Barış için mücadele zamanı

01gegenkrieg

Milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği, sakatlandığı, evini barkını yitirdiği Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yılı vesilesiyle bu yıl Avrupa’nın birçok kentinde gösterişli törenler yapıldı, yapılıyor. Savaşın baş aktörleri olan Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin devlet temsilcileri yaptıkları konuşmalarla büyük savaşın nasıl bir yıkım, ne büyük acılara yol açtığını ve barışın ne kadar değerli olduğunu dile getiriyorlar. Sanki, bugün Ukrayna’da, Filistin’de, Suriye’de, Afganistan ya da Libya’da dökülen kanlardan, yaşanan acılardan kendileri sorumlu değilmiş gibi!

Sanki, ekmek, okul ya da hastane yerine, sayısı ve tahrip gücü her geçen gün artan silahları daha fazla üretip, satmıyorlarmış gibi!

İKİ SAVAŞ ARASI DÖNEME BARIŞ DENİYOR!

Öncesi bir yana, yakın geçmişinde iki büyük savaşa sahne olan dünyamızda, savaşların insanlık adına nasıl bir yıkım olduğunu ortaya koyan fazlasıyla tecrübe olduğunu düşünebiliriz haklı olarak. Ancak, güce, eşitsizliğe ve sömürüye dayanan günümüzün siyaset ve ekonomi düzeni, bu tecrübelere ya da akla-vicdana göre değil; daha fazla egemenlik kurma güdüsüyle işliyor.

Dünyayı yöneten emperyalist merkezlerin çıkardığı tek ders, zorunlu olmadıkça büyük küresel savaşlara girişmeden bölgesel çatışmalar, darbeler, işbirlikçi güçler aracılığıyla daha “akıllı”, daha “verimli” savaşlar organize etmek oldu. Bu yüzden de geçmişte, “iki savaş arasında geçen geçici bir dönem” olarak tarif edilen barış, özellikle Ortadoğu, Asya ve Afrika gibi coğrafyalarda savaşla içiçe geçen, kan ve yıkımın görece azaldığı dönemlere dönüştü!

Bu yüzden, Filistin’de, Ukrayna’da, Suriye ve Irak’ta televizyonlardan, cep telefonlarımızda adeta naklen izlediğimiz çatışma ve katliamları neredeyse kanıksar, olağan sayar duruma getirildik…

AKAN KANDAN KİM SORUMLU?

Peki Asya, Ortadoğu ve Afrika’da haritaların kan ve barutla yeniden çizildiği günümüzde yaşanan irili ufaklı çatışma ve savaşlardan, yaşanan katliam ve yıkımdan kimler sorumludur; bu gelişmenin arkasında yatan nedir?

Emperyalist propaganda merkezlerince üretilen medya aracılığıyla her gün yarattığı çarpıtmalara bakılırsa; gözü dönmüş radikal İslamcı teröristler, demokrasiden nasibini almamış yerel diktatörler önümüze konuyor. İlkel medeniyetlerle gelişmiş modern dünya arasında bir değer çatışması olduğuna inanmamız isteniyor… Öyle ki, şiddetin insanın genlerinde yer aldığı, günümüz toplumlarındaki çatışma, şiddet ve savaşın bunun sonucu olduğu bile öne sürülüyor!

Böylece, Uzak Asya’dan Ortadoğu’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya gözümüzün önünde yaşanan ve son yıllarda belirgin bir artış kaydeden bu çatışma ve bölgesel savaşların arkasındaki asıl nedenin, dünyadaki enerji ve hammadde kaynaklarını denetim altında tutmak, ekonomik ve siyasi avantajlarını çoğaltmak çabasındaki emperyalist güçler olduğu gerçeğinin üzeri örtülmek isteniyor.

