Hareketin içinde doğan bildirge: Komünist Manifesto

Kapitalizmi ve sömürüyü bütün yanlarıyla eleştiren ve alternatif olarak yeni bir dünyanın kurulabileceğini gösteren en önemli tarihi belge Komünist Manifesto’dur. Dünyanın bu ilk Marksist programı  yayınlandığı günden  yana güncelliği ve doğruluğundan bir şey kaybetmedi.

„Tarihin itici gücü, emek ile sermaye arasındaki savaşımdır“ ilkesinden hareketle bir eylem kılavuzu olarak sınıflar mücadelesinin en ateşli, en çatışmalı ve zorlu günleri içinde kaleme alınan eser kısa bir sürede değişik dillerde yayınlandı. Şimdiye kadar yayınlanmadığı bir dil kalmadı.

Manifestoyu bugüne değin defalarca yayınlayanlar zaman zaman görselliği bakımından küçük yenilikler yapmışlardır. Özel ciltli, dört dilde, resimli veya avuca sığacak kadar mini baskıları dünyanın dört bir yanında okurlarla buluştu. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin saygın yayınevlerinden Evrensel Basım tarafından,  Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın (CIPOML) 20. kuruluş yılı vesilesiyle bir kez daha ve bu defa 7 dilde birden yayınlandı. Gömlek cebinde bile rahatlıkla taşınabilecek yeni baskı için oldukça hassas davranılmış. Manifesto’nun enternasyonalist çizgisi dikkate alınarak; Almanca, Kürtçe, Türkçe, Fransızca, İngilizce, İspanyolca ve Arapça diileri bir kitapçıkta vücut bulmuş.

DÜŞÜNCE VE EYLEM İÇİÇE OLDU

Zenginler ve yoksullar, sömüren ve sömürülenler arasındaki çelişkilerin gün gibi belirgin olduğu o yıllarda, yani Manifesto’nun kaleme aldığı günlerde iki büyük insandan Karl Marks 30, Engels 28 yaşlarındadırlar. Marks tanınmış bir avukatın, Engels ise bir fabrikatörün oğludur. Kendilerini tamamen işçilerin davasına ve insanlığın geleceğine adamış iki bilgenin aslında hali vakti yerindedir, isteseler çok rahat ‘gül’ gibi bir hayat sürdürebilirlerdi. Lakin onlar kendi çıkarlarını düşünmeyip,  bir an dahi tereddüt etmeden  doğa ve toplum biliminin gelişim yasalarını dikkate alarak, yoksulların kurdukları barikatlarda hem de en ön sıralarda saf tuttular. Gün oldu en yakınlarını çaresizlikten kaybettiler, gün oldu oradan oraya sürüldüler. Nefesleri yettiğince militanca mücadeleden kaçınmadılar.  Friedrich Engels bu durumu şu sözleriyle ortaya koydu: ‚Bırakın bizi, genç ve güçlü olduğumuz sürece özgürlük için savaşalım…‘

GÖKLERE ÇEKİLEN ENTERNASYONAL BAYRAK

Marks ve Engels daha önceleri ‚Adalet Birliği-Doğrular Birliği‘ örgütünden katılım daveti almışlardı. Doğrular Birliği’nin eksikliklerinden ve asıl önemlisi de, faaliyetlerinin yoğunluğundan dolayı bu samimi çağrıya pek sıcak bakmadılar. Örgütü oluşturanların kendilerini gözden geçiren bir yaklaşım içinde olmaları, iki dahinin bu örgüte üye olmalarını sağladı. İlk olarak örgütün adı Komünistlerin Birliği olarak değiştirildi. Komünistler Birliği’ne temel teşkil edecek, birliğinin amaçlarını en özlü biçimde dile getirecek bir yazının kaleme alınması görevi Marks ve Engels‘e verildi.

Geceyi gündüze katan bir yoğunlaşma ve çalışmanın ardından kaleme alınan Komünist Manifesto, Londra’da bulunan bir Alman  göçmenin küçük matbaasında (21 Şubat 1848)  basıldı. Ne tesadüftür ki, bu sırada, Fransa’da Şubat Devrimi patlak veriyordu. Böylece o meşhur, ‚Proletaryanın zincirlerinden başka kaybedeceği bir şeyi yoktur. Ama kazanacağı koca bir dünya var!‘ sözü Avrupa’dan diğer ülkelere hızla yayılıverdi.

Bu özel baskının mürekkebi henüz kurumadan, Mart 1848’de Fransa, Almanya ve başka ülkelerde dağıtılmak üzere yeniden basıldı. Belirtmek gerekir Komünist Manifesto basıldığı andan itibaren nice baskılara, yasaklamalara maruz kaldı. Öyle ki çoğu zaman okurlarıyla ancak el altından buluşabildi.

MANİFESTONUN ANA BAŞLIKLARI

Dili, üslubu ve yalınlığıyla her okuyanın büyük beğenisini kazanan Komünist Manifesto’da konular dört ana başlık altında toplanmıştır. Bunlar sırasıyla; ‚Burjuvalar ve Proleterler‘, ‚Proleterler ve Komünistler‘, ‚Sosyalist ve Komünist Yazın‘, ‚Komünistlerin Çeşitli Muhalefet Partilerine Karşı Konumu‘ dur. Her bir bölümün ise kendi içinde ara başlıkları vardır. Kadın sorununa özel vurgu yapılan ‚Proleterler ve Komünistler‘ bölümünde burjuvazinin asılsız tüm suçlamalarını boşa çıkarıp özel mülkiyet ilişkisine dikkat çekilmiştir. Sonuç olarak komünistlerin tüm proletaryanın çıkarlarından farklı bir çıkarları yoktur.

Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı adına yazılmış olan önsözde bu şöyle vurgulanır: ‚Kölelerin köle sahiplerine karşı mücadelesinden başlayarak, sınıf mücadelesine sahne olan tüm sınıflı toplumlarda, iktidar değişimi sömüren sınıfın el değiştirmesiyle sonuçlanırken, yalnızca kapitalizm, üretici güçleri özel mülkiyet ilişkileri çerçevesine sığmayacak ölçüde geliştirip toplumsallaştırarak işçi sınıfını durmaksızın çoğalttığı için, sömürücü sınıfın iktidarının yerini sömürülenlerin iktidarının alabilmesinin koşullarını olgunlaştırdı.‘

İŞÇİLERİN İKTİDARI İÇİN PARTİ

Manifesto tarihsel koşulları içinde işçi sınıfı hareketinin temel sütunlarını ortaya dikti. İşçi hareketiyle sosyalizm biliminin buluşmasını ve buradan parti olarak örgütlenmenin zorunluluğunu vurguladı. Her yeni baskısına parlak dehalarıyla Marx, Engels daha sonraları Lenin önsözleriyle katkıda bulundular.

Manifestonun 150.Yılı nedeniyle Evrensel Basım tarafından Yılmaz Onay çevirisi ile yapılan baskısında Uluslararası Komünist Hareketi temsilen Raul Marco tarafından uzunca bir önsöz kaleme alındı. Manifesto, eskimiş ve aşılmış değildir. Burjuvazi yıkılmadıkça, proleter devrimi sonuna kadar götürülmedikçe, insanın insan tarafından sömürüsü, bir ülkenin başka bir ülke tarafından baskıya uğraması ve talan edilmesi, halkların silahlı zorbalık yoluyla egemenlik altına alınması ortadan kalkmadıkça da, aşılmış ve eskimiş sayılmayacaktır.‘ Manifesto’dan bu yana kapitalizm tıpkı yılanın kabuk değiştirmesi gibi kılıktan kılığa bürünüp egemenliğini pekiştirerek azgınca sömürüsüne devam etti; tabii, bu, aynı zamanda işçi sınıfı devriminin de neden güncel bir ihtiyaç olduğunu içeriyordu.

Manifesto öncesi ve sonrasında Yurttaşlık, İnsan Hakları vb. burjuva demokrasisi çerçevesinde birçok bildirge yayınlandı. Bu bildirgelerin hiç birisinin etkisi bu denli olmadı. Olamazdı da. Zira onlar şöyle ya da böyle kurulu düzenin devamından yanaydılar ve iyi niyetle açıklanmış hümanist açıklamalardan başka bir şey ifade etmiyorlardı.

Yazımızı tüm zamanların dahisi Marks’tan bir özdeyişle noktalayalım: ‘Eğer hayatta insan soyu için her şeyden daha fazla çalışabileceğimiz bir tutumu benimsemişsek belimizi bükebilecek hiç bir yük olamaz…’

Akan yıllara rağmen hep gündemde kalmış bu yapıtın gücü, kendisinin kurtuluşu aynı zamanda tüm insanlığın kurtuluşu olacak sınıfın (işçi sınıfının) davasının doğruluğundan gelmektedir… Manifesto, mücadeleye atılmış her işçi, genç ve kadının mutlaka okuması gereken başyapıtlar arasında olmaya devam ediyor.

Yararlanılan kaynaklar:

Karl Marx Biyografi, Ateşi Çalmak, Friedrich Engels Biyografi, Komünist Manifesto