Ve bir tabu daha yıkıldı

01

Alman sermayesi ve sözcüleri tarafından uzunca bir süredir dile getirilen dış politikada daha etkili bir çizgi izlenmesi yönündeki çağrılar, en çok Şubat ayında yapılan Münih NATO Güvenlik Konferansı’nda dikkat çekmişti. Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, konferansta “Ülkemiz bir ada değil” diyerek dünyadaki gelişmelere Almanya’nın seyirci kalamayacağını ifade ederek, hükümete artık dünya çapında etkili bir dış politika izlemesi çağrısı yapmıştı. Bu açıklamaya benzer demeçler, daha sonra Federal Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier ve Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen tarafından da verilmişti.

Son bir kaç yıldır yüksek sesle ifade edilen “etkili dış politika”ya dair yapılan açıklamaların arkasında, aslında “dış politikanın askeri araçlarla yapılması”ndan söz ediliyordu. Yoksa sözü edilen, diplomatik yollardan ataklık değildi.

Zira gününüzde emperyalist devletler arasında dünyanın çeşitli bölgelerinde süren çıkar çatışmaları çoğunlukla askeri yöntemler, yani savaş ve işgaller devreye konularak sonuçlandırılıyor. Afganistan, Irak, Libya işgalleri ve Ukrayna’da olup bitenler bunun somut ifadesi…

Dünyanın en çok silah satan üçüncü ülkesi olan ve yeniden paylaşımın asıl olarak savaş ve askeri müdahalelerle mümkün olacağının bilincinde olan Almanya, bu temelde atmak istediği adımlara ise hep “insanı yardımı” kalkan olarak kullandı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nın sorumlusu olarak uzunca bir süre yurtdışına asker gönderemeyen Almanya, bu tabuyu ilk olarak Kamboçya’da yaşanan sel felaketi ve Somali’deki iç savaşı bastırma adına kırmıştı. Ardından, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla birlikte, Yugoslavya’nın bombalanmasına dahil olmuş, Balkanlar’a asker göndermişti. Sonra ardı arkası gelmiş ve son durum itibariyle Alman askerleri 17 değişik ülkede konuşlandırılmış durumda.

Ve gelinen aşamada, Almanya’nın yurtdışına asker göndermesi çoktan tabu olmaktan çıkmış, rutin bir uygulamaya dönüşmüştür. Hem de halkın üçte ikisi karşı olmasına rağmen…

 

KÜRTLERE YARDIM BAHANE

Almanya, İslam Devleti (İD) terör örgütünün Irak’ta Êzidilere yönelik katliamlarından sonra dünya gelinde oluşan hassasiyeti, bu kez başka önemli bir tabuyu kırmak için kullandı. Bugüne kadar, el altından ihlal edilmekle birlikte, savaş ve çatışmaların  olduğu bölgelere silah göndermeme, satmama şeklindeki prensip bu kez, Başbakan Angela Merkel ve dört bakanın katıldığı toplantıda “Kürtlere silah yardımı” gerekçesiyle kaldırıldı. Bu bakanlar arasında SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel ve yine SPD üyesi Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier de bulunuyor.

Bu karar ilk bakışta İD terörüyle karşı karşıya kalan Kürtler ve diğer halklara yardım olarak görülüyor. Ne var ki, mesele yardımdan çok Almanya’nın bölgesel çıkarlarıyla ilgili. Bugüne kadar pek çok katliama sessiz kalan Alman sermayesi, bu kez hızlı davranarak süreci kendi lehine çevirme, militarist yöntemleri devreye koyma konusunda daha aktif olma arzusundadır.

Diğer taraftan, çatışmanın sürdüğü bir bölgeye silah gönderme kararı sadece kabinenin beş üyesi tarafından alınmış; diğer kabine üyelerine ve parlamentoya, kamuoyundaki eleştirilere kulak asılmamıştır.

Böylece, Alman askerlerinin yurtdışına gönderilmesinin önünde bir ayak bağı olarak görülen parlamentoda tartışma ve oylamanın devre dışı bırakılması için de kapı aralanmıştır. Zaten Alman sermayesi ve basının bir bölümünün de isteği bu yönde adımların atılmasıydı.

Der Spiegel dergisi tarafından kaleme alınan “Alman dışpolitikası için kriterler” başlıklı başyazıda, 7 kriterde dış politikada bugüne kadar tabu olarak bir çok konuda değişikliği gidilmesi gerektiği sıralanırken, “Hızlı karar alma aynı zamanda Almanya’ya dünya çapında daha fazla sorumluluk yüklüyor”* deniliyordu.

 

ALMANYA “BEN DE VARIM” DİYOR

Atılan adımlar, hızlı karar almaya dair alınan kararlar Almanya’nın bundan sonra, emperyalist devletler arasındaki paylaşım mücadelesinde, askeri yöntemlerle daha etkili rol oynamak için hareket edeceğini yeterince ortaya koyuyor. Unutulmaması gerekiyor ki, Alman sermayesinin dünya üzerinde egemenlik isteği geçmişte iki büyük dünya savaşının tetiklenmesine yol açmış ve milyonlarca insanın hayatına mal olmuştur!

Başka bir deyişle, Alman sermayesinin emperyalist paylaşımdaki gecikmişliği aynı zamanda daha pervasız olmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla bugün “Kürtlere yardım” adı altında atılan adımlar asıl olarak Almanya’nın Ortadoğu’daki paylaşım sürecine dahil hırsından kaynaklanıyor ve bütün “yardımlar” da buna göre yapılıyor.

Bu militarist dış politikaya karşı, Irak’a silah göndermeye karşı çıkan halkın üçte ikisinden fazlasının yapabileceği çok şey var. O da Alman sermayesinin, silah tekellerinin çıkarlarına göre hazırlığı yapılan yeni savaş ve işgal planlarına karşı güçlü bir mücadele yürütmekten başka bir şey değil. Bu nedenle 2014’ün 1 Eylül’ü çok daha büyük bir önem kazanmıştır.

 

* Der Spiegel, 18.08.2014

 

 

Silah satışında rekora doğru

Federal Hükümet’in açıkladığı 2013 yılı silah satış raporu bu soruya açıklık getiriyor. Rapora göre Almanya geçen yıl toplam 8 milyar 340 milyon Euro’luk silah satışına onay verdi ve 5 milyar 850 milyon Euro’luk satış yaptı. Bu rakam ilk silah satış raporunun yayınlandığı 1999’dan bu yana en yüksek miktar. Y

Raporda Almanya’dan en fazla silah satın alan ülkeler şöyle sıralanıyor: “ABD, Cezayir, Katar, Suudi Arabistan ve Endonezya”. Satışın yapıldığı ülkelerin üçte ikisi NATO ve AB üyesi olmayan ülkeler. Bu demektir ki, asıl olarak gerilim ve çatışmaların olduğu, insan haklarının ihlal edildiği bölgelerdeki ülkelere silah satılmış.
En önemlisi de satış geçici değil süreklilik arz ediyor. Bu yılın ilk dört ayında da “üçüncü ülkeler” diye adlandırılan ülkelere (Bunlar arasında Katar ve Ukrayna dikkat çekiyor) 128 milyon Euro’luk silah satılmış.
En çok satılan silahlar ise şunlar: “Panzer, askeri elektronik cihazlar, bombalar, denizaltılarda füze olarak kullanılan torpidolar ve roketler.”
Almanya’nın en çok silah sattığı ülkeler dikkat çekici. ABD dünyada en çok silah satan ülke olmasına rağmen aynı zamanda Almanya’dan en çok silah satın alan ülke durumunda.
Listenin üçüncü ve dördüncü sırasında yer alan Katar ve Suudi Arabistan’ın Suriye’de radikal dinci örgütleri silahlandırma yoluyla Esad rejimini devirmeye çalıştığını bilmeyen yok.
Bu durumda, Almanya’nın geçen yıl Katar ve Suudi Arabistan’a sattığı silahların IŞİD ve El Nusra gibi radikal dinci örgütlere ulaştırılmış olması kuvvetle muhtemel görünürken, yine ayn ıAlmanya’nın, bu silahlarla katliam yapanların kurbanlarına yardım için bölgeye silah gönderme kararı alması ise işin dikkat çeken  bir başka boyutunu gösteriyor. (YH)