Ümit Köseoğlu‘ nun Sonsuz Yolculuğu

ümit abiYaşamının nerdeyse tamamını işçi hareketine, haksızlıklara karşı mücadeleye, adalet arayışına, özgürlüklere ve daha fazla demokrasiye harcayan bir kişiyi yazıyla tarif etmek oldukça güç. Hele de bu kişi bir sendikacı ve kavgasını „diaspora“ olarak bilinen yaban ellerinin acımasız şartlarında vermiş ise.
Sendikacı Ümit Köseoğlu, 40 yıl aralıksız bir kavga sürecinden sonra aramızdan ayrıldı. Ümit, geçtiğimiz son 25 yılda benim de yakın bir mücadele arkadaşımdı. Anılarımız pek çok, ancak ben onu anılardan öte, kişiliği hakkında birkaç bilgiyle yâd etmek istiyorum: „İyi bir sendikacının üç özelliği olmalı; bir, içkiyi iyi içeceksin. İki, iyi fıkralar bileceksin. Üç; en az üç kez boşanmış olacaksın“.
Fıkra ile gerçeğin iç içe olduğu bu sözleri Ümit’ten ilk duyduğumda (sanırım 80li yılların sonlarında), IG Metall sendikasında profesyonel siyasi çalışmaya yeni başlamıştım. İçki, özellikle de sigara, emekçi kesimin çoğunda olduğu gibi, 60’lı yıllardan itibaren Anadolu’nun en ücra köşelerinden kalkıp Almanya’nın devasa endüstrisine çark olan göçmen emekçiler arasında da yaygın kullanılırdı. Emekçilerin dertlerine ortak olan duyarlı bir sendikacı da tabi ki tütünsüz yapamazdı. Ama Ümit, işçilerin dertlerini bilen bir sendikacı olarak, kimi zaman günde üç pakete varan sigarasıyla sağlığını zarara soktuğunu düşünmeye zaman bulamamıştı. Çok sevdiği kırmızı şarabı da buna eklersek, birinci şartı yerine getiriyordu.
İkinci şartı da hemen belirteyim: İyi fıkralar bilirdi. Fıkraların öğretici yönlerini ustaca kullanırdı.
Gelelim son noktaya: Ümit, üç kez boşanmamıştı, tersine eşine ve ailesine son derece bağlı biriydi. Almanya’nın Krefeld şehrine yerleşmiş, (ilk ve son) eşi ve iki oğluyla şartlar çok zor da olsa, gayet iyi ve sağlıklı bir aile yaşamı sürdürmüştü. Ben ona arada birçok sevdiği şu cümleyi hatırlatırdım: „Yaa, dostum, iyi bir sendikacının parası pul, karısı dul olur!“ Verdiği cevabı hiç unutmam: „öfff be Nafiz, ben yıllardır evimdeki yatağımda bile doğru dürüst yatmadım, çocuklarım beni yabancı biri sanırlardı!“
Evet, dışarıda yüzbinlerce emekçiye yardımcı olabilmek için fedakâr olmak gerekti. Öyle ki bu fedakârlık parayla pulla ölçülemezdi. Yürek gerekti, yüreksiz sendikacı olmak mümkün değildi apaçık!
Kimdi Ümit Köseoğlu? Ümit, 72 yıl önce İstanbul Kasımpaşa’da doğmuş, kalabalık bir İstanbul ailesinin 12 çocuğundan biriydi. Çocukluk ve gençlik yılları hakkında fazla bilgi sahibi olmadığım için aklımda kalan bir iki cümleyle yetinmek zorundayım. Ümit, çocukluk yıllarının çok zor, babasının oldukça sert biri olduğunu anlatırdı. Gençlik yıllarında da onu çevreleyen her türlü baskıdan kurtulmanın yollarını aradığını, nihayet bir yolunu bulup Almanya’ya (Bavyera) geldiğini, geldiği şehirde ilk işinin dil öğrenmek olduğunu, Almanca öğreneyim derken meğer Bavyera şivesini öğrendiğini, bunun ise tam Almanca olmadığını sonraki yıllarda şaşırarak öğrendiğini söylerdi.
Ümit, ilerleyen yıllarda Münih’te eşiyle tanışmış, ayrıca Münih Garı’na Anadolu’dan trenler dolusu insanın getirildiğini ve Almanya’nın çeşitli bölgelerine havale edildiğini görmüştü. Bilmek istediği önemli bir şey vardı: Bunca Anadolu köylüsü, işçisi, genci hatta kadını Almanya’nın hangi şehirlerine götürülüyordu? Ümit, çok geçmeden meseleyi anlamış ve bu insanlara mutlaka yardım edilmesi gerektiğini kavramıştı. Böylece; hak arama serüveniyle birlikte bir sendikacının ağır yaşamına da başlamış oluyordu.
Ümit’in ondan sonraki yaşamına sadece bir kavga tarihi diyebiliriz. Ümit, özel işletmelerdeki koşullara fazla boyun eğmek istemez ve tercihini emekçilerden yana kullanır. O, çok geçmeden göçmenler için ilk çalışmaları 1968 yılında başlatan IG Metall sendikasına alınır. 80’li yılların başında Ümit Türkiye’den gelen emekçilerin dertlerine ortak olmaya başlar ve kendi öğrendiklerini onlara aktarmaya başlar. IG Metall’in Türkçe seminerler düzenlediğini duyan emekçiler bu eğitimlere yoğun ilgi duyarlar.
1972/73’ten sonra Almanya işyeri teşkilat yasasında yapılan bir değişiklik ile göçmen emekçiler seçme ve seçilme hakkını elde ederler. Ve kısa sürede sayıları artık binleri bulan işçi temsilcileri bu eğitimlere daha yoğun katılırlar. Geçen 30 yılda işçi temsilcisi seçilip de, Ümit ile birlikte Türkçe eğitim veren Yılmaz Karahasan ve benim düzenlediğim seminerlere katılmayan az kişi vardır.
Daha sonraki yıllarda Ümit IG Metall’in değişik kollarında ve farklı eyaletlerde siyasi sekreter olarak çalışmalarını sürdürür ve emekli olmasına beş yıl varken yeniden IG Metall genel merkezine döner ve burada da aynı yoğunlukta çalışmalarına devam eder.
Mesleğinin son yıllarında benim sorumluluk alanıma giren göçmen işçiler ve uluslararası çalışmalarda Ümit bana çok yardımcı oldu. Ondan Almanya-Türkiye sendikalar arası seminerleri düzenlemesini istemiştim. Bugün onun düzenli ve titiz çalışmaları bu alanda da hayli iz bırakmıştır. Emekli olduktan sonra ise sağlık sorunları başgösterir.
Ve 31 Temmuz 2014 günü hastalığa yenik düşer. „Ölüm, külfetler ve zor bir yaşamın sonunda ışığa giden yoldur“ diye bir söz vardır. Ebedi mekânında ışıklar içinde uyu, Ümit. Seni unutmayacağız.

Nafiz Özbek