CDU’nun sağ yanı: AfD

01afd

Almanya İçin Alternatif (AfD) seçim başarılarına bir yenisini daha ekledi. 31 Ağustos’ta Saksonya eyaletinde yapılan parlamento seçimlerinde yüzde 9.7 oy aldı. Aynı başarıyı 14 Eylül’de Thüringen ve Brandenburg eyaletlerinde de göstermesi bekleniyor.
Resmi olarak 6 Şubat 2013’te kurulan Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi kısa bir süre içerisinde tahmin edilenden de hızlı bir şekilde güç kazandı. “Euro Krizi” olarak bilinen Güney Avrupa ülkelerinin içine düştüğü ekonomik çıkmaz ve buna bağlı yaşana siyasi gelişmeler konusunda Alman sermayesinin çıkarlarını radikal bir şekilde savunma adına ortaya çıkan AfD, bunun için başlattığı Euro karşıtı kampanyalarla dikkat çekti. Buna, Doğu Avrupa ülkelerinden insanların göç etmesini ve sığınmacılara karşı söylemlerini de ekleyince mevcut Hıristiyan Demokrat çizgideki partilerin sağındaki alana yerleşen bir parti oldu. Bu temelde sürdürülen politika kısa sürece sonuç verdi. Kurulduktan 8 ay sonra katıldığı genel seçimlerde yüzde 5 barajını az bir oyla kaçırarak, yüzde 4.7 oy alabilen AfD, bu yılın Nisan ayında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde ise yüzde 7 oy aldı. Böylece AP’ye hem 7 milletvekili gönderdi hem de çalışmalarını finanse etmek için daha fazla maddi imkan elde etti.

EYALETLERDE DE AYNI BAŞARI OLACAK MI?
Genel ve AP seçimlerinde bu başarıları elde eden AfD’nin benzer bir durumu eyalet seçimlerinde de sağlayıp sağlamayacağı merakla bekleniyordu. Ancak 31 Ağustos’ta Saksonya eyaletinde yapılan parlamento seçimlerinde alınan yüzde 9.7’lik oyla yükselişin devam ettiği görüldü. 14 Eylül’de Thüringen ve Brandenburg eyaletlerinde yapılacak seçimlerinde de bu partinin yüzde 5 barajını aşarak meclise girmesine kesin gözüyle bakılıyor.

YENİ LİBERAL PARTİ AfD Mİ?
Ekonomide neoliberal politikaları ve ulusal sermayenin korunmasını savunan, ancak toplumsal konularda daha muhafazakar bir çizgide olan AfD’nin yükselişi, aynı zamanda uzun yıllar eyalet ve federal meclislerde bulunan, hükümet ortaklığı yapan liberal FDP’nin çöküş dönemine denk geliyor. FDP, ilk kez ülke genelinde yüzde 5 barajına takılarak, Bundestag’a gidemezken benzer bir durum eyaletler düzeyinde yaşanıyor. AfD’nin başarı kazandığı eyaletlerde genellikle FDP barajın altında kalıyor. Bu da liberal seçmenlerin önemli bir bölümünün AfD’ye gittiğini gösteriyor. Genel seçimler üzerinden yapılan analizlerde de FDP 430 bin seçmenini bu partiye kaptırmıştı. Aynı analizlerde CDU/CSU 290 bin, SPD 180 bin, Sol Parti 340 bin, Yeşiller 90 bin seçmenini bu partiye kaptırmıştı.
Rakamlar bunu gösterirken, FDP sürekli AfD’nin kendisine rakip olmadığı açıklamayı tercih etti. Saksonya seçimlerinden sonra ise tartışma daha çok bu partinin CDU’nun sağına yerleştiği ve kalıcı olmaya başladığı üzerinde değerlendirmeler yapıldı. Daha önce kısa sürede yükselen pek çok partinin bir süre sonra dağılıp gittiğine işaret edilen değerlendirmelerde AfD’nin, başta Korsanlar olmak üzere bu türden partilerden farklı olduğu üzerinde duruldu.

GEÇİCİ Mİ KALICI MI?
Ne var ki, Saksonya seçimlerinden sonra yapılan pek çok değerlendirmede AfD’nin bugüne kadar gelip geçici olan partilere benzemediği, dolayısıyla CDU’nun sağında kalıcı olabileceğine dikkat çekildi. Bu nedenle de CDU’nun ve başbakan Merkel’in daha fazla bu partiyi görmezlikten gelemeyeceği, artık muhatap alıp eleştirmesinin zamanın geldiği dile getirilmeye başlandı. Diğer bir yaklaşım ise “Bu partinin FDP’nin yerine CDU’nun koalisyon ortağı olabilceği” yönünde.
Die Zeit gazetesinden Ludwig Greven’in kaleme aldığı “Görmezlikten gelmek isteğe bağlı değil” başlıklı yorum yazısında, bu partinin üzerinde oturduğu platform şu şeklide tanımlanıyor: “AfD başarılı bir şekilde CDU’nun bir kenara bıraktığı sağ muhafazakar konuları işliyor. Bunların başında iç güvenlik, göç, yabancılar ve aile politikası geliyor. Kendisini başka partilerde bulamayan protesto oylarını topluyor” (*)
CDU ve CSU İkinci Dünya Savaşı sonrasında özel olarak kendi sağında bir siyasi oluşuma izin vermedi. Bavyera eski başbakanlarından ve CSU başkanlarından Josef Strauß bu politikayı “Bizim sağımızda olan hiç bir parti demokratik değildir” diyerek durumu özetlemişti.
Bu nedenle Neonazileri bir yana bırakırsak belli dönemlerde ortaya çıkan eğilimler hemen bastırıldı. Yani, kendi sağında başka bir hareketin kurulmaması üzerinden inşa edilen planın artık pek geçerli olmadığı görülüyor. Nitekim uzun yıllar CDU tarafından gündeme getirilen taleplerin bir kısmı şimdi bu “radikal muhafazakar” parti tarafından yüksek sesle dillendiriliyor. Ancak CDU’nun bunlara karşı çıkması aynı zamanda kendi söylemlerine karşı çıkmak anlamına gelir ki, bu da daha fazla oy ve güç kaybına yol açabilir. Bu nedenle CDU/CSU’nun, kalıcı alması durumunda, tıpkı FDP ile olduğu gibi, AfD ile de daha uyumlu bir politika izlemesi kuvvetle muhtemel görünüyor. Zira AfD ile FDP’nin siyasi zemini birbirine oldukça yakın.. (YH)

* zeit.de