1 Eylül’ün rövanşı mı alıyor?

01ostern2012kiel2

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Ama bu günün barşı günü ilan edildiği Almanya’da bugün Federal Parlamento’da savaş konuşulacak. Kürdistan’a “silah gönderilemesi” adı altında yapılacak tartışmanın ardından İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana var olan bir tabu kırılacak. Hem de 1 Eylül’ün rövanşını alırcasına.

 

Bugün 1 Eylül Dünya Barış Günü. Bundan tam 75 yıl önce Polonya’ya ateş açıldığı Almanya topraklarında yine savaş, silahlanma ve daha fazla militarist dış politika sesleri yükseliyor. Federal Hükümet, adeta Alman halkıyla geçer gibi, ülke tarihinde önemli bir kırılmayı ifade eden “çatışma bölgelerine silah gönderme konusunda mecliste yapılacak tartışmayı 1 Eylül’e aldı. Başka bir değile ülke genelinde savaş karşıtları bugün 1 Eylül Dünya Barış Gün dolayısıyla yurtdışında bulunan askerileri geri getirmesi, başka ülkelere silah satmamasını talep etmeye hazırlanırken iktidardaki Hıristiyan Demokrat-Sosyal Demokrat (CDU/CSU/SPD) büyük koalisyon hükümeti, adeta 1 Eyül’den intikam alırcasına “daha fazla savaş” çağrıları yapıyor.

Halbuki, bu topraklar üzerine yüzyıldan fazla bir süredir “Savaş, bir daha asla!” sloganı yükseliyor. Bugün insanlığa mal olan 1 Eylül Dünya Barış Günü, kıta Avrupa’sında emperyalist emelleri hızla yükselen gecikmiş ulus-devlet Almanya’da ortaya çıktı.

Hitler faşizminin 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırarak İkinci Paylaşım Savaşı’nı başlatmasının ardından yaşanan bu büyük savaştan ders çıkarılması ve bir kez daha Alman ulusunun savaşlara izin vermemesi için Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) tarafından 1950’lerin başında 1 Eylül’ün “Barış Günü” ilan etmesi, kısa bir süre Federal Almanya Cumhuriyeti’nde (BRD) de yankı buldu. 1 Eylül 1957’de Alman Sendikalalar Birliği’nin (DGB) çağrısı üzerine yapılan savaş karşıtı eylemler ülke genelinde 500 bin kişi katılmıştı. “Savaş, bir daha asla!” çağrısıyla yapılan eylemlere katılımın bu denli yüksek olmasının elbette önemli nedenleri vardı.

Bunların başında İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın kanına giren Bundeswehr’in (Federal Ordu) yeninden kurulmasıydı. Savaşın galip devletler arasında varılan anlaşmaya göre Almanya’nın yeniden düzenli bir orduya sahip olması, ordu mensuplarının yurtdışına çıkması ve Almanya’nın çatışma bölgelerine silah satması yasaklanmıştı. Ancak, Almanya’nın ikiye bölünmesinden sonra Batılı emperyalist devletler, FAC’yi SSCB’ye karşı kullanmak üzere hızla yeniden kışlaya çevirdiler. FAC 1949’da kurulurken Bundeswehr, bu nedenle ancak 5 Mayıs 1955’te kurulabildi ve aynı yıl Federal Almanya NATO üyesi oldu.

Bu durum doğal olarak ülke genelinde savaş ve militarizm karşıtı güçleri harekete geçirdi. DGB’nin Doğu Almanya’da ilan edilen 1 Eylül Barış Günü’nü güçlü bir şekilde Batı Almanya’ya taşıması işte bu militaristleşme koşullarda gerçekleşti.

 

GÜNÜMÜZDE SENDİKALAR VE BARIŞ MÜCADELESİ

Kökleri, tam 100 yıl önce gerçekleşen Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın arifesine kadar uzanan 1 Eylül’de savaşa karşı barış mücadelesinde, geçmişte sendikaların, dolayısıyla işçi hareketinin önemli bir yer tuttuğu görülüyor. Bundan tam 75 yıl önce başlayan İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında da kendisini gösteriyor. Ne var ki, bu durum Almanya’da bugün geçerli değil. Her ne kadar sendikalar her yıl 1 Eylül dolayısıyla basın açıklamaları yapsa da, savaşa karşı etkinlikler düzenlemenin dışında kalmış durumda. Halbuki, barış mücadelesinin bu denli köklü olduğu bir ülkede, sermayenin artan militarist dışpolitika isteğine karşı Almanya’da sendikaların çok daha etkili bir tutum içerisinde olması gerekiyor.

Ancak her şeye rağmen, Alman halkı arasında savaşların ve savaşa karşı mücadelenin yarattığı militarizm ve savaş karşıtı tutum varlığını devam ediyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın üçte ikisinden fazlası (yüzde 67) Almanya’nın yurtdışına asker göndermesine, çatışma bölgelerine silah satmasına karşı çıkıyor.

Hükümet ise Alman halkının bu sesine kulak vermeyi bir yana bırakarak sermayenin çıkarlarını korumak ve geliştirmek için dış politikayı militaristleştirmeye, daha fazla silah satmaya devam ediyor.

Bu nedenle, bugün Federal Meclis’te Kürdistan’a silah gönderilmesi adı altında yapılacak tartışma bir bakıma hükümetin halkın gözünün içine bakarak, halka rağmen bu kararı aldığını ilan ediyor. Bu durumda halka düşen ise elbette savaşa karşı mücadeleyi yükseltmek ve savaşçı politikaları ve politikacılara gereken cevabı vermektir. Aksi halde, geçmişte olduğu gibi gelecekte de Almanya topraklarından başka ülkelere savaş açılmasının önüne geçilemeyecektir.

Günümüz dünyasının içinde bölgesel savaşlar ve çatışmalar, 100 yıldan fazla bir süredir dilden dile dolaşan “Savaş bir daha asla” sloganının ne kadar kıymetli ve gerekli olduğunu yeterince ortaya koyuyor.

 YÜCEL ÖZDEMİR

 

1 EYLÜL’DEN ÖNCEKİ BARIŞ GÜNLERİ

1 Eylül elbette ilk “Barış Günü” değil. Yüz yıllardan beri nice kanlı savaşların yaşandığı kıta Avrupa’sında, insan oğlunun savaş karşı barış mücadelesi hiç eksik olmadı. Almanya’da artan emperyalist paylaşım tehlikesine karşı ilk olarak İngiltere’de kiliseler tarafından 1850’li yıllarda başlatılan “Barış Pazarları” ayinleri daha sonra Almanya’da da yapılmaya başlandı.

Çeşitli kaynaklar günümüzdeki 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün kökeninin 1896 yılına kadar götürüyor. 22 Ocak 1896’de aralarında ressam Felix Mocscheles, sanatçı Bernhard Shaw’ın ve bazı bakanların katıldığı toplantıda artan savaş tehlikesine dikkat çekilerek barış gösterileri çağrıları yapıldı. Ardından bu çağrılar diğer Avrupa ülkelerinde yankı buldu.

22 Şubat 1906 yılında ilk kez kıta genelinde aynı anda 600 kentte barış gösterileri yapıldı ve Uluslar arası bir barış bürosunun karar verildi.

Ancak asıl savaşa karşı mücadele Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması sırasında verildi. İlerici-sosyalist güçler Alman emperyalizminin militarist yayılmacı politikalarına karşı etkili bir mücadele sürdürdüler ve bu mücadele daha sonra 1918/19 Kasım Devrimi’nde dönüştü. Almanya’da en önemli barış örgütleri de bu süreçte kuruldu. “Savaş, bir daha asla!” sloganıyla hareket eden bu örgütler 1919’da Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Ağustos’u (1914) “Dünya Barış Günü” olarak ilan ettiler ve her 1 Ağustos’ta büyük barış gösteriler gerçekleştirdi. 1 Ağustos Danimarka ve İsveç’de de resmi olarak kabul gördü. 1920’de Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde 1 Ağustos’ta yapılan savaş karşıtı gösterilere binlerce kişi katıldı. 31 Temmuz 1921’de yapılan gösterilere ise 250 kentte 500 bin insan katıldı ve Almanya topraklarından bir kez daha başka ülkelere savaş açılmaması çağrısı yapıldı.

1924’te ise Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasının 10. yılı dolayısıyla büyük gösteriler yapıldı. Uluslararası Sendikalar Birliği tarafından Eylül 1924’te Amsterdam’da büyük bir gösteri gerçekleştirildi. Bu aynı zamanda sendikaların dünya barışı için harekete geçmesi gerektiği yönünde bir mesajı içeriyordu. Yine 6 Ağustos 1924’te sendikalar tarafından Paris’te uluslararası bir barış konferansı düzenlemişti. Konferansa 20 ülkeden katılım olmuştu.
Sendikalar aynı yıl içinde 3 Eylül’ü “Savaşa Karşı Gün” ya da “Kurbanları Anma Günü” olarak ilan etmiş ve her yıl değişik etkinlikler düzenlemişlerdi.

Ne yazık ki, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan ve sendikaların etkili şekilde içinde yer aldığı barış mücadelesi, İkinci Dünya Savaşı’nı engelleyemedi. 30 Ocak 1933’te işbaşına gelen Hitler faşizmi işe sendikalalar ve devrimci örgütlere saldırmakla başlamıştı. Savaşa karşı direnç noktaları birer birer oradan kaldırıldı, ardından da 1 Eylül 1939’da  Polonya’ya yönelik saldırıyla İkinci Dünya Savaşı başlatılmış oldu.