Yeni Valls hükümeti : Sadece büyük sermayenin hizmetinde

“Fransa’nın, Alman sağının tartışılmaz ideolojik doğruları karşısında hizaya geçme diye bir durumu söz konusu olamaz”. Bu sözleri Fransa’nın eski Ekonomi bakanı Arnault Montebourg 23 Ağustos’da Le Monde gazetesine verdiği röportajda söylüyordu. İlerleyen günlerde de eleştirilerini ve rahatsızlığını dile getiren bakan ülkede yeni bir hükümet krizinin yaşanmasına ön ayak oldu.

Hükümetteki Sosyalis Parti (PS) içinde sağ kanadın temsilcisi Başbakan Manuel Vals, parti içindeki sol kanattan gelen eleştirileri fırsata çevirerek, politik bir krizin patlak vermesine yol açtı.

Hollande’un kemer sıkma  politikaları ve “solun sağa kayması”

Sarkozy’nin uzun yıllar dayattığı katı kemer sıkma politikalarına karşı bir alternatif olarak ortaya çıkan Hollande, 2012 Cumhurbaşkanlığını bu şekilde kazanmıştı. Ama iki yıldır ekonomi ve sosyal alanda Sarkozy’nin itiraz edebileceği hiç bir önlem almadı. Tam tersine “sol” bir iktidar adına bir önceki dönem Sarkozy’nin hayata geçirdiği sosyo-ekonomik çizginin aynısı, hatta daha fazlasını yürürlüğe koydu. Asgari ücret, memur maaşlarının dondurulması, işten atmaların daha da kolaylaştırılması, geçici iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılması, işsizlerin, yoksulların ve sendikacıların aşağılanıp suçlu olarak damgalanması, emekliye ayrılma yaşının fiiliyatta daha da yükseltilmesi, günlük tüketim mallarında KDV’nin arttırılması, işverenlere vergi kolaylığı sağlanması, ‘rekabet gücünü arttırma’ adı altında büyük tekellere 40 milyar dağıtılması vs… bütün bunlar Hollande ve hükümetlerinin son 27 ay içinde yaptıklarından sadece bazıları.

Bu nedenle, “sol’un sağlaştığı” yönlü tartışmaların yaşanması yersiz değil. Nitekim, toplumda büyük tepkiler toplayan hükümet ve Sosyalist parti içinde, bunun bir sorumlusunun bulunması gerekiyordu. Cumhurbaşkanının tabulaştırıldığı bir yarı başkanlık sisteminde Hollande’a parti içinde kimse laf söyleyemezdi. Ama sağcı Angela Merkel bu konuda ideal bir figürü temsil ediyordu. Tüm Avrupa’ya kemer sıkma  politikaları dayatan, Avrupa’yı sermaye lehine, özelliklede Alman sermayesi lehine, yönlendiren birisiydi ve üstelik 2012 seçimlerinde açıktan Sarkozy’yi desteklemişti?

Herşeyin sorumlusu Merkel mi ?

Bir düzen partisi olan SP’nin içinde nispeten daha sol kanadı temsil edenler, yapılan politikaların yanı sıra emekçiler için de önlemlerin alınmamasının sorumlusunun Cumhurbaşkanına dayatılan sağcı politikalar olduğunu savunuyorlar. Ve koskoca bir cumhurbaşkanına kim istemediği bir çizgiyi dayatabilir sorusuna ise cevap hazır: Angela Merkel. Eskiden de var olan bu tartışma, kamuoyunda tepkilerin artması ve peşpeşe yenilgilerin alınmasından sonra daha da alevlenmişti ve en son eski Ekonomi Bakanı Montebourg’un söylemleri ile doruk noktasına çıktı.

Nisan 2013’ten beri daha yüksek sesle dile getirilen bu eleştir ve değerlendirmeler şu görüşleri içeriyordu: Fransa’nın geleceği AB’den bağımsız düşünülemez; AB’de işlerin iyi gitmemesinin nedeni ise Almanya’da sağın hala güçlü olmasıdır. AB parlamento seçimlerinde eğer Merkel zayıflatılırsa işler daha da iyiye gidebilir. Fransa’daki kemer sıkma politikalarının sorumlusu da Merkel’dir.

Bunlar dolaylı olarak şu anlama da geliyordu: Cumhurbaşkanı François Hollande sağlam çizgisi olmayan, utangaç ve Merkel’e boyun eğen, verdikleri sözleri onun önünde unutan birisidir. Bir rapor haline de getirilen eleştiriler, haliyle hükümette tepkilere yol açtı ve Merkel’e karşı açıktan tavır alanlar sert bir biçimde eleştirildi ve partide böyle bir çizginin egemen olamayacağını deklare etti.

Ve bu süreç gerek SP, gerekse kükümet içinde bu tartışmanın artarak büyümesine sahne oldu. Ocak ayında Cumhurbaşkanı “Sorumluluk Paktı” ile beraber açıktan liberal bir viraj alacağını; bundan sonra daha hızlı sermaye lehine bir çizgi izleyeceğini ilan etti.

Mart ayındaki yerel seçimlerde hükümet tarihsel bir yenilgi aldı. Hollande’u Cumhurbaşkanı eden seçmenlerin önemli bir kısmı ona karşı oy kullanmış, diğer bir kesimi ise sandık başına gitmeyerek boykot etmişti. Mesaj bundan daha açık olamazdı.

Yenilgiden sonra Ayrault hükümeti istifa etti ama seçmenlerin verdiği mesajın tam tersine Hollande, SP’nin en sağ kanadında küçük bir azınlığı temsil eden Manuel Valls’ı Başbakan olarak tayin etti. Ama işin ilginç yönü, soldan eleştiri getiren kimi politikacılar da bazı görevlere getirilerek susturuldu. Ta ki Ağustos ayında ekonomi bakanı Arnault Montebourg’un Le Monde’a verdigi röportaj ve yaptığı bir konuşmadan sonra Valls hükümetinin istifa etmesine kadar.

Valls hükümeti neden istifa etti ?

Herşeyden önce Vals, bugüne kadar hayata geçirilen kemer sıkma politikalarında mola vermek bir yana, bunların daha da hızlandırılmasını savunuyordu. Dolayısıyla kemer sıkma politikalarını durdurup, gelecek cumhurbaşkanlığını kazanmak için biraz daha “solcu” bir çizginin hayata geçirilmesini savunan bir bakanla iş yapamayacağı, en azından kendisine ayak bağı olacağı kesindi. Dolayısıyla Montebourg’un adımını fırsat bilerek, parti içindeki otoritesini arttırma amacıyla krizi tırmandırdı denebilir.

Yeni kabineyi ilan etmeden önce, bakanların hepsini teker teker ofisine çağırarak belirlenen çizgiden ve başbakanın otoritesinden çıkmamaya “yemin ettirmesi”bunu bir göstergesi. Elbette, bu çizginin parti içinde bir kısım milletvekili tarafından kabul edilmediğini de çok iyi biliyor. Ama bunlara karşı da, “eğer hizaya gelmezseniz Meclisi fesheder, yeniden seçimlere gider ve birçoğunuzu koltuğundan ederim” sopasını gösteriyor.

Üstelik istenilen “sol” politikanın tersine, sermaye lehine daha fazla çalışacağını kanıtlamak için ekonomi bakanı olarak ultraliberal, milyoner eski bir bankacı olan ve hükümetin kemer sıkma politikalarında bugüne kadar Hollande’un yakın danışmanlığını yapan Emmanuel Macron’u getirdi. Bu da yetmedi, yeni hükümetinin kurulmasını fırsat bilerek, eski politikanın “yeniligisini” ilan etmek için bir gün sonra gerçekleşen büyük sermayenin örgütü MEDEF’in toplantısına katılarak bugüne kadar kendisini “sosyal demokrat” diye tanımlayan hiçbir politikacının ağzına bile alamayacağı kadar ultraliberal bir çizgide konuşma yaptı. MEDEF’in yöneticileri Valls’ı ayakta dakikalarca alkışlarken, yeni hükümetten çok memnun olduklarını gizlemiyorlardı. Ama politik hesaplar ne kadar ince olursa olsun, Fransa’da sermaye lehine politika yapmaya soyunanların her zaman işini bozan, bazen siyasi kariyerlerine son noktayı koyan ve önceden kestirmesi de zor olan bir etken var: Emekçi sınıfların muhalefeti. Ve görünen o ki, Valls hesaplarını da ancak emekçiler bozacaktır.

 

Deniz Uztopal