TTIP görüşmelerle düzeltilemez. Sendikalar iş başına!

 

JAKOB SCHÄFER

Egemenler sürekli olarak bizi, ellerinde tuttukları medya sayesinde, ticaretin artmasının herkesin yararına olacağına inandırmaya çalışırlar. Bu yüzden „ticaretin önündeki engellerin ortadan kaldırılması“ gerektiğini ileri sürerler. Oysa tecrübelerimiz bize başka birşey gösteriyor: „Kuralsız bir serbest ticaretten öncelikle güçlüler ve iktidardakiler yararlanır.“ (ver.di) Bu durum, özellikle de, yerli üreticilerin tarım sanayisinin çıkarları doğrultusunda mahvedildikleri tarımsal üretim için geçerlidir.
TİSlerin kapsam alanı dışında kalan ticaret engellerinin azaltılması da aynı şekilde kötü sonuçlara yol açar. Burada tüketicilerin ve ücretlilerin haklarını koruyan düzenlemeler ortadan kaldırılmak istenir. Bu yolla yatırımcıların, işçi haklarını koruyan yasaların iptal edilmesi için hukuksal yollara başvurması sağlanır veya işsağlığını düzenleyen yasalardan dolayı uğradıkları zararlara karşı tazminat davası açma hakkı tanınır.
Bu türden serbest ticaret anlaşmalarının yol açtığı en dramatik sonuç ise, yatırımı koruma sözleşmelerinde yer verilen düzenlemelerdir. Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nda (TTİP) bu konuda, şu düzenlemeler bulunmaktadır: (DGB’nin Yatırımın Korunması Düzenlemesine Dair 7.7.2014 tarihli değerlendirmesinden)
– Yatırımcıdan Devlete İhtilaf Çözümlemesi (İSDS) kapsamıında yatırımcıların devletlere karşı dava açması için tanınan özel haklar, ulusal hukuk yollarının devre dışı bırakılmasına olanak sağlamaktadır. (DGB bu nedenle İSDS’yi ilkesel olarak reddediyor.)
– Yatırımcıların hakları, “adil ve hakkani muamele” veya “dolaylı mülksüzleştirme durumunda zararın karşılanması”gibi ifadelerle muğlak bir şekilde tanımlanarak, devletlerin koyduğu her türden kural, yatırımcıların haklarının ihlali olarak değerlendirilmeye açık hale gelmektedir.
– Somut durumlarda karar yetkisi bulunan hakemler, kimi vakalarda muhtemelen yatırımcıların avukatları olarak çalıştıkları için çıkar çatışması yaşayabilir.
– Toplantılar gizli yapıldığı için, İSDS’nin işlerliği şeffaf değildir.
Sendikalarda süren tartışmalar nedeniyle, İG Metall Başkanı Wetzel, FR gazetesiyle yaptığı söyleşide (4 Mart 2014) TTİP görüşmelerinin derhal sonlandırılmasını talep etmişti. Aynı şekilde, DGB’nin Mayıs ayında gerçekleştirdiği Genel Kurulu’nda kararlaştırılan bir bildirgede, TTİP konusunda açıktan tutum alınmıştı:
“Bu kaygılar nedeniyle TTİP görüşmelerine derhal ara verilmeli ve bir başka hedef belirlenmelidir. Verilen ara, Avrupa Birliği’nin görüşmeler sırasında ulaşmayı istediği hedeflerin daha şeffaf bir şekilde belirlenmesi için değerlendirilmelidir. Bu yolla küresel ticaret politikasına temelden yenilenmiş bir yaklaşımın yerleştirilmesinin önü açılmalıdır. Bu yaklaşımın merkezinde, piyasaların liberaleştirilmesi ve kuralsızlaştırılması yoluyla rekabet baskısını artıran değil, çalışanların ve tüketicilerin çıkarlarını gözeten bir anlayış yer almalıdır. Bunun için de ticari ilişkilerin daha adil ve buna bağlı olarak küreselleşmenin daha hakkaniyetli gerçekleşmesini sağlayan bir siyasi düzen anlayışı hakim olmalıdır.”
O günden bu yana DGB, bu karşı çıkışında bir değişikliğe gitmedi. Ama görünen o ki; 20.09 tarihinde düzenlenen SPD Parti Meclisi toplantısı öncesinde, SPD Genel Başkanı Gabriel desteğe ihtiyaç duyuyordu. Çünkü Federal Ekonomi Bakanı olarak Brüksel’deki TTİP görüşmelerini sürdüren Gabriel’e karşı parti saflarında huzursuzluk giderek artıyordu. Zira bu görüşmeler gizli yapılıyor ve bugüne dek sızan sonuçlar da huzursuzluğu besliyor.
DGB yönetiminin desteği bir skandaldır
İşte tam da böylesi bir ortamda DGB yönetimi, her türlü meşruiyetten yoksun bir şekilde Gabriel’in yardımına koştu. Parti Meclisi toplantısından iki gün önce, Federal Ekonomi Bakanlığı ile ortak bir açıklamaya imza atarak, hedeflenen TTİP sözleşmesinin temel niteliğine dair hayaller yaydı. Gerçi bu açıklamada birkaç talep de yer alıyor, ama bu görüşmelere ilkesel olarak onay verildiği açıkça ifade edilerek şu ifadelere yer veriliyor:
“Bu sözleşmenin, adil ve sürdürülebilir ticaret kurallarının küresel düzeyde ilerletilmesine ve yeni ölçütler belirlenmesine katkıda bulunma ihtimali vardır. Amaç, gerçekten geniş halk katmanlarına yeni bir refah bahşedilmesi, ekonomik, sosyal ve ekolojik standartların iyileştirilmesi ve adil rekabet koşullarıyla iyi çalışma koşullarının yaratılmasıdır.”
Sonuç bölümünde de şöyle deniyor: “Sözleşmenin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu ile Avrupa Konseyi tarafından onaylanması, ayrıca 28 üye ülkede imzalama sürecinin sonuçlanması gerekiyor. Bu da gösteriyor ki; Avrupa vatandaşlarının çıkarlarının gözetilmediği bir TTİP’in ortaya çıkmasına izin verilemez ve verilmeyecektir.”
Parlamentolar bugüne dek hiç ücretlilerin çıkarlarını savundu mu? Bu sakinleştirme siyaseti, TTİP, CETA (Kanada’yla ortaklık sözleşmesi) v.b.’ye karşı gösterilen sendikal direnişin geliştirilmesine elbette katkıda bulunmayacaktır. Ama sendikal direnişin yaygınlaştırılmasını sağlayacak birçok fırsat varlığını sürdürüyor, Örneğin İG Metall 18.9. tarihli açıklamasında şöyle dedi: “İG Metall’in ve başka sendikaların, danışma sürecinde yatırımların korunması konusunda dile getirdiği kaygılara rağmen, temel eksiklikler giderilmemiştir. (…) Bunun ne anlama geldiğini,, bir Fransız şirketin, asgari ücretin artırılması planlanan Mısır’a karşı açtığı bir dava göstermiştir. Eğer yatırımcı hakem heyeti tarafından haklı bulunursa, tazminatı Mısır halkının ödediği vergilerle karşılanacaktır. AB’nin Kanada ile imzalamayı planladığı CETA sözleşmesinde de bu tarz bir yatırımın korunması düzenlemesi öngörülmüştür.
Biz yatırımı koruyan her tür sözleşmeye karşıyız ve İLO’nun temel iş standartlarının ABD tarafından imzalanmasını bekliyoruz. Bu maddelerden bir tanesi bile yerine getirilmezse, İG Metall olarak TTİP ve CETA görüşmelerine hayır diyoruz. Çalışma ve sosyal standartların bu görüşmelerin gündeminde bulunmadığına, tartışma konusu olmadığına ve bu konularda kötüleştirme yapılmayacağına dair güvence verilmesini yeterli bulmuyoruz. Çünkü pratik olarak görüyoruz ki; ticarette liberalleşme, en başta çalışma ve sosyal standartlar üzerindeki rekabet baskısını artırmaktadır.
İG Metall Federal Hükümetten, Kanada ile ticareti düzenleyen CETA sözleşmesinin en son taslağını reddetmesini ve bunu AB düzeyinde de kabul ettirmesini beklemektedir. Burada alınacak tutum, sözleşmenin inanırlığını ortaya koyacaktır.”
Sendika tabanında direniş büyüyor. 20 Eylül’de, Stuttgart’ta gerçekleştirilen İG Metall Delegeler Toplantısı’nda, Şube Başkanı Uwe Meinhardt, DGB Başkanı Hoffmann’ın açıklamalarını sert bir dille eleştirerek, SPD’nin Parti Meclisi toplantısının başarısı için bu tür ifadelerde bulunulamayacağını söyledi. DGB Stuttgart şube yönetiminin de, önümüzdeki hafta yapacağı toplantısında, Genel Başkan Hoffmann’ın açıklamalarına karşı bir bildiri kararlaştırılacağı söyleniyor.
Asıl önemli olan, bizim sendikalarda protesto açıklamalarını kaleme almamız değil. Esas olarak bütün sendikalar örgütlenmelere, TTİP’e karşı oluşturulmuş „TTIP un-fair-handelbar“ adlı geniş ittifaka katılma ve tabanı planlanan sözleşmelere karşı harekete geçirme çağrısı yapmalıyız.

Jakob Schäfer, Sol Sendikacılar Ağı Kurma Girişimi’nin Çalışma Grubu üyesidir.
TIPP ve direniş hakkında daha geniş bilgi için: www.ttip-unfairhandelbar.de/

JAKOB SCHÄFER