Grev stratejileri tartışıldı

Gemeinsam Strategien entwickeln. Konflikte führen. Beteiligung organisieren.

Hannover’de buluşan 650 civarında sendikacı, işyerlerindeki mücadeleler ve yeni grev stratejileri üzerine tartıştılar. „Değişik işkollarında ve işyerlerinde verilen mücadeleleri ve grevleri topluma maletmenin koşulları nasıl yaratılabilir?“ sorusuna yanıt arayan sendikacılar, mücadeleci sendikacılar ağının örülmesi için girişimlerin sürdürülmesi konusunda fikir birliği sağladılar. „TİS Birliği“ adı altında grev hakkının kısıtlanmasına karşı da karar alan sendikacılar, DGB ve hükümete baskı yapmak için imza kampanyası başlattılar.

Rosa Lüksemburg Vakfı (RSL) tarafından Hannover’de düzenlenen „2. Ortak Stratejiler Belirleme, Mücadeleleri Yönetme, Katılımı Örgütleme – Grev Aracılığıyla Yenilenme” konferansına katılım beklenenin üzerinde oldu. Geçtiğimiz yıl Mart ayında Stuttgart’ta düzenlenen ilk konferansta asıl olarak “yeni grev stratejileri” üzerinde durulurken Hannover konferansında yeni grev stratejilerinin yanı sıra işkollarında ve fabrikalarda devam eden mücadelelerin işkolu ve fabrika sınırlarını nasıl aşabileceği ve toplumsal sorunlarla bütünleştirilebileceği üzerinde duruldu.
2 Ekim günü uluslararası katılımla düzenlenen bir forumla açılan konferans 3 ve 4 Ekim günlerinde çok sayıda çalışma grubuyla devam etti. Çalışma gruplarında bir yanda sendikal mücadelenin değişik alanlarına yönelik konular ele alınıp tartışılırken diğer yanda özellikle güvencesiz işkoşullarının hakim olduğu yerlerde mücadeleyi örgütlemede ortaya çıkan sorunlar ve bunların nasıl aşılabileceği üzerine pratik örnekler değerlendirildi.

MÜCADELELERİ ÖRGÜTLEMEK ZORLAŞIYOR
Konferansa konuşmacı olarak katılan Erlangen-Nürnberg Üniversitesi’nde Çalışma Sosyoloğu İngrid Artus, güvencesiz işlerin bütün işkollarında giderek yaygınlaştığına dikkat çektiği konuşmasında, “Bu alanlarda sendikal örgütlenmeyi gerçekleştirmek, bunun üzerinden mücadeleler örgütlemek giderek daha da zorlaşıyor” dedi.
Sendikaların uzun süre güvencesiz işlerin artmasına şirketlerin yeniden yapılanma süreçlerinde kısmen destek verdiğini veya bu gelişmeler karşısında sessiz kaldığını söyleyen Artus, “Şimdi geriye dönüp bakıldığında örgütlenme alanında boşlukların olduğunu görmekteyiz. Sorun bununla bitmiyor; bu alanlarda çalışan insanlar giderek umutlarını yitiriyor ve kendi durumlarının düzelebileceğine, kendi durumlarını mücadele ederek düzeltebileceklerine dair inançları kalmıyor. Bu sadece sendikal açıdan değil toplumsal mücadeleler açısından da olumsuz bir gelişme” dedi.
İş koşullarıyla ilgili perspektifsizliğin işçiler arasında korku yaydığını ve kendiyle ilgili gelişmeler karşısında eli kolu bağlı olduğu hissine kapılmalarına neden olduğunu söyleyen Artus, “Bu alanlarda yaşanan diğer bir sorun ise işçilerin bölünmesi giderek artıyor. Küçük taşeron işletmeler üzerinden çalışanlar, dil sorunu olan göçmenler gibi listeyi uzatabiliriz. Önümüzdeki dönem daha da zorlaşacak” dedi.

25 YILDIR YAPILMAYANLARI GÖRMELİYİZ
Hükümetin, sermayenin talebi üzerine harekete geçerek “TİS Birliği”ni sağlama adına grev hakkını kısıtlamak için yasa tasarısı hazırlamasına karşı tepkiler konferansa da yansıdı. “Toplu sözleşmelere nasıl hazırlanmalı” toplantısında olduğu gibi bu konu için özel düzenlenen “TİS Birliği” konulu toplantıda yer yer sert tartışmalar yaşandı.
“Toplu sözleşmelere nasıl hazırlanmalı” toplantısında son TİS sürecini değerlendiren sendikacılar, genel merkezlerin “üretim merkezi Almanya’yı koruma” mantığıyla hareket ettiklerini ve talepleri belirlerken de sermayenin çıkarlarının gözetildiğine dikkat çekildi. Stuttgart bölgesinden gelen bir sendikacı, “200’den fazla delegenin katıldığı büyük TİS Komisyonu toplantısında büyük bir tekelin temsilcisi ücret talebini tek başına belirleyebiliyor. Bu da fabrikalardaki sendikal çalışmaya aktif katılan işçiler ve alt düzeydeki sendikacılara olumsuz yansıyor” dedi.
IG Metall’in Merkezi Konsey üyesi bir sendikacı ise, “Sorunu sadece bir TİS döneminde alınan şu veya bu tavırla açıklamaya çalışırsak kendimizi aldatırız ve yanlış bir yola gireriz” uyarısı dikkat çekti. Sendikal çalışmanın özellikle iki Almanya’nın birleşmesinden sonra gerilediğine dikkat çeken sendikacı, “Son 25 yıldır yapılmayanları ve yapılanları görmeliyiz. Ancak bunları gördükten ve analiz ettikten sonra doğru sonuçlara varırız” dedi. “Eğer bugün sendika yönetimleri TİS Birliği’ni sağlama adına grev hakkının kısıtlanmasını talep eder bir konuma geldilerse bu dün başlayan ve bugün ortaya çıkan bir eğilim olmadığını görmeliyiz. Bu tutum neo liberal düşüncelerin sendikaların içinde ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor” dedi.
Toplantıya NRW IG Metall adına konuşmacı olarak katılan üst düzey bir yöneticinin, “Bu solcular herşeyi sendikanın merkez yönetimiyle açıklama alışkanlıklarından ne zaman vazgeçecekler diye merak ediyorum. Peki ya siz ne yaptınız, bütün bunlar yaşanırken siz neredeydiniz” sözleri protestolara neden oldu.

