‘Şeriat Polisi’ kimin işine yaradı?

0101Wuppertal’de bir grup Selefi’nin “Şeriat Polisi” yazılı yelekler giyerek alkol, şans oyunu ve konserlerin İslam’a aykırı olduğu uyarısı yapmaları, bu sefer de Almanya’da “paralel yargı-paralel polis” tartışmasını alevlendirdi. Selefiler’in polis yelekli şovunun, Almanya’da radikal İslamcıların ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğu yönündeki propagandaların tekrar yoğunluk kazandığı bir döneme rastlaması dikkat çekiyor.

Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bulunan Wuppertal’da bir grup Selefi, 6 Eylül Cuma günü üzerinde “Sharia Police” yazılı yeleklerle poz verip internete propaganda amacıyla servis ettikten sonra ülke genelinde İslam’a dair hararetli bir tartışma başladı. Görüntülerin yayınlanmasından hemen sonra Eyalet İçişleri Bakanı Ralf Jäger bir yönetmenlik yayınlayarak, üzerinde “Sharia Police” ya da “Scharia Polizei” yazan uyarı yelekleri giyip dolaşmanın suç olduğunu ilan etti ve bunlara karşı önlem alınması çağrısı yaptı. Gerekçe olarak da polisin adını suiistimal edilmesini gösterdi. Ardından, 3 Eylül’de Wuppertal’de 11 kişilik bir Selefist grubun söz konusu yelekleri giyip kentte dolaştığının polis tarafından tespit edildiği bilgisi basınla paylaşıldı.
İstihbarat birimler, polis ve bazı propaganda merkezleri tarafından, bir anda kentin denetiminin radikal İslamcı Selefiler’e geçtiği havası yaratıldı. Hatta bunun için özel bir telefon hattı bile açılarak, gelen telefonlarla vatandaşlar bilgilendirildi.
Son yıllarda sık sık ücretsiz Almanca Kur’an dağıtarak, sarıklı-cüppeli propaganda aktiviteleri yaparak adından söz ettiren Selefilerin, Alman kamuoyunda radikal İslamcı fobisini diri tutmanın bir enstrümanı olarak kullanıldığı biliniyor. Wuppertal’deki bu son şovun, Irak’ta İŞİD’e karşı savaşan güçlere Batılı devletlerin silah yardımı yapma kararı almasının hemen arkasına rastlaması da bu açıdan bir tesadüf olarak görülmemeli. Zira; aralarında Almanya’nın da olduğu hükümetlerin İŞİD karşıtı güçlere silah göndereceği ve bunun Avrupa kentlerinde radikal İslamcı terör eylemi tehlikesini doğurduğu öne sürülmekteydi. Selefiler’in „Şeriat Polisi“ tiyatrosu, tam da bu propagandalara hizmet eden, kamuoyunda radikal İslam’a dair endişe ve önyargıları körükleyip tazelemenin bir aracı oldu. Böylece İŞİD’in „taa içimize kadar sızabilecek bir tehdit olduğu“, „hükümetin İŞİD’e karşı içte ve dışta aldığı-alacağı güvenlik önlemlerinin ne kadar yerinde olduğu“ doğrulanmış oluyordu…
Sonuçta, Wuppertal’deki şov üzerinden koparılan gürültü, bu şovun bir figüranı olan Selefilerin, kimi radikal İslamcı çevrelerin hoşuna etmiş olabilir; ama bundan memnunluk duyanların, bu oyunu sahneye koyan, Selefileri dün olduğu gibi bugün de kendi amaçları için kullanan çevreler olduğu kesindir.
Olayla ilgili ilginç ayrıntılardan biri de, “Şeriatçı Polis” eyleminin arkasında Sven Lau adlı Selefi’nin olduğu iddiası. Sonradan Müslüman olan ve eski bir itfaiye çalışan olan Lau, Mönchengladbach’da “Cennete Davet” adlı derneğin sözcülerinden biri. Lau’nun, Suriye’deki savaşa insanı yardım için katıldığını söylemişti. Bunun üzerine kısa bir süreliğine gözaltına alınmıştı.

PARALEL HUKUK!
Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, Bild gazetesine yaptığı açıklamada, “Bu topraklar üzerinde şeriata müsamaha gösterilmeyecektir” dedi. Hiç kimsenin Alman polisinin adını kötüye kullanmaya cüret etmemesi gerektiğini söyleyen bakan, “Şeriat Polisi’ne karşı harekete geçileceğini duyurdu. Adalet Bakanı Heiko Maas da, “yasadışı paralel hukuk’un kabul edilemeyeceği“ni söyledi. Bakan, “Hukukun ve yasanın uygulanmasından sadece devlet sorumludur; kendini ‘Şeriat polisi‘ ilan edenler değil” dedi.
CDU Federal Parlamento Grubu Volker Kauder de, “Şeriat Polisi”nin derhal yasaklanmasını isterken, CDU NRW Meclis Grubu Başkanı Armin Laschet ise eyalet hükümetinin yıllardır Selefileri tehlike olarak küçümsediğini belirtti.
“Şeriat Polisi” yazıl yelek giyerek kentte dolaşan 11 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. Emniyet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda, söz konusu kişilerin bölgede tanınmış Selefiler olduğuna dikkat çekildi.
Daha önce kent merkezlerinde provokatif şekilde dağıttıkları Almanca Kuran-ı Kerim ile dikkatleri üzerine çeken, Bonn’da polisle çatışan Selefiler, son yıllarda İslam ülkelerinden gelen göçmen gençler arasında yoğun bir çalışma yürütüyor. Bu nedenle sayıları önceki döneme göre bir artış göstermiş durumda.

İŞİD’E KATILAN 400 MİLİTAN
“Şeriatçı Polis” tartışmasından önce Federal Anayasayı Koruma Örgütü, Almanya’dan İŞİD’e katılmak üzere 400 kişinin gittiği açıklaması yaparak, bunların bir kısmının yeniden Almanya’ya dönme hazırlığı içinde olduğu ve eylemler gerçekleştirebileceği uyarısında bulunmuştu. Ancak, istihbarat örgütlerinin yönlendirilmesiyle başlatılmak istenen bu tartışma kamuoyunda pek etkili olmadı. Bu nedenle “Şeriatçı Polis” tartışmasına daha fazla önem verildi ve önyargıların körüklenmesi için yoğun bir şekilde kullanıldı. (YH)

 

Selefilerin hedefinde Türkiye kökenli gençler de var

Asıl merkezi Mısır’da olan Selefilik, günümüzde İslam içerisindeki önemli mezheplerden birisi ve dinde selef kabul edilen kişilere hiçbir değişiklik yapmadan tabi olmayı esas alır. Bu nedenle İslam’daki şeriat kurallarını savunuyor.
Almanya’da son yıllarda Kuzey Afrika ülkelerinden gelen göçmenler arasında etkili olmaya başlayan grup, Türkiye kökenli göçmen gençleri de din adına örgütlemeye çalışıyor. Pek çok kentte Türkiye kökenli gençlerin de Selefilere ait camilere gidip geldiği, çalışmalarına katıldığı biliniyor.
Federal Anayasayı Koruma Örgütü’nün 2013 yılı raporuna göre, Almanya’da 5500 Selefi bulunuyor. Ancak son bir yıl içinde bu sayının 6 bine çıkmış olabileceği tahmin ediliyor. Almanya’daki Selefilerin yüzde 10’u sonradan Müslümanlığı seçen Alman gençlerinin oluşturması da ayrıca dikkat çeken bir nokta.
Uzun sakal bırakma, entari giyme, önde gelen dini liderler gibi yaşama şeklindeki uygulamaların özellikle macera arayan Müslüman gençler için heyecan verici olduğunu dile getiren güvenlik uzmanları, klasik İslami örgütleri sıkıcı bulan gençlerin son yıllarda bu örgüte ilgi duyduğuna dikkat çekiyorlar. Tabi buna bir de, uzun yıllardır din üzerinden kışkırtılan önyargıları, İslam inancına sahip göçmenlere yönelik ayrımcılık, aşağılama ve ırkçı uygulamaların yarattığı etkileri de eklemek gerekiyor. Gençlerin bu örgüte yönelmesinde içinde bulundukları eğitim, ekonomik ve sosyal sorunlar da önemli ölçüde rol oynamaktadır. Bu nedenle, radikal dinci gençlerden söz edenler, gençlerin bu örgütler tarafından nasıl yedeklendiğine ise girmek istemiyorlar.
Örgütün en güçlü olduğu eyalet NRW. Bu eyalette 1800 taraftarının olduğu tahmin ediliyor. En yoğun olduğu kentler arasında Wuppertal, Solingen, Bonn ve Dinslaken sayılıyor. 2012’de örgüt üyeleri Bonn’da polisle, Solingen’de ise ırkçı Pro PRW ile çatışmaya girmişlerdi. Selefilerin ayrıca Berlin, Hamburg, Köln ve Frankfurt kentlerinde de yoğun çalışmaları bulunuyor. Örgütün Suriye’deki çatışmalara militan gönderdiği de biliniyor. Ayrıca 2 Mart 2011’de Frankfurt Havaalanı’nda Amerikalı askerlere yönelik bir saldırı gerçekleştiren Kosovalı Arid Uka’nın Selefi olduğu tespit edilmişti. Bonn’da polise yönelik bıçaklı saldırıda yer alan Murat K. adındaki Türkiye kökenli Selefi de 6 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İstihbarat raporlarına göre Suriye’deki savaşa Türkiye üzerinden Almanya’dan katılanların önemli bir bölümü Selefi.
Almanya’da ne zaman ‚radikal İslamcı tehdit‘ tartışılsa, Selefilerin bir biçimde bunu doğrulayacak eylem ve etkinliklerle medyaya yansıması ise, örgütün önemli ölçüde istihbarat birimleri tarafından kanalize edildiği şeklinde yorumlanıyor. (YH)

 

Bonn’da 4 Selefistin yargılanmasına başlandı

Bonn’daki merkezi tren istasyonunda 10 Aralık 2012’de konulan boru bombası düzeneğiyle ilgili dava başladı. Düsseldorf Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde görülen davada Marco G. isimli Alman Müslümanla birlikte dört kişinin yargılanması sırasında bulunan bombanın neden patlamadığı sorusuna açıklık getirilmeye çalışılacak.
Sanık avukatlarının polis tarafından ateşleyici düzeneği bulamadığı tezi üzerinde durması bekleniyor. Marco G.’yi savunan avukat Mutlu Günal, Başsavcılığın ortaya koyduğu suçlamaya ve polis incelemelerine güveninin olmadığını, zira yapılan incelemelerin hatalarla dolu olduğunu söyledi.
Günal ve aralarında NSU teröristi Beate Zschaepe’yi de savunan Wolfgang Heer’in de bulunduğu, aynı avukatlık bürosundan üç meslektaşı mahkemeye çok sayıda dilekçe vermek suretiyle süreci uzatmak niyetindeler.
Müslüman zanlıların öldürmek istedikleri iddia edilen ProNRW Başkanı Markus Beisicht’in mahkemede bulunma ise talebi kabul edilmedi. Beisicht’in davaya müdahil davacı olarak katılma isteği de Haziran ayında mahkeme tarafından, suikast eylem aşamasına dönüşmediği gerekçesiyle reddedilmişti. (YH)

‘Şeriat Polisi’ hükümet için fırsata dönüştü

Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF), son günlerde kamuoyunda tartışılan “Şeriat Polisi” konusunda yaptığı açıklamada, hükümetin amacının bir kez daha iç politikada sertleştirmeler ve Alman halkı arasında dış müdahalelere destek sağlama olduğuna dikkat çekti. DİDF tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi: “Söz konusu grup tarafından açıkça propaganda amacıyla yapılan bu eylem, anlaşılan o ki hükümet partileri için bulunmaz bir fırsat haline gelmiştir. Yıllardır her vesileyle “İslami terörü” kullanarak içeride halkın kazanılmış demokratik haklarını kısıtlayan sermaye partileri, şimdi aynı yönde adımların atılması için planlar yapıyor. Ne var ki, geçmişte olduğu gibi şimdi de yapılacak düzenlemeler sadece eylemlere katılan, provokasyonlar yapan grupları değil, halkın tümünün yaşamını ilgilendiren düzenlemeler haline getirilmiştir.
“Şeriatçı Polis” provokasyonuyla bir süredir gündemin arka sıralarına itilen Müslüman ülkelerden gelen gençlerin ve göçmenlerin çoğunluk toplumuna karşı potansiyel tehlike olarak gösterilme politikası yeniden, hem de dozajı biraz daha artırılarak devreye konulmuştur” denildi.
Açıklamada ayrıca, “Bu nedenle, “Şeriatçı Polis” üzerinden koparılan fırtınanın arkasında yine içeride ve dışarıda halkın kazanımlarını yok etmek, genel olarak Müslüman ülkelerden gelen göçmenlere karşı önyargıları pekiştirmek, dolayısıyla da farklı inançlardan emekçiler arasında bölünmenin derinleştirilmesi amaçlanıyor. Federasyonumuz, hükümet yetkililerini ve yangına körükle giden basını sorumlu olmaya, farklı inançlardan emekçiler arasında önyargıları körükleyen politikalara son vermeye çağırıyor” denildi.