Kobane’ye karşı üç maymunu oynuyorlar

03.qxd 

15 Eylül’de Rojova’nın Kobane kantonuna saldıran İslamist terör örgütü IŞİD’e karşı Kürtlerin yaşadığı bütün ülkelerde protestolar, gösteriler, açlık grevleri, TV-radyo işgalleri gibi pek çok eylemi yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor. Ama, başta Almanya olmak üzere Avrupa devletleri ise, Kobane ve Rojova konusunda tam bir ikiyüzlülük sergileyerek üç maymunu oynuyorlar.

 

Resmi kayıtlara göre toplam nüfusu 100 bin civarında olan Türkiye – Suriye sınırındaki Kobane 15 Eylül’den bu yana sadece Kürtlerin değil bütün dünyanın gündeminde. Batılı emperyalist devletler ve onların bölgedeki sadık bekçileri Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan tarafından silahlandırılan, ekonomik ve militan desteği sunulan Irak Şam İslam Devleti adlı terör örgütü, en çok da Kürt halkının başına bela edildi. Önce Suriye’deki rejimin değiştirilmesi için devreye konulan örgüt, bunu başaramayınca bu kez bölgenin en kadim ve mazlum halkı Kürtlerin üzerine saldırtıldı. Ağustos ayı içinde Irak’ta Êzidi Kürtlere saldıran ve on binlerce insanın yerini yurdunu terke ederek Şengal Dağı’na sığınmasına neden olan terör örgütü çok sayıda insanı katlederken, çok sayıdaki kadın ve genç kızı da kaçırdı. Dünyada büyük bir infial yaratan Ezidilere saldırının ardından terör örgütü yönünü bu kez Kuzey Suriye’de bulunan ve Temmuz 2012’den bu yana özerk bir şekilde yöneltilen Rojova’nın Kobane kantonuna çevirdi.

Üç tarafı terör örgütünün kendisine dayanak ettiği Sunnilerle, bir tarafı da bu örgütle ittifak içinde olan Türkiye ile çevrili Kobane’yi kısa sürede ele geçireceğini sanan terör örgütü ilerleyen günlerde bunun öyle kolay olmadığını gördü. Kobani’de yönetimi elinde bulunduran PYD ve onun silahlı kanadı YPG/YPJ kısıtlı olanaklarla kahramanca bir direniş sergiledi.

 

AVRUPA KÜRTLERİ, İLERİCİLERİ AYAKTA

IŞİD terör örgütünün başta Türkiye olmak üzere değişik devletlerden aldığı güçle Kobane’ye yönelik ağır silahlarla başlattığı kuşatmaya karşı Türkiye ve Kürdistan’da olduğu gibi Avrupa’daki Kürtleri, ilericileri, demokratları, sol güçleri harekete geçirdi. Neredeyse bütün kent ve kasabalarda Kobane ile dayanışma etkinlikleri düzenlendi. Basın açıklamasından açlık grevinde kadar değişik biçimlerde yapılan ve her yerde binlerce insanın katıldığı bu gösteri ve yürüyüşlerde dile getirilen talepler ne hikmetse başta Almanya olmak üzere Avrupa devletleri tarafından “duyulmadı”.

Gazeteler ve televizyonlarda sıkça “önemli haber” olarak geçilen Kobane’ye yönelik saldırılar da bu kesimlerin dikkatini çekmedi. Özetle Almanya, AB kurumları ve diğer Avrupa devletlerinin Kobane konusundaki politikası “üç maymun”u oynamak oldu: Duymadım, Görmedim, Söylemedim.

Peki neden bunca tepkiye rağmen Avrupa devletleri Kobane’nin düşürülmesi konusunda bu denli sessiz ve ikiyüzlü?

 

KOBANE’DEKİ KÜRTLER BAŞKA!

Kısa bir süre önce terör örgütünün Mesut Barzani’nin yönettiği Irak Kürdistanı Federe Bölgesi’ne yönelik yaptığı saldırılar karşısında Avrupa’nın tutumu çok daha farklı olmuştu. Hepsi Barzani’ye, dolayısıyla Peşmerge güçlerine siyasi ve askeri yardım vermek için sıraya dizilmişti. Ve yapılan yardımlar basında “Kürtlere yardım” olarak sunulmuştu. Dahası Almanya silah vermekle de kalmamış Peşmergelerin silahları kullanması için eğitim vermeyi de kabul etmiş ve bu hayata da geçirilmişti.

Peki sormak gerekmiyor mu, “madem Kürtlere yardım varsa bu neden Suriye’deki Kürtlere de yapılmıyor?‘ Barzani mağdur da, PYD ve Kobane değil mi?

Ancak gelişmeler göstermiştir ki, Almanya ve Batılı güçlerin dert edindikleri konu, katliama maruz kalan, IŞİD teröründen mağdur olanlara insani yardım ve destek sunmak değil, bölgeye ilişkin siyasi diplomatik hesaplarıdır. Kime ne kadar nasıl yardım edeceklerini belirleyen başlıca kriter, bölgedeki çıkarları ve planlarıdır. Katliamla yüzyüze kalan Kürtleri ve bölge halklarını “yardım edilmeye değen ve değmeyen”, veya “iyi ve kötü kurban” olarak ayırmalarının arkasındaki neden de budur.

Bu tam anlamıyla ikiyüzlü, sahtekar ve tamamen emperyalist politikaların esas alındığı bir yaklaşımdan başka bir şey değildir. Ve IŞİD terörünü bir terbiye aracı kullanmak, en az IŞİD terörü kadar insanlık dışıdır.

AB kurumları, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin bölgedeki Kürtlere yönelik bu farklı yaklaşımın temelinde, Rojova ve Kobane’de yönetimi elinde tutan PYD’nin emperyalist güçler karşısında tamamen döz çöküp, bölgeye ilişkin plan ve hesaplarına boyun eğmelerini sağlamak bulunuyor. Bu yüzden IŞİD terörü ne kadar baskın ve etkili olursa, Kobane halkı ne kadar zor durumda kalırsa, ya da başka bir deyişle YPG’nin emperyalistlere ‘muhtaçlığı’ ne kadar artarsa ABD ve Batılı emperyalistlerin bölgeye ilişkin planları o derece rahat hayat bulabilecektir.

Nitekim, tam bir teslimiyet gösterip emperyalizme biat etmeyen Kürtler, gerek Suriye yönetimini devirme planlarını zora sokmasından, gerekse bölgedeki diğer halklara örnek oluşturmasından endişe duyulmaktadır.

 

KÜRTLER BİAT ETMEYECEK!

Kobane ablukası ve sonrası gelişmeler pek çok kesimin maskesini düşürmüş, nasıl da ikiyüzlü olduklarını göstermiştir. Bunların başında elbette Türkiye devleti ve AKP Hükümeti geliyor. Yanı başında terör örgütünün Kürt halkını katletmesine zevkle seyreden AKP Hükümeti ve devletin yetkili ağızları, diğer taraftan da lafta Kobane’nin düşmesini istemediklerini ikiyüzlüce söylemekten geri durmuyorlar. Ancak, tarih Kobane direnişi sırasında Türkiye devleti ve egemenlerinin eli kanlı örgütün yanında yer aldığı şeklinde yazılacaktır. Yıllardan beri Türkiye içindeki Kürtlere reva gördüğü politikanın bir benzerini Rojova Kürtleri’ne görmüş, kapısına kadar gelip Kürtleri katletmesine seyirci kalmıştır. Üstelik tepkiler karşısında “Kürtleri nankör olmakla” suçlayacak kadar insanlık dışı bir tutum göstermektedir.

Türkiye hükümetinin bu yaklaşımı ile Batılı güçlerin izlediği politika bu açıdan büyük oranda örtüşmektedir. Öyle olduğu için de Türk hükümetinin Kobane konusundaki tutumuna  herhangi bir ses çıkarmamaktadır. Bırakalım ses etmeyi, NATO’nun kara birlikleri de dahil olmak üzere Türkiye’ye sonuna kadar destek olunacağı yönünde açıklamalar yapılmaktadır. Kobane ve bölgede insanlar katliama maruz kalırken, Türkiye’ye her türlü desteğin verileceği açıklamaları, Batılı emperyalistlerin önceliklerini bir kez daha ortaya koymuş olmaktadır.

IŞİD’e destek veren diğer emperyalist devletler ve bölgedeki gerici yönetimler de son anda bu örgütle mücadele ettiklerini açıklasalar da, Kobane’ye girmesini engellemek için kıllarını bile kıpırdatmamışlardır. Birkaç göstermelik bombalama sonucu değiştirmemiştir. Bu nedenle Kobane, aynı zamanda emperyalist devletler ve onların kuklası durumundaki uluslararası güçlerin ne kadar ikiyüzlü ve sahtekar olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Bu tablo başta Rojava olmak üzere bölgedeki Kürtlerin birçok cepheden kuşatıldığını ve ne denli zorlukla yüz yüze olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak bütün bunlar bölgedeki gelişmelerin tamamen emperyalistlerin planlarına göre şekilleneceği anlamına gelmiyor. Kobane direnişi sembolik de olsa, bölge halklarının özgürlük ve bağımsızlığı ancak kendi elleriyle kazanabileceklerini de göstermektedir. Bu kadar zorlu ve çok yönlü bir kuşatmaya maruz kalan Kobane ve bölgedeki Kürtler geçici yenilgiler alabilir; taktik uzlaşmalar geri adımlar gündeme gelebilir; ama birkaç aydır yaşananlar bile, insanca, özgür ve demokratik bir geleceğe sahip olmanın yolunun emperyalizme biat etmemekten geçtiği ve bölge halklarının buna gücü olduğunu göstermektedir. (YH)