İskoçya’da bundan sonra ne olacak?

CAMERON’UN BUNDAN SONRA İŞİ ZOR

İki yıl önce alınan karar doğrultusunda yapılan referandum öncesinde yapılan kamuoyu araştırmalarının hepsinde “Hayır” önde görünüyordu. Son bir kaç hafta içinde yükselen “Evet” karşısında, başta Başbakan Cameron olmak üzere, İngiltere partileri İskoçya’ya akın ederek “Hayır” kampanyasını yürüttüler. Bu arada Cameron ve muhalefet partileri “Hayır” çıkması durumunda İskoç Parlamentosu’na daha fazla yetki sözü verdi. Bunun nasıl gerçekleşeceği ve yetkilerin henüz ne olacağı belli değil. Bu yüzden büyük kavgaların daha sonra yaşanacağı tahmin ediliyor.

İskoç parlamentosunda SNP tek başına hükümetken, Londra’daki Westminster Parlamentosu’nda da, daha fazla yetki fikrine karşı çıkan olan milletvekilleri fazla. Yani daha fazla yetki sözü veren Cameron, Westminster’den bu kararları alması zorlaşacak. Kararların çıkması durumunda, Galler ve Kuzey İrlanda sırada bekliyor ve onların da daha fazla yetki için kolları sıvayacakları kesin. Hatta bazı İngiltere şehirleri bile, merkezi hükümetin şehirle ilgili aldığı kararların azalmasını istiyor.

“Evet” çıkması ve İskoçya’nın bağımsız olması durumunda Cameron’un istifa etmesi gerektiğini söyleyenlerin sayıları artmıştı. “Hayır” çıktı ve belki Cameron geçici bir nefes aldı. Fakat, İskoçya’nın daha fazla yetki için bastıracağından ve Galler ile Kuzey İrlanda’nın da yetki isteyeceklerinden dolayı bundan sonra onu zor günler bekliyor.

KUZEY İRLANDA DİKKATLE İZLEDİ

İskoçya referandumunu büyük bir ilgiyle izleyen Kuzey İrlanda oldu. Son 20 yıl içinde İskoçya’da yükselen SNP gibi, Kuzey İrlanda’da da ulusalcıların yükselişi söz konusu. İskoçya’daki sonuçlara bağlı olarak Kuzey İrlanda’da da referandum tartışmaları yükselmeye başladı. Sonucun “Hayır” çıkmış olması, Kuzey İrlandalıların bir süre daha beklemelerine neden olacağı tahmin ediliyor.

EKONOMİYİ KİM KONTROL EDECEK?

İskoçya’da bundan sonra yaşanacak en büyük kavga bunun olması bekleniyor. İskoç parlamentosuna verilen yıllık bütçenin oranında değişikliklerin olması da tartışmaların başında gelecek. İskoçya’daki vergilerin kim tarafından toplanacağı, hangi oranda olacağı temel tartışma konuları olacak. Özellikle petrol ve viski alanındaki kontrollerin kimin tarafından yapılacağı da, önümüzdeki günlerin önemli gündemleri arasında yer alıyor.

‚HAYIR‘ TEHDİTLERLE GELDİ

Referandum öncesi, “Hayır” kampının son iki hafta içinde yürüttüğü “tehdit” dolu kampanyasının etkili olduğu belirtiliyor. İskoçya merkezli bir çok banka, Londra’ya taşınacağını, sterlinin kullanımına izin verilmeyeceği, Avrupa Birliği’nden çıkarılacağı, bazı firmaların İskoçya’dan elini ayağını çekeceği vb. tehditler, özellikle işini kaybetmeyen emekçileri üzerinde etkili olduğu belirtiliyor. İngiliz basınında çıkan şu sözler aslında durumu daha iyi anlatıyor: “İskoçların kalbi bağımsızlıktan aklı birlikten yana”.

“Evet” kampında büyük bir üzüntü yaşanırken, şimdiden yeni bir referandumdan söz edilmeye başlandı. Başbakan David Cameron ilk açıklamasında “İskoç halkı kararını verdi, bir daha referandum yok” dese de, SNP’nin bir sonraki seçimlerde de tek başına İskoç parlamentosunu oluşturması durumunda tekrar referandum gündeme gelmesi sürpriz olmayacak görünüyor.

 

Katalan burjuvazisi kendine bağımsızlıkçı

Elif GÖRGÜ

Barselona’da yüz binlerce Katalan 11 Eylül’de sokaklara çıkarak bağımsızlık istedi. 9 Kasım’da İspanya’dan ‘ayrı devlet’ kurulması konusunu oylayacak Katalonya’da halkın ve parlamentonun ulusların kendi kaderlerine tayin hakkına yönelik bakışı birbirini tutmuyor. Katalan burjuvazisinin hükümette olduğu Katalonya Parlamentosu’nun (la Generalitat) Temmuz ayında Filistin, Kürt ve Batı Sahra halklarının “kendi kaderlerini tayin hakkının” Katalan parlamentosu tarafından da tanınması için verilen bir önergeyi reddettikleri ortaya çıktı.

FİLİSTİN, KÜRDİSTAN VE SAHRA’YA HAK YOK

10 Temmuz 2014 günü yapılan parlamento oturumunda içinde farklı bir çok konu ile birlikte Filistin ve Kürt halklarının kendi kaderlerini tayin hakkı ile Batı Sahra halkının referandum hakkını reddetti. Yasal yaptığımı olmayacak ancak siyasi bir destek anlamına gelecek olan bu önergenin reddini Katalan ilerici basını, “Katalonya burjuvazisi sadece Katalonya için bağımsızlık istiyor, diğer halkların bağımsızlığı ile ilgilenmiyor” şeklinde yorumladı.

Politik olarak ittifak halinde olan ve parlamentoda muhalefet kanadında yer alan Katalonya Sosyalistleri Partisi (PSC) ve Yurttaşlar Partisi (C’s) farklı tutum gösterdi. PSC, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını tanır ve Batı Sahara halkının referandum hakkını desteklerken Kürt halkı için çekimser oy kullandı. C’si ise Batı Sahara Halkının kendi geleceğine karar vermek için referandum yapmasının desteklenmesi önerisini onaylarken, Kürt ve Filistin halkları için red oyu verdi. Muhalefetteki diğer partiler ICV-EUIA, ERC ve la CUP partileri tüm ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının lehine oy kullandı.

Önergelerin tartışıldığı oturumda konuşma yapan PP milletvekili Jose Antonio Coto’nın Batı Sahara halkından bahsederken İspanya’da ırkçı bir terim olarak kabul edilen ve Arap Kuzey Afrika halkları için kullanılan ‘moro’ kelimesini sarf etmesi de tartışmalara neden oldu. Etimolojik olarak ‘kara’ anlamına gelse de siyasi olarak Moro kelimesi ingilizcedeki ‘zenci’ kelimesine denk düşüyor. Batı Sahra 1976’da İspanya’dan ayrılmış olmasına rağmen Fas tarafından hak iddia edilerek fiilen yönetiliyor.

 

KATALAN BURJUVAZISI VE BAĞIMSIZLIK

Katalonya, ekonomik olarak İspanya’nın en güçlü ve zengin bölgelerinden biri. Katalonya İspanya nüfusunun yaklaşık yüzde 8’ini oluşturmakla birlikte, yıllık yurtiçi hasılanın yüzde 18’ini alıyor. Bağımsızlık meselesi, bugün diktatör Franco döneminden oldukça farklı aşamada, parlamentosunda tartışılan Filistin, Kürt ve Sahara halklarının meseleleriyle benzerlik göstermiyor. Ancak İspanyol nasyonalizmi bir Franco dönemiyle karşılaştırılamasa da hâlâ mevcut. 

Katalan burjuvazisinin ve şirketlerinin ise Katalonya, Avrupa Birliğinde içinde kalacaksa şirketlerin bağımsızlığa bir diyeceği yok. Bağımsızlık tartışmalarını alevlendiren ve halkın ayrı devleti yönelik desteğini artıran ise hala içinden çıkılamayan ekonomik kriz.

Bugün Katalonya’da ortalama bir Katalan’ın yıllık kazancı 10 bin avro iken Katalan zenginlerinin kazancı 6 kat daha fazla, 59 bin 138 avro. Katalan zenginleri Madridli sınıfdaşlarından çok daha fazla kazanıyorlar. İspanya’nın en büyük 35 şirketinden 5’inin merkezi Katalonya’da. Katalonya Hükümeti sosyal politikalara da Avrupa ortalamasından yüzde 12 daha az bütçe ayırıyor. Emekçileri sömürülmesi konusunda İspanya’dan ‘bağımsızlık’ söz konusu değil. Katalonya burjuvazinin ayrı devlet konusundaki tutumuna yönelik analizler, “Madrid Katalonya’yı sömürmüyor, İspanya’nın her yerindeki zenginler, İspanya’nın her yerindeki emekçilerini sömürüyor” yönünde.

 

REFERANDUM TARTIŞMASI NASIL BAŞLADI?

Katalonya Hükümeti Başbakanı Artur Mas, 12 Aralık 2013’te Katalonya’nın siyasi geleceğine karar verme hakkı olduğunu söyledi ve 9 Kasım 2014’te referandum yapılacağını açıkladı. Referandumda halka “Katalonya bir devlet olsun mu?” sorusu ve bu soruya “evet” yanıtı veren seçmenlere de “Bu devlet bağımsız bir devlet mi olsun?” şeklinde ikinci bir soru yöneltilecek.

Referandum İskoçya Referandumu gibi yasal olarak bağlayıcı olmayacak. Ancak buna rağmen İspanya Hükümeti bu karar büyük tepki gösteriyor. Başbakan Mariano Rajoy, referandumu “yasadışı” ilan etti ve Anayasa Mahkemesine gideceklerini açıkladı.

 

  1. YÜZYILDA BAŞLAYAN TARTIŞMA

İspanya Krallığına bağlı özerk bir bölge olan ve kendi hükümeti bulunan Katalonya’da, İspanya’dan ayrılarak bağımsız bir devlet kurma tartışmaları 19. yüzyıla kadar dayanıyor.

Marksist tarihçi Pierre Villar (1906-2003), Katalonya ulusal hareketinin bölgede ticaretin gelişmesi ve burjuvazinin bir sınıf olarak İspanya’nın diğer bölgelerinden daha hızlı şekilde gelişim göstermesiyle 19. yüzyıldan başladığını, bu dönemde “Entellektüel bölgeselcilikten özerklik fikrine” geçildiğini ve 1898’den sonra ‘ulusal kimlik’in bir politik terim olarak kullandıldığını yazıyor. 1906’da partiler üstü oluşan Katalan Dayanışması’nın büyük seçim başarısı elde ettiği belirten Villar, aynı yıl ilk Katalan Partisi la Liga Regionalista (Bölgesel Lig) kurulduğu bilgisini veriyor.

İspanya’da Katalan ve Bask alkının siyasi ve kültürel hakları, 2. Cumhuriyeti darbe ile yıkan ve iç savaşın ardından diktatörlüğünü kuran General Franco döneminde yok sayılarak baskı altına alınsa da bu hakların yanında özerkliğini de 1978 Anayasası ile kazandı.