Alman-Türk istihbarat krizi yeni değil

Almanya’da dış istihbarattan sorumlu BND’nin 2009’dan bu yana Türkiye’yi dinlediğini itiraf etmesi ve bunu gerekçelendirmesi, genel olarak basın ve siyasetçiler tarafından olumlu bir durum olarak karşılandı. “Dost ülke” Türkiye’nin dinlenmesine tepki gösterenler ise azınlıktaydı. Bu durum kapitalist devletler arasında sıkça sözü edilen “dost” ve “müttefik ülke” kavramlarının ne kadar içi boş, iki yüzlüce olduğunu gösteriyor.

Halbuki, ABD istihbarat örgütü NSA’nın Almanya’yı dinlediğinin ortaya çıkmasından sonra tepkiler çok daha yüksek olmuştu. Hatırlanacağı gibi NSA, Berlin’de istasyon kurup Başbakan Merkel’in cep telefonuna varana kadar dinlemiş, Almanya’yı adeta televizyonlarda yayınlanan “Big Brother” evine çevirmişti.

Merkel’in NSA’nın kendisi ve ülkesi hakkında istihbarat çalışması yapmasına tepki olarak söylediği “Dostlar birbirini dinlemez” sözünün hemen ardından, Alman istibaratının Türkiye ve ABD dahil çok sayıda ülkeyi dinlediğinin ortaya çıkması dikkat çekti.

Hatta bu söz Merkel’in Baltık ülkeleri gezisi sırasında kendisine doğrudan hatırlatıldı. Yanıtı “Benim kastettiğim ülke ABD’ydi” oldu.

Bundan elbette Merkel açısından ABD’nin “dost”, Türkiye’nin “düşman” olduğu sonucu çıkarılabilir.

Ne var ki gerçekte böyle bir durum yok. Ne ABD ne de Türkiye “dost”…

Bu nedenle, dinlemenin ortaya çıktığı ilk anda “Nasıl olur?” diye yüksek sesle gösterilen tepkiler zamanla yerini normalleşmeye bırakıyor. Çünkü, bütün kapitalist devletler, ilişkilerini dostluk değil çıkar hesapları üzerinden kuruyor, yürütüyor. İstihbarat bilgileri de bu temelde bir devletin başka bir devlet üzerindeki etkisini güçlendirmek, ekonomik-siyasi avantajlar sağlamak, gerekirse şantaj ve baskı yapmak amacı güdüyor.

Dolayısıyla nasıl ki NSA’nin Almanya’yı dinlemesinin ortaya çıkması her iki ülke arasında ciddi bir kırılmaya yol açmadıysa, BND’nin dinlemeleri de Türk-Alman ilişkilerinde önemli bir değişime yol açmayacak.

Unutmamız gerekiyor ki, Türk istihbarat örgütü de yıllardır Almanya’da önemli dinlemelerde, aktivitelerde bulunuyor. Eğer, Türkiye tarafından BND dinlemesi üzerinden ilişkiler zorlanırsa, Almanya’nın bunları yüksek sesle dile getirmesi kuvvetle muhtemeldir

Zira Türk-Alman ilişkileri “istihbarat krizleri”yle dolu…

 

ALMANYA MİT’İN EYLEM ALANI

Özellikle 1990’lı yıllarda. MİT’in Almanya’daki faaliyetleri pek çok kez her iki ülke arasında krizlere, gerilimlere yol açtı ve bu durum kimi zaman manşetlere kadar çıkmıştı. Ajanlık yaptığı tespit edilen Hamburg ve Stuttgart’taki 15 konsolosluk görevlisi sınırdışı edilmişti.

Dahası MİT Almanya’da bilgi toplamakla da kalmamış, yurtdışına çıkmak zorunda kalan devrimci hareketlerin yöneticilerine operasyonlar düzenlemiş, PKK’ya karşı gösteri ve yürüyüşler organize etmişti.

31 Aralık 1994’de Heidelberg yakınlarındaki Germesheim’de üç TİKKO militanı bir MİT ajanı tarafından öldürüldüğünde, olay her iki ülke tarafından yargı sürecinde hasır altı edilmişti.

Almanya’ya iltica eden PKK üyesi Cevdet Soysal, MİT tarafından yapılan bir operasyonla Moldavya’da gözaltına alarak Türkiye’ye kaçırılmıştı. Ve bu adam kaçırma büyük bir başarı olarak manşetleri süslemişti.

Paris’te üç Kürt kadını Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şeylemez’i katleden Ömer Güney’in Almanya’daki MİT birimiyle yakın bağlantılı olduğu da biliniyor.

Bunlara MİT’in 1994’te Danimarka Kürdistan Komitesi Başkanı İmdat Yılmaz’a ve Londra’da sendikacı Nafiz Bostancı’ya yönelik silahlı saldırısını eklememiz gerekiyor.

Bütün bunlar, MİT’in Avrupa’da bilgi toplamanın ötesine geçerek, eyleme geçtiğini yeterince ortaya koyuyor.

 

TÜRKİYE KÖKENLİ GÖÇMENLER POTANSİYEL TEHLİKE

MİT’in Almanya’da yaptıkları elbette BND’nin Türkiye’yi dinlemesini haklı kılmıyor.

İşin  asıl üzerinde durulması gereken bir başka yanı ise,  Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin, her iki ülke istihbarat kurumunun da hedefinde olmaları. MİT, Almanya’dan “terörün finanse edildiği”ni ileri sürürken, BND de “Bu kadar insanın geldiği bir ülkenin dinlenmesi gerektiğini” savunuyor.

Yani, her iki devletin istihbarat örgütü de Almanya’da yaşayan Türk, Kürt ve diğer uluslardan göçmenleri “potansiyel tehlike” ilan ederek, bu grubun “terör”, “uyuşturucu”, “insan taciri” gibi olaylarla bağlantılı olduğunu ileri sürerek dinlemelere meşru kılıf bulmaya çalışıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, her iki ülke yine kapalı kapılar arkasında karşılıklı hamleler eşliğinde bir uzlaşmaya varacak ve işi tatlıya bağlayacaklar. Olan ise istihbarat örgütleri tarafından bilgileri toplanan, “potansiyel tehlike” ilan edilen emekçilere olacaktır. (YH)