TİS BİRLİĞİ DEĞİL, GREV HAKKI SAVUNULMALI!
Benzeri bir durum “TİS Birliği” konulu toplantıda yaşandı. BDA ve DGB’nin 2010 yılında ortak bir açıklama yaparak hükümeti, “TİS Birliği”ni sağlamak için harekete geçerek yasal düzenleme yapmaya çağırmasından bugüne kadar geçer süreci değerlendiren bir avukat, “Özellikle ver.di sendikasının değişik bölümlerinden başlayan ve neredeyse tüm bölge konferanslarına kadar yansıyan tutum sendika genel merkezinin geri adım atmasına neden oldu. Ver.di’nin DGB içinde ‘biz yasal düzenlemeye karşıyız’ demesiyle birlikte DGB içindeki TİS Birliği cephesi de dağıldı. Sonuçta ver.di’nin karşı çıktığı bir konunun DGB tarfından savunulmasının, daha doğrusu açıktan savunulmasının şansı yoktu” dedi.
DGB Genel Kurulu’nda grev hakkına yasal olarak müdahale edilmemesi yönünde karar alındığını hatırlatan bir başka konuşmacı, “Buna karşın DGB içindeki bazı güçler genel kurulda alınan kararlara sadık kalma yerine SPD’ye ve BDA’ya verdiği sözleri yerine getirme konusunu önemsiyorlar. Bu nedenle DGB yönetimi, yeni başkanın öncülüğünde, SPD’li çalışma bakanı ile görüşerek hazırlanan yasa taslağı hakkında görüşlerini bildirme ihtiyacı duyuyor” dedi.
Salonda bulunan bir takım orta kademeli sendikacılar, grev hakkını savunmanın kendileri için kutsal bir savaş olduğunu ancak böyle bir yasal sınırlamadan asıl olarak meslek sendikalarının etkileneceğini düşündüklerinde ise, “bırakalım yasayı değiştirsinler biz de bu bireyci grup sendikalarından kurtuluruz” dediklerini söylediler.
Bu sözler doğal olarak tartışmaların alevlenmesine ve, “TİS Birliği mi yoksa grev hakkı mı önemli” sorusunu gündeme getirdi. Sendikaların politik ve örgütsel olarak “tek işyeri ve tek sendika” için mücadele ettiklerini ve bunu gelecekte de yapacakların dile getiren mücadeleci sendikacılar, “Fakat TİS Birliği diye bir ilke yok. Hele hele bu sermaye kesiminin bir talebiyse o zaman bunun üzerine iki kez düşünmekte fayda var” görüşünü savundular.
Mannheim’den gelen bir sendikacı ve işyeri temsilciliği başkanı grev hakkının işçilerin tek aracı olduğu ve dolayısıyla aynı zamanda en temel insan hakkı olduğunu dile getirdi ve, “Bugün bize makinistlerin veya pilotların açgözlü olduğu söyleniyor. Ben sadece bunlar değil çalıştığım hastanede bir meslek örgütünde örgütlü olan doktorlarda çok farklı değil diyorum. Ama bugün bu geri örgütlerle hesaplaşma günü değil bugün grev hakkımızı korumak için harekete geçme günü” dedi.
Daha sonra konferansa sunulmak üzere hazırlanan bir taslak bir takım eleştirilere karşın karar altına alındı. Konferans sürecinde aralarda yapılan sohbet ve tartışmalarda ikinci buluşmanın da başarılı olduğu görüşü hakim olmasına karşın, “işyerlerinde devam eden mücadelelerin işyerinin dar sınırını aşması için daha güçlü ilişkilere ve bağlara ihtiyaç var” görüşü çokça ifade ediliyordu. Çoğunluğu genç sendikacı olan katılımcıların tartışmaları sadece tekil olaylarla sınırlamamaları, bir bütünü görme ve onun üzerinden mücadeleyi örgütleme çabaları gelecek için umut veriyordu.