“Türkler arasında tek başına”

Werner Felten bir gazeteci. Köln doğumlu, Trier’de büyümüş, Berlin’de çalışmış ve şu anda da Trier’de yaşamakta. Felten, Köln’de düzenlenen Gezi Soul festivalinin de konuklarından biriydi aynı zamanda.

Berlin’de yayın yapan özel radyo kanalı Metropol FM’in 1999-2007 yılları arasında yöneticiliğini yapan W. Felten’in adını kamuoyuna duyuran ise, bu yıllardaki izlenimlerini konu alan kitabı olur. Öünkü onun iş ortamı biraz sıradışıdır; 25 kişilik radyo ekibinin arasındaki tek Alman odur.

Felte, yaşadığı 8 yıllık bu tecrübeyi, “Türkler arasında tek başına” adlı bir kitaba dökerek kamuoyu ile paylaşır.

Metropol FM’de çalışana kadar hayatında Türklerle ilgili fazla bir tecrübesi olmayan Felten, yazdığı kitapta Almanların Türklere, Türklerin Almanlara karşı önyargılarını yakından görme şansı bulur.

W.Felten, gerek günlük hayatta gerekse politik hayatta, önyargı ve klişelerin büyük rol oynamaya devam ettiği ‚Alman-Türk ilişkileri‘ konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

Bütün çalışanları Türkiye kökenli olan bir radyoda işe başlamak nasıl etki yarattı sizde?

– İşe başlayana kadar Türklerle hiç bir bağlantım yoktu. Köln’de doğdum, erken yaşta başka bir şehre göçtük, orada büyüdüm. Hiç bir Türk insanı tanımıyordum. Genel olarak sadece misafir işçilerin geldiğini biliyordum, ama ne kadar olduklarını, nerede ve nasıl yaşadıklarını bilmiyordum.

Gerçi bütün bunlar benim için bir avantajdı. Çünkü ne olumlu ne de olumsuz önyargılarım vardı Türkler hakkında. İlginç olansa işe başladığımda, her iş arkadaşım Türkleri kendine göre tarif edip anlatıyordu. Hepsinin anlattıkları da farklıydı. Bu bana bir şeyi gösterdi, ‘o zaman geriye çekilip kendim tanımalıyım Türkleri’ dedim. Gözlemlerim sonucunda şunu farkettim ki, çalışanların bir de ailesi, çocukları, akrabaları var. Türkiye’den gelenlerle çalışanlar bunlara dikkat etmeli, çünkü Almanlarda bu öyle değil. Bir de şunu gördüm, benim gözlemlerimle Alman arkadaşlarımın medyada gösterdiği Türkler arasında farklılıklar var.

Önyargı ve klişeler ilişkilerde önemli rol oynuyor. Almanların Türkiyeliler’e yönelik bakış açısı konusunda neler diyeceksiniz?

– Size bir örnek vereyim. Radyoda reklamını yayınladığımız bir Alman esnafla konuştum. Reklam etkili oldu mu, öğrenmek istedim. Yanıtı “hayır” oldu. “Bunu nasıl ölçüyorsunuz” diye sordum. “ Hiç türban takan müşteri gelmedi ki” diye yanıt verdi. Ben de ona, “İyi de Türklerin birçoğu türban takmıyor” dedim. “Aa öyle mi?” diye şaşırdı.

Yani, bilgi sahibi değiller. Bunda tabii Alman medyasının büyük etkisi var. ARD ve ZDF Türkler üzerine bir haber yaptığında, görüntü olarak sadece türbanlı kadınları kullanıyor. Bu klişe sürekli yenilendi ve açıkça “Bütün Türk kadınları türban takar” mesajı verildi. Bu elbette tatsız bir durum.

Bir başka büyük klişe de, Türklerin çoğunun sosyal yardım sisteminden geçindiğidir. Yine çocukların öğrenme kabiliyeti olmadığı ve özellikle kadın öğretmenlere karşı saygısız olduklarıdır. Bu nedenle de meslek eğitimi yapamadıkları ve suç olaylarına karıştıkları düşünülür.

Bunlar tipik klişeler. Bunları sadece medyada değil günlük hayattaki sohbetlerde de görmek mümkün. Birçok insan sadece bu klişelerden hareket ediyor. Eğer birisi bunların doğru olmadığını söylerse, o zaman da “Evet, ama..” diye başlayan cümleler kuruluyor. Örneğin, “Benim Türk manavım çok sevimli bir insan, ama hepsi böyle değil” deniliyor. Ama diğerlerini tanımıyorlar ki. Sadece gidip geldikleri manavı tanıyorlar!

Bu durumda ben her yerde şunu söylüyorum: İster Kölnlü bir Murat’tan isterse Hoyerswerderli Rony’den sözedelim. İkisi de aynı şekilde sosyal açıdan problemli, gelecek perspektifinden yoksundur..  Ve bu iki insanı birleştiren şey, yanlış bir kültürden gelmeleri değil, doğru düzgün bir meslek eğitim almamalarıdır. En büyük sorun bence bu. Yani kültür ve kökenle hiç alakası yok.

Bir polis Türklerle ancak suç işlediklerinde karşılaşıyor ve böylece onun için Türkler suç işleyen kişilerden ibaret görünüyor. Benzer bir durum öğretmen için de geçerli. O da Türk çocuklarını genellikle sorun olduğunda, sınıfta kaldığında fark ediyor. Bir politikacı ise Türkiyelileri ancak bir sorun gündeme geldiğinde hatırlıyor ve işin arkasını düşünmediği için uyum sağlamadığını söyleyerek işin içinden çıkmaya çalışıyor.

Peki sizin gözlemlerinize göre Türkler arasında Almanlara yönelik hangi önyargılar var?

Almanların alkol bağımlısı olduğu görüşü hayli yaygın. Durmadan bira içtikleri sanılır.  Eğer böyle olsaydı birhaneciler çok memnun olurdu. Bu arada belirteyim Almanlar daha çok şarap ve kokteyl içiyor. Bu konuda ilginç bir şey yaşadım. Bir Türk arkadaşımla ilk kez tenis oynamaya gittim. Gelince hemen sordu “Biran nerde?” dedi. “Özgür birayı ne yapayım, tenis oynamaya geldim” dedim. O zaman bana “Almanlar ve spor demek, hep bira içmek demektir” dedi.

Başka bir klişe de “Almanlar çok soğuktur” önyargısı. Tamam Almanların çok sıcak olduğunu söyleyemem, ama bunun herkesi klapsayan kesin bir doğru olduğu söulenemez. Örneğin beni tanıyan Türkler hemen, “Ya sen bizden birisin, ama diğerleri…” diyorlar. Yani yine “ama’lı aynı yaklaşım: “Sen evet, ama başkaları”!

Peki klişe ve önyargıların hayli ağır bastığı bu ilişkiler nasıl normalleşebilir?

– Ne yazık ki, insanlar karşılaştırma yapacak, izleyecek ve değerlendirecek durumda değil. Bu, sadece Türkler ve İslam dininden olanlar için değil,  bütün kültürlerden insanlar için geçerli. Kozmopolit yapıda olan aydınlar, entelektüeller var ve çevreleriyle eleştirel ilişkileri söz konusu. İnsanlar var kendi değerlerine çok bağlı yaşıyorlar; insanlar var sosyal sorunlarla uğraşıyorlar.

Bu demektir ki, on farklı insan var ve hepsinin de farklı sorunları var. Aynı durum Türkler için de geçerli. Maalesef insanların çoğu duruma bu şekilde bakamıyor. Bunu ancak daha fazla konuşmayla, ilişkileri her alanda arttırarak aşabiliriz.

Kitabımla ilgili benle söyleşi yapan devlet radyosunda bir meslektaşım bana, “Sizin de bu sorunlar için bir çözümünüz yok” diye sitemde bulundu. Ben de kendisine, “Hanımefendi ortada bir sorun yok ki” dedim. Ama anlamadı tabi…

Tabii toplumda önyargıların ortadan kaldırılması zor bir konu. Bu konuda her şeyden önce ilk karşılaşmada karşısındakini bir değerlendirmeye tabi tutmaktan vazgeçilmesi gerektiğine inanıyorum. Karşılıklı olarak. Bütün Almanlar Nazi, ırkçı değil. Bütün Türkler de gerici değil. Hemen bir çekmeceye, kategoriye sokma tutumundan geri durmak gerekiyor.

Burada medyaya da büyük görevler düşüyor. Çünkü medya bu konuda en büyük iletişim aracı. Yani Türkçe’de denildiği gibi bu konuda “hep beraber” bir şeyler yapmak gerekiyor. İnanıyorum ki bizden sonra gelen nesiller bizden daha hızlı bir şekilde bu sorunu aşarlar.