Yüzyıllardır bağımlılık ve sömürü altında gelişmesi engellenen bütün bu coğrafyada, işsizliğin yoksulluğun adaletsizliğin ve demokrasi dışı rejimlerin ciddi bir sorun olduğu açıktır. Ama Afganistan’dan Suriye’ye, İsrail’den Libya ya da Ukrayna’ya savaş bölgelerinin hemen tümündeki yerel diktatörlüklerin şu ya da bu emperyalist devletin işbirlikçisi olduğu; ya da farklı ideolojik motiflerle halka karşı terör estiren çetelerin  şu ya da bu emperyalist güçler tarafından desteklenip kullanılmış güçler olduğu unutturulmak isteniyor.

ABD ve Batılı güçlerin kontrolü dışında Rusya’yla yakın olduğu için Suriye’deki rejimi devirmek üzere organize edilip silahlandırılan radikal İslamcı gruplar bunun son çarpıcı örneğidir.

Sözü geçen coğrafyalarda, emperyalist güçleri düne göre daha aktif militarist müdahalelere iten temel nedenlerden biri de, Rusya, Çin, ABD, Almanya, Japonya, Fransa gibi beli başlı emperyalist devler arasındaki rekabet ve çıkar çatışmasının düne göre daha yoğunlaşmış olması; birbirlerinin egemenlik alanlarına, ayrıcalıklı konumlarına daha sert itirazlarda bulunarak dünyayı yeniden paylaşma çabalarına hız vermiş olmalarıdır. “Arap Baharı”nın ardından Batılı emperyalistlerin adeta leş kargaları gibi Kuzey Afrika’ya üşüşmeleri de, Rusya ile ABD ve Avrupa Birliği devletlerinin Suriye ve Ukrayna’da açıktan taraf ve cephe oluşturmaları ya da sözde dost-müttefik sayılan ülkelerin (örneğin ABD-Almanya) birbirlerini dinleme-denetleme çabasına hız vermeleri de bu rekabetin bir sonucudur. Yukarıdakilerin tepinmesinden zarar görenlerse başta bağımlı-yoksul ülkeler olmak üzere Batı’dan Doğu’ya, Kuzey’den Güney’e bütün ülkelerin emekçileri, yoksulları olmaktadır.

MİLİTARİST DIŞ POLİTİKAYA HAYIR!

Evet emperyalizm döneminde savaşlar, çatışmalar nedensiz değildir ve adeta kaçınılmaz bir zorunluluktur, ama önlenemez de değildir. Bunun tek yolu ise, hem bağımlı ülkelerde hem de emperyalist merkezlerde militarizme, savaş yanlısı politikalara ve emperyalist güçlerin kendisine karşı emekçi halkın, barış yanlısı güçlerin vereceği mücadeledir.

Onca aldatmaca ve propagandaya rağmen Alman halkının üçte ikisi gibi önemli bir bölümü, askeri dış politikaya, hükümetin savaş yanlısı girişimlerine ‚hayır‘ deme eğilimi taşıyorsa, barış mücadelesinin sonuç alabileceğine dair umutlarımızı diri tutabiliriz.

Yeter ki, bugün Irak’ta, Suriye’de, Ukrayna’da yaşanan, yarın da başka bir bölgede yaşanacakların kendi işimiz, ekmeğimiz ve özgürlüğümüzün de gasp edildiği; insanlığın ortak değerleri ve geleceğine zarar verdiğini gözden uzak tutmayalım.

Yeter ki, barışın ancak mücadele edilerek kazanılabileceğini; ve bunun sorumluluğunun bizim üzerimizde de olduğunu unutmayalım…

 

(Bölgelerde savaşa karşı yapılacak etkinlikler için: http://www.friedenskooperative.de/netzwerk/akt14ter.htm)

 

 

DİDF: Savaşlara karşı alanlara çıkalım

 

Ukrayna, Gazze, Suriye, Irak ve Kürdistan’daki savaşlara, çatışmalara karşı hep birlikte 1 Eylül Dünya Barış gününde alanlara çıkarak, savaşların yürütücüsü devletlere ve güçlere karşı tepkimizi haykıralım. Haykıralım ki, savaş politikaları, savaş planları bir kez daha galip gelmesin.

Savaşsız, sömürüsüz bir dünya için, hangi dinden, hangi ulustan olursa olsun barıştan yana olan güçlerle birlikte 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde alanlara çıkalım.