Kobane – Suruç sınırından izlenimler

suruc-kobane

Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’nin (ABDEM) çağrısı üzerine oluşan delegasyona Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) adına dahil olduktan sonra, 23 Eylül’de Köln’den Diyarbakır üzerinden Suruç’a doğru başlayan yolculuk biraz bilinmezliğe doğru yol almaya benziyordu. İslamcı terör örgütünün katliamlarıyla nam ve korku saldığı Kobane’de (Arapçası Ain al-Arab) nelerin olduğunu yerinde görmek, halka Avrupa’dan dayanışma götürmek bir taraftan heyecan diğer taraftan tedirginlik veriyordu insana…

Çünkü, Türkiye’nin Suriye sınırına en yakın noktalarından biri olan Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde iki haftayı aşkın bir süredir olağanüstü bir hal var. Kasabaya girişteki tabelada her ne kadar “Nüfusu: 101.000” diye yazsa da, şu sıralar gerçek nüfus Kobane kentinden gelenlerle çoktan 150 bini aşmış…

Kobane ile Suruç bir kentin iki mahallesi gibi… Aynı dili konuşan, aynı ulusun ferdi olan, sınırın iki yakasında akrabaları, komşuları olan bu iki kenti, cetvelle çizilen bir sınır, Bağdat Demiryolu ve mayınlı tarlalar ayırıyor.

“Olağanüstü hal” sadece Suruç’ta değil, Diyarbakır’dan başlayarak geçtiğimiz bütün kent ve kasabalarda kendisini hissettiriyordu. Çünkü, polis ve askerler tarafından kurulan noktalarda arabalar durduruluyor, kimlik kontrolü ve arama yapılıyor.

Suruç’un içi Kobane’den gelen Kürtlerde dolu. Her köşe başında Kobane’ye geri dönmek için gün sayan insanlar var. Devletin kurduğu çadır kentlerde, parklarda, cami avlularında, boş dükkanlarda ve bordum katlarına barınmaya çalışıyor. En çok da kadın ve çocukların fazlalığı dikkat çekiyor. Erkenler ailelerini getirdikten sonra yeniden savaşmaya gidiyorlar.

Belediyeye ait Kültür Merkezi’nin bahçesi de Kobane’den gelenlerle dolu. Hava sıcak mı sıcak… Çocuklar, kadınlar ve yaşlı erkekler gölgeye serdikleri halıların, minderlerin, döşeklerin üzerinde vakit geçiriyor…

Kime sorarsanız, ‚Kobane’ye geri dönmeyi bekliyorum‘ diyor.

Yani terör örgütünün tehdidinden canını kurtaranlar umutla YPG güçlerinin savaşı kazanmasını bekliyor.

Ama, daha kesin olarak zafer kazanılmadan Kobane yolunu tutanlar da az değil. Hem de İslam Devleti’nin (IŞİD) kendisinden olmayanları alçakça katlettiğini bildikleri halde…

Suruç ile Kobane arasındaki Mürşitpınar Sınır Kapısı’ndan çok sayıda kadın ve çocuğun Kobane’ye geçtiğini gözlerimizle gördük.

Geçenlerin neredeyse tümü kadın ve çocuklar.

Muhtemelen Türkiye’de doğmuş, kundakta götürülen bir çocuk da vardı gidenlerin aralarında.

Yüklerini sırtlarına alan Kürt kadınları, çocuklarını da yanlarına alarak gözlerimizin önünde, Kobane etrafında kümelenmiş teröristleri umursamadan, doğup büyüdükleri, yaşadıkları kente ya da köylere doğru yavaş yavaş ilerlediler ve sonra gözden kayboldular.

Karşılarındaki örgütün ne kadar barbar, cani ve insanlık düşmanı olduğunu bile bile…

Yorganını başının üstüne koyup Kobane’ye geçmek için jandarmayla tartışan yaşlı teyze, İslamcı terör örgütünün dört kız çocuğunu nasıl vahşice katlettiğini gözleriyle gördüğünü anlatırken, o anı sanki yeniden yaşıyordu ve doğal olarak gözyaşlarını tutamıyordu…

Kürtlerin Ortadoğu’nun en acılı halklarından biri olduğunu bilmeyen yok. Kobane’ye yönelik saldırı girişimi bu acıları bir kat daha artırmış.

 

ÇATIŞMALAR GÖZLE GÖRÜLÜYOR

Suruç’un köylerinden IŞİD ile YPG arasındaki çatışmaları çıplak gözle görmek mümkün. Bunun en net göründüğü yer kerpiçten evlerin dizili olduğu Ali Zer (Türkçe Çengelli Köy). Ziyaret ettiğimiz Ali Zer, hem köy sakinleri hem Kobane’den gelenler hem de dayanışma amacıyla bölgeye akın edenlerle dolu. Gelenler arasında Diyarbakır ve Urfa’dan yaşlılar da var.

 

TC-IŞİD SINIRI: SIFIR SORUN

Bir önceki geceyi Ali Zer’de geçirenler, bir kaç yüz metre ötedeki Kobane’nin Cuma köyünde sabaha kadar çatışmaların sürdüğünü anlatıyorlardı. Terör örgütü IŞİD tarafından ele geçirilen köye YPG bir saldırı hamlesi gerçekleştirmiş. Ancak sabaha kadar süren çatışmaya rağmen değişen bir durum olmamış. Gittiğimizde köyde IŞİD’in arabalarını uzaktan görmek mümkündü. Daha önce sınıra yakın bir noktaya asılan IŞİD bayrağı sonra indirilmiş.

Bölge halkı IŞİD’in Türkiye sınırına diktiği bayrağı indirmesinin AKP Hükümeti’nin isteği üzerine olduğunu söylüyor. Zira, Ali Zer’deki kontrol noktasındaki Türk askerleriyle IŞİD militanları göz göze gelebilecek kadar yakın. Ama, herhangi bir gerilim bugüne kadar yaşanmamış.

Ali Zar sakinlerinin ve destek için gelenlerin en büyük tepkisi ise Türk askerine. Çünkü, IŞİD’e halen lojistik destek verildiği, yaralıların tedavi ettiğini anlatıyorlar. Sınır boylarında Kobane’nin bir kaç kilometre yakınına kadar olan bölgede “İslam Devleti”yle (IŞİD) komşu haline gelen Türkiye, bu yeni komşusuyla gayet uyum içinde görünüyor.

En azından İslamcı terör örgütünün kontrol ettiği sınır kapılarında durum böyle.

 

TC, YPG’YE YARDIM MI EDİYOR?

Suruç girişinde arabamızı durdurarak kimlik kontrolü yapan polislere bu uyumu ve İslamcı militanların Türkiye’ye getirildiği yönündeki iddiaların ne kadar doğru olduğunu sorduk. Yanıtı biraz da alaycı bir şekilde; “Belki inanmayacaksınız ama ben yine de söyleyeyim, yaralı YPG savaşçılarını getiriyoruz” oldu. Hatta bizleri inandırmak için kendisinin bir seferinde yaralı almak için Kobane’ye gittiğini söyledi.

Bu tavır elbette, Türkiye’nin bugüne kadar IŞİD’e verdiği desteğe gelen tepkileri yatıştırmanın gerekçesi. Kobane’den gelenler ya da Suruç’ta yaşayanlar bölgedeki hiçbir hastaneye YPG savaşçısının getirilmediğini kendisinden emin bir şekilde anlatıyordu. Görüştüğümüz Suruç Belediyesi Eşbaşkanı Zuhal Ekmez de, Türkiye’nin İŞİD militanlarını tedavi ettiğini, YPG yaralılarını tedavi etmesine ihtimal vermediğini söylüyordu.

Zaten bunu doğrulayacak herhangi bir bilgi de yok.

Ekmez, Türkiye’nin IŞİD militanlarını en çok Akçakale’deki hastanelerde tedavi ettiğini, hem de yaralı sayısı verilerek söylüyordu. Zira, bölgedeki ambulansların çoğunun Akçakale’ye doğru gittiğine bizler de tanık olduk.

Ali Zel’de görüştüğümüz Kobani’den daha yeni gelen ve adını vermek istemeyen 40 yaşlarındaki bir erkek, gece buyunca Kobane’nin Cuma köyünde çıkan çatışmada çok sayıda IŞİD militanının öldürüldüğünü ve cesetlerinin halen köy ortasında bulunduğunu heyecanla anlatıyordu. Ailesini Suruç’a getirdiğini ve yeniden gitmek için yer aradığını söylüyor.

Ali Zer’den geçiş izni alamadı. Akşam saatlerinde Mürşitpınar’dan geçmeyi deneyeceğini söyledi.

Ali Zer’den sonra gittiğimiz Qop köyünde halk bir avlunun içinde, ağaçların altına toplanmış, kumanyalar halinde getirilen yiyecekleri yiyordu. Sadece köy halkı değil, destek vermek üzere gelenler de oradaydı. Mersin’den geldiklerini söyleyen kadınlar kameramıza zafer işareti yaparak, üç gündür sınırda beklediklerini, sonuna kadar direneceklerini umutla haykırıyorlardı.

Benzer bir durum Dewşan’da da vardı.

 

MÜRŞİTPINAR: DAYANIŞMA KAPISI

Kobane’ye geçiş izinlerinin verildiği Mürşitpınar ise adeta “ziyaret” yeri. Türkiye’nin değişik yerlerinden dayanışma amacıyla gelen heyetlerin çoğu buraya ulaşıp bilgi almak, dayanışma mesajı vermek istiyor. Kobane’yle dayanışmanın doruk noktası burası. Askerler kapıyı açsa sanki bütün Suruç Kobane’ye akacak gibi bir hava var.

Ama askerin kapıyı açması bir yana, kapıya yanaşanları kimi zaman cop ve gazla uzaklaştırdığı, tehdit ettiği gözleniyor.

Yine basın için de Mürşitpınar adeta bir merkez gibi.

Evet, bugün Kobane’ye yardım ve dayanışma elini uzatmak isteyenlerin varabildikleri en uç nokta Mürşitpınar sınır kapısı. Ama, bu kapıdan Kobane’ye gidenler de hiç eksik olmuyor. Ellerinde Suriye’den aldıkları bir kimliği olan geri dönebiliyor. Olmayana ise geçiş izni yok.

 

IŞİD YAŞAM ALANI ARIYOR

Son günlerde sınır hattında olanlar, İslamcı terör örgütünün özelde Kobane’ye, genelde Rojava’ya yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığını gösteriyor. Bu elbette Irak ve Suriye’deki IŞİD merkezlerine yönelik düzenlenen hava saldırılarıyla doğrudan ilinti. Batılı ülkeler ve onların bölgedeki işbirlikçileri kendi yarattıkları canavarın etki alanını daraltmaya çalıştıkça, canavar da kendisine yaşam alanları bulmanın derdine düşmüş. Hal böyle olunca da, bilinçli bir yönlendirmeyle bölgenin en zayıf halkası görülen Kobane’de kendisine yer bulma derdine düşmüş.

Ama Kobane’de ve Rojova’nın diğer parçalarında bu canavara yer yok. Ve er ya da geç, ait olmadığı bu topraklardan süpürülüp gönderileceklerdir.

Bunun gerçekleşmesi için bugün her açıdan Kobane’yle, Rojova’yla uluslararası dayanışmayı güçlendirmek gerekiyor.

YÜCEL ÖZDEMİR