UYGARLIK

 

„Uygarlık: Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü. Medeniyet.“
Sözlükteki anlamı bu.
Uygarlık kavramının, binlerce yıl devam eden gelişmeler sonunda, insan aklının, bilim ve teknolojisinin katkısı ile ortaya çıkan ve tüm insanlığın eseri ve malı olan evrenselliği söz konusudur.
Wikipedi de böyle bir açıklama getirmiş “uygarlık” kavramına.
Şimdi yaşadığımız dünyaya baktığımda; “uygarlık bu mu?” diye sormadan edemiyorum.
İnsanlığın geldiği noktaya bakın hele! Asırlar öncesi yaşanan din savaşlarından bahsetmeyeceğim. Çok uzak değil, yakın tarihe bir bakalım:
Birinci Dünya Savaşı: Ölen insan sayısı, 15 milyon.
İkinci Dünya Savaşı: Ölen insan sayısı, 35 milyon.
Vietnam Savaşı: Savaşta ölen sadece Vietnamlı sayısı: 5.100.000.
Daha yakına gelelim.
Yugoslavya’nın dağıtılması. Bu savaşın bilançosu resmi kayıtlara göre, 250 bin.
İran – Irak savaşı: Galibi yok! Ölü sayısı, bir milyonu aşkın. Amerika’nın Irak’ı işgali (İkinci Körfez Savaşı): Ölen insan sayısı, 2 milyon.
Bütün bu savaşlarda ölenlerin yanı sıra milyonlarcası da yaralandı, evini ocağını kaybetti. Birçok kadın bedeni her savaşta olduğu gibi ganimet sayıldı.
Tecavüz, işkence, yağma ve talan da savaşa dairdi.
Akıtılan insan kanı kadardı gözyaşı, acı ve korku.
Soykırımdı savaş, açlıktı, susuzluktu, yokluktu.
Üşümekti savaş, yanmaktı.
Çaresizliğin dibi, umutsuzluğun karanlık kuyusuydu.
Şiddetin, zulmün, hükümranlığı altında nice hayatlar yitip gitti. Keşke acılardan bolca nasibini almış insanlık savaş kelimesini tarihin derinliklerine gömebilseydi.
Bilim ilerliyor, teknoloji ilerliyor, sanat ilerliyor ama insanlık geriliyor. İnsanlığı gerçek anlamda ileri taşımak şöyle dursun, bilim ve teknoloji âdeta insanlığın sonunu getiriyor.
En yeni en teknolojik silahların üretiminde ve satışında birbirleriyle yarışan güçlerin olduğu bir dünyada insan nasıl barıştan söz edebilir?
Egemenlerin bitip tükenmeyen pay kapma savaşları bitmiyor. Ortadoğu’da emperyalist güçlerin fitilini ateşlediği mezhep çatışmaları bize gösteriyor ki:
Aslında insanlık bir adım dahi ilerleyememiştir.
Yirmi birinci yüzyılda bizim konuşacağımız savaşlar mı olmalıydı?
Hâlâ sınırların, kırmızı çizgilerin bölüp ayırdığı bir dünya aslında insanlığın ayıbı değil de nedir?
Evet, insanlık bir adım ilerleyememiştir. Ortadoğu’daki vahşet, insanlığı ve inancı yeniden sorgulatmaya zorluyor bizleri. Allah adına işlenen tüyler ürpertici cinayetler ikiyüzlü insanlığın gözü önünde devam ediyor.
Bir yazımda “insanlık çürüdü” demiştim. İnsanlık sistemle birlikte çürüdü. “Neden?” diyorum kendi kendime. “Neden, kapitalist sistemin bir avuç hükümranlarının şekillendirdiği bu kokuşmuş düzene bütün dünya halkları, emekçileri topyekûn başkaldırmıyor?
Çok mu imkânsız bir düş kuruyorum, bilmiyorum ama benim düşlerim nicedir delik deşik. Bombalar patlıyor içimde. Her gece Şengalli, Rojavalı, Musullu, Erbilli, Gazzeli çocuklar üşüşüyor düşlerime. Hunharca başları kesilen insanların çığlıkları saplanıyor yüreğime. Tecavüze uğrayan, köle pazarlarında satılan kadınların çaresiz gözleri peşimi bırakmıyor. Ortaçağ karanlığından daha karanlık bir dünyada nefessiz kalıyorum. Savaşın çocukları her gece aç biilaç eteklerime sarılıyorlar. Bana vahşetin hesabını soruyorlar. Cevap veremiyorum. Ne diyebilirim ki?
Silah tüccarlarının refahı için sizin ölmeniz gerekir mi diyeyim?
Henüz yeryüzünün ne olduğunu bilmeyen çocuklara bulunduğunuz toprakların altında yatan kaynaklara göz dikenler, ölmenizi emrettiler mi diyeyim?
Yer altı kaynakları bazıları için sizin hayatınızdan değerli mi diyeyim?
Hadi siz söyleyin, ne diyelim, henüz yaşamı öğrenememişken ölmeyi öğrettikleri çocuklara?
Almanya’da ve diğer kapitalist ülkelerde insanlar sözüm ona uygar dünyalarında, kimi kişisel sorunlarıyla kimi de maddiyatın verdiği suni mutluluklarla yaşıyorlar.
Ortadoğu kan gölü.
Almanya en çok silah satan ülkeler arasında üçüncü sırada.
Uygarlık mı dediniz?
Hadi canım sizin gibilere!
Yerin dibine batsın uygarlığınız!..

Nuriye Zeybek