dalıdır, yoksulların sporudur ve yoksulları yatıştırma işlevi görür. Ne var ki, Latin Amerika ve Afrika’dan farklı olarak büyük bir ekonomik gücü içerir; transfer borsası, sponsorluk, bahisçilik, reklamcılık, yayıncılık, rüşvet-skandallar vb. birçok boyutuyla dev bir sanayidir.
Milyonların konuştuğu, milyarların döndüğü bu sanayinin en geliştiği yerlerden birinin Almanya olması ise bir tesadüf değildir. Bu elbette Almanların milli özelliklerinin bir sonucu değildir: Gelişkin ekonomik altyapısının sağladığı imkanlardır Almanya’daki futbolu güçlü kılan. Güçlü ekonomiye sahip Avrupa ülkelerinin birçok spor dalındaki başarısı da bununla ilgilidir.
Almanya’da çocuklar sokaklarda değil, 4-5 yaşlarından itibaren girdikleri; takım ve oyun disiplini ile tanıştıkları spor kulüplerinde yetişirler ve seçilirler. Bir gencin yıldız olması genelde tesadüf olmaz: Uzun yıllar disiplinli bir çalışma içinde adım adım hazırlanır. Ancak bu, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde futbol veya diğer spor dallarının, çarpık ve ticari karakterini ortadan kaldırmaz. Paranın, ticaretin, karın merkeze konduğu her yer ve her olayda olduğu gibi futbol Almanya’da da kirlilikten arınmış değildir. Farkı, diğer yoksul ülkelere göre daha yüksek standartta oluşu, daha organize oluşudur. İşler tesadüfe, keşmekeşe bırakılmamıştır; planlıdır, hedeflidir, disipline ve verimlilik esasına dayanır.
Ekonomik ve akademik bakımdan desteklenir; çünkü sonuçta hem sosyal hem ekonomik olarak bir yatırım ve bir pazar alanıdır. Bu durum sportif başarıyı ortaya çıkarır ama rüşvetin, yolsuzlukların da daha büyük ve daha örgütlü biçimde büyümesi pahasına!
Duygusallık, amatörlük yerine profesyonellik hakimdir; hem sahada hem saha dışında… Diğer taraftan, taraftarlık, kazanma hırsı, rekabet vb. gibi yoksul yığınlardaki sosyal tansiyonu düzenleme rolü, Almanya ve Avrupa ülkeleri için de geçerlidir ve o da aynen olayın ekonomik ve sportif boyutu gibi daha organize, daha profesyonel olarak uygulanır.

ALMANYA’NIN FARKI NEREDE?
Alman Futbol Federasyonu bünyesinde amatör ve profesyonel kulüp sayısı 29 bin 650; bu kulüplerde kayıtlı oyuncu sayısı ise tam 6 milyon 851’dir. Almanya bu rakamlarla kayıtlı futbolcu sayısı (amatör ve profesyonel toplamı) bakımından açık ara dünya birincisidir. En yakın takipçileri 4 milyon 180 bin ile ABD, 2 milyon 100 bin ile Brezilya, 1 milyon 794 bin ile Fransa’dır. Bu listede Arjantin 331 bin iken, Türkiye ise 197 bin ile hayli aşağılardadır.
Kayıtsız oyuncu sayısı, yani sokak futbolunda ise ekonomik bakımdan gelişkin olmayan ülkelerde rakamlar dikkat çekicidir. Çok büyük nüfusa sahip Hindistan (20 milyon), Çin (25 milyon), ABD (20 milyon) dışta tutulursa, en fazla sokak futbolcusu 11 milyon ile Brezilyada’dır. Onu 10 milyon ile Almanya, 8 milyon ile Meksika, 7 milyon ile Endenozya, 6 milyon ile Nijerja izlemektedir. Yoksul ve az gelişmiş ülkelerde sokak futbolcularının sayısı, bir kulübe kayıtlı oynayanlardan 3-4 misli fazla olurken; İtalya, Hollanda, Danimarka, Fransa, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde bu oran iki katını geçmez. Tek istisnası ise Almanya’dır. Yani Almanya hem yaklaşık 6 milyon kayıtlı futbolcu sayısı ile dünya birincisi iken, hem de kayıtsız-sokak futbolu oynayanların sayısı bakımından 10 milyon gibi bir sayı ile üst sıralardadır.
Kayıtlı futbol demek, ülkedeki futbolun ve futbolcuların daha planlı, disiplinli bir çalışma içinde yetişmesi demektir.
Bir başka fark ise, başta Almanya gibi ekonomik bakımdan güçlü olan ülkelerde teknik altyapının (saha, tesis, top, forma vb.) açık ara üstünlüğüdür.
Bütün bunlara ek olarak, anlayış, yıldız oyuncu çıkarmaya değil, takımın başarısına endekslidir. Yani takım oyunu, takım disiplini esastır. Adından söz ettiren futbol starları daha azdır ama takım başarısı açısından Almanya ve Avrupa ülkeleri söz sahibidir.
Hepsini göz önüne aldığımızda, Almanya’nın veya Hollanda’nın başarısı bir tesadüf değildir. Brezilya’yı 7-1 gibi bir skorla yenmesi değildir yani mesele. O maçta bu kadar üstün bir sonuç almasa, hatta maçı kaybetmiş olsaydı bile, bu, Almanya’nın Brezilya karşısındaki açık üstünlüğü ve farkını ortadan kaldırmayacaktı.

 
Almanya-Brezilya maçı:
Mantığın duygusallık karşısındaki zaferi!

Almanya ile yarı finalde oynan ve tarihi biri yenilgiyle sonuçlanan maçtan sonra Brezilya basınında bazı başlıklar şöyleydi:
O GLOBO: Utançların utancı. katledildi, ezildi, yok edildi. Brezilya, Almanya karşısında tarihinin en kötü sonucunun acısını çekiyor.
FOLHA DO Sao Paulo: Katledildiler. Evinde kupa kazanmaya yeltenen Brezilya bir kez daha aşağılandı.
LANCE: Tarihin en büyük utancı
Futbola ve futbolcuların sırtına bu kadar yük yüklerseniz, sportif başarıyı milli zafer; milli kahramanlık haline getirirseniz, sportif alanda yaşanan yenilgi de, adeta bir milli felakete, milli yıkıma ve yasa dönüşür… Brezilya ya da Türkiye gibi ülkelerde futbol maçlarına aşırı ve çarpık bir anlam yüklenmesi, sıkça başvurulan bir yol olduğu için bu türden şoklar da genellikle buralarda karşımıza çıkar. Olay sportif başarısızlıktan öteye bütün ülke için sosyal, psikolojik, duygusal bir yenilgi olarak algılanır.
Avrupa ülkeleri bu açıdan da daha profesyonel, daha ‘kurnaz’ davranırlar: Zaferin tadını olabildiğince çıkarmak; sportif başarıyı ekonomik ve sosyolojik olarak alabildiğince değerlendirmek ama yenilgiyi de sosyal bir yıkıma dönüştürmeyecek bir kıvamda tutmayı başardıkları için Brezilya, Uruguay veya Türkiye’de yaşanan türden şoklar yaşamazlar.