‚Yasaklanan her şey ilgimi çekmiştir‘ Fatih Akın’la filmi üzerine

the cut4

Fatih Akın’ın son filmi The Cut, gösterime girmeden tartışmalara yol açtı. Nedeni 1915’te Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçekleştirdiği Ermeni soykırımını konu alan bir filme imza atması. Akın, ölüm tehditleri aldı, dünya çapında ödüller aldığında ‚bizim‘ sanatçımız olarak öven politikacılar şimdilerde ya sessiz kaldılar ya da karşılarına aldılar. Film 16 Ekim’de Almanya sinemalarında gösterime girecek. Fatih Akın’ın filmiyle ilgili düşünceleri şöyle:

Film yapılacak birçok olay var. Türkiye’de en fazla susulan konu tartışmasız Ermeni soykırımı. Filmin için neden bu konuyu seçtin?
– Bu konuyu ben aramadım, tersine konu beni buldu. Türkiyeli bir ailenin çocuğu olarak hep ilgimi çekti. Hele de bu konunun tabulaştırılması. Ne zaman bir şeyler yasaklanırsa, meraklı ve araştırıcı olurum. Bu konuda da ele alınmamış birçok şey keşfettim.

Bu sorun Türkiye’de hala tabu mu?
– Yedi yıl önce Hrant Dink öldürüldüğünde İstanbul’da herhangi bir kahvede soykırım üzerine sohbet etseniz, yan masadakilerin ‚Hey ne üzerine konuşuyorsunuz bakayım öyle?‘ diye müdahalesiyle karşılaşabilirdiniz. Şimdilerde hemen hemen her yerde hem de fısıldamaya gerek kalmadan konuşabilirsiniz.

Türkiye’de halk açısından hiçbir sözcük ’soykırım‘ sözcüğü kadar politik yüklü değil. Türkiye’de de bu sözcüğü kullanıyor musun?
– Evet. Beni bu konuda cesaretlendiren, tanınmış gazeteci Hasan Cemal’in 1915-Ermeni Soykırımı kitabı oldu. Eğer o dönemin sorumlu paşalarından Cemal Paşa’nın torunu bu sözcüğü kullanıyorsa ben de kullanabilirim diye düşündüm. Bu kitap her kitapçıda satılıyor. Vitrinlerde sergileniyor.

GERÇEĞİ BİLMEK HERKESİN HAKKI

Türklerin, tarihlerinin bu bölümüyle yüzleşmelerinin bu kadar zor olmasının nedeni ne?
– Eğer bir halk, kuşaklar boyu tarih yazıcıları ve politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılırsa, ‚Böyle birşey olmadı. Bu kocaman bir yalan!‘ denirse, söylenenleri içselleştirebiliyor. Ailelerinden, okul kitaplarından, gazetelerden farklı bir şey duymadılar. Onları suçlayamam. Ama politikacıların ‚tarihi tarihçilere bırakalım‘ demeleri yanlış. Tarih bize aittir, insanlara, hepimize…

Filmi çekmeden önce konuya nasıl hazırlandın?
– Sanırım konu üzerine yaklaşık 100 kitap okudum. Aralarında Küba’ya göç eden bir Ermeni’nin biyografisi, ailesiz kalmış çocukların kaldığı yurtlar üzerine belgeseller ve hatta Halep’teki genelevler üzerine hikayeler de vardı. Hayatımda ilk kez Ermenistan’a gittim ve tabi ki Erivan’daki Soykırım Müzesi’ni ziyaret ettim. Orada müze direktörü Hayk Demoyan’la tanıştım. Bana birçok Ermeni’nin önce Küba’ya, oradan da Amerika’ya kaçtığını anlattı. Bunu Ermeniler’in çoğu bile bilmiyor. Filmimde bu duruma da yer verdim.

Filmin kahramanı Nazaret, Mardin’de yaşıyor. Bu şehri nasıl seçtin?
– Fransız tarihçi Yves Ternon’un Mardinli Ermeniler üzerine yazdığı kitabı okumuştum. Mardin, Suriye sınırından pek uzak değil. Coğrafya ve hikaye açısından acılı öyküsünün buradan başlaması uygundu. Nazaret’in çöle yolculuğunun uzun sürmemesi gerekiyordu. Nazaret’in Deir Zor’a sürgün edilen Ermeniler arasında olmamasına karar verdim.
Tersine Nazaret’in küçük bir kamp olan Ras al-Ayn’a götürülmesine karar verdim. Mardin, Diyarbakır ve Midyat’lı Ermeniler Ras al-Ayn kampına götürüldüler. Buraya Mