Almanya ölüm satıyor

Patriot1

Almanya’da birkaç ay önce silah ticareti üzerine başlayan tartışmalar, “ordu silahlanmasının yetersiz” olduğuna ve silah endüstrisinin değişik yöntemlerle teşvik edilmesinin zorunluluğuna dönüştü. Almanya yıllardır dünyanın dört bir yanına „ölüm ihraç“ ettiği gibi ordusu da NATO’nun en güçlü ordularından biri konumunda.

 

 

Burjuva medyanın gerçekleri nasıl altüst ettiğini, sermayenin aleyhine olan bir durumu nasıl lehine çevirdiğine son aylarda cümle âlem şahit oluyoruz. İlkbahar aylarında Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından yayınlanan silahlanma ve silah ticareti raporunda Almanya’nın son yıllarda olduğu gibi 2013 yılını da dünyanın üçüncü en büyük silah satıcısı olarak kapadığı yer almıştı. Raporun yayınlanmasından sonra, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu kez de  „geleneksel“ denebilecek reaksiyonlar gündeme geldi. Bir tarafta muhalefet partileri ve barış örgütleri tarafından eleştiri ve uyarılar yapılırken, diğer tarafta hükümet tarafından ise, „silah ticaretinin ulusal ve uluslararası yasalara ve antlaşmalara uygun yapıldığı, kriz bölgelerine silah satılmadığı, insan hakları ihlali yapan ülkelere silah ihracatının zaten çok sınırlı olduğu“ açıklandı.

 

„SİLAH TİCARETİNİ SINIRLAYACAĞIZ“

Çok geçmeden basında Almanya’nın dünyanın birçok ülkesine ikinci ve üçüncü ülkeler üzerinden silah sattığı ve bunların bir bölümünün SIPRI raporunda görülmediği bildirildi. Alman silah tekellerinin değişik ülkelerdeki temsilcilikleri, ortakları veya lisans üretimi üzerinden hükümet izni olmadan yüzlerce ton silah sattığı ortaya çıktı.

Bunun üzerine olaya el koyan Başbakan Yardımcısı ve Federal Ekonomi ve Enerji Bakanı Sigmar Gabriel, “Silah ticaretini sınırlayacağız“ açıklamasını yaptı. Alman şirketlerinin hükümet izni olmadan veya ikinci ve üçüncü ülkeler üzerinden silah ticareti yapmalarına göz yummayacaklarını açıklayan Gabriel, konuyu araştırmak üzere uzmanların çalıştığını da sözlerine ekledi.

Kısa sürede içinde çok sayıda illegal denebilecek silah ticaretine ilişkin bilgi ve belgeler basına yansımasına karşın Gabriel, silah şirketlerinin temsilcileri ve bu şirketlerde işçi tarafını temsil eden işyeri temsilcileriyle bir zirve düzenledi. 19 Ağustos zirvesi öncesinde söz konusu şirketlerin silah üretimi aşağı çekerek yüksek seviyedeki teknolojileriyle sivil üretime geçebilecekleri türden açıklamalar yapan Gabriel, “Tabi bütün bunları konuşup tartışırken bu alandaki iş sahalarını da göz ardı edemeyiz. Ayrıca sadece ihracat üzerine düşünmekte anlamsız. Sonuçta iç pazar içinde silah üretimi yapılıyor ve silah bakım servisi sunuluyor” diyerek görüşmelerin hangi yönde olacağına ilişkin ilk sinyali de vermişti.

Görüşmeden sonra silah ticaretinin sınırlanması, silah üreticilerinde sivil üretim bölümlerinin güçlendirilmesi planlarının esamisi kalmadı. Bunun yerine Gabriel, kısa sürede Federal Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ile görüşeceğini ve ordunun ihtiyaçlarının gözden geçirmesini isteyeceğini açıkladı.

 

“TABULARI YIKIYORUZ”

İŞİD’in Suriye ve Irak’ta geniş alanlarının yanı sıra Irak ve Suriye ordularına ait silah depolarını ele geçirmesi üzerine Almanya’nın sermaye yanlısı medyasında iki yüzlü bir tartışma başlatıldı; “Kendilerini savunmak zorunda olan Kürtlere silah göndermemiz ne kadar doğru?”

“Kürtler” denilmesine karşın gönderilecek silahların aylardır İŞİD’e karşı direnen YPG ve HPG güçlerine verilmeyeceği, Mesut Barzani’nin emrindeki Peşmergelere verileceğinin de altı çiziliyordu. Diğer yanda ise “Almanya’nın tarihinde ilk kez sıcak çatışma içinde olan bir bölgeye silah göndereceği ve böylece “Federal devletin tarihinden bir tabunun yıkılacağı” ileri sürülüyordu.

Almanya’nın legal yollardan silah sattığı ilk on ülkeye bakıldığında sıcak çatışmaların devam ettiği, insan hakları ihlallerinin günlük yaşamın bir parçası olduğu Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, İsrail, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelerin de yer aldığı görülüyordu. Kamuoyundaki “tabuları yıkıyoruz” tartışmasının tek hedefi ise şimdiye kadar ikinci ve üçüncü ülkeler üzerinden satılan silahların direk satılmasını sağlamaktı. Bu yöntem dolayısıyla önceden feragat edilen payında ülke sermayesinde kalmasını sağlayacaktı.

 

“ORDUNUN HALİ HARAP”

Silah ticaretini ve üretimini sınırlama tartışmaları ve talebinden daha fazla silah üretimi ve ihracatı tartışmalarına süre bir hayli kısa oldu. “Arap ülkelerine silah satılmasına izin vermem” diye güya hem silah tekellerine hem de hükümetin büyük ortağına “rest” çeken Gabriel, başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere birçok ülkeye silah sevkıyatına izin verdi.

Tesadüf bu ya, bu arada birkaç medya kuruluşu birden “büyük gazetecilik başarısı” göstererek, Alman ordusunun olası bir savaşı sürdürmeyecek durumda olduğunun belgeleyen  bir takım gizli dosyaları ele geçirdiler ve hemen yayınladılar. Haberler üzerine olağanüstü toplantı düzenleyen Federal Parlamento Savunma Komisyonu’na “hesap veren” generaller, ordunun neredeyse bütün uçuş araçlarında sorun olduğunu ve NATO’ya olası savaş durumları için verilen taahhütlerin hiç birinin yerine getirilecek durumda olmadığını itiraf(!) ettiler. Tartışmalara dışarıdan müdahil olan eski başkomutan Harald Kujat, Almanya gibi ekonomisi güçlü bir ülkenin ordu için yaptığı harcamaların “rezalet” düzeyde olduğunu ileri sürerken, “Almanya en kısa zamanda diğer NATO ülkeleri gibi GSMH’nin en azından yüzde 2’si düzeyinde savunma bütçesi oluşturmalı” dedi.

2013 yılında milli savunmaya ayrılan miktar 31,4 milyar Euro düzeyindeydi. Emekli general Kujat ve birçok CDU/CSU/SPD’li politikacının taleplerine boyun eğilirse bu miktar yüzde 60 dolayında artarak 50 milyar Euro’ya çıkacak. Bu da özellikle Alman silah şirketlerinin işine yarayacak.

Diğer yanda böyle bir yönelim Almanya’nın uluslararası alanda daha fazla söz sahibi olma çabalarının altını gerektiğinde askeri güçle çizmekten geri durmayacağını da gösteriyor.

 

SERDAR DERVENTLİ

 

EN FAZLA SİLAH SATAN İLK ON ÜLKE

 

Ülke           Pay (%*)    Hacim**

ABD           29               24,0

Rusya         27               22,4

Almanya      7                   5,8

Çin             6                   4,9

Fransa         5                    4,1

İngiltere     4                   3,3

İspanya       3                   2,5

Ukrayna     3                   2,5

İtalya           3                   2,5

İsrail          2                   1,7

 

* Dünya piyasasındaki payı, ** Milyar Euro

Kaynak: Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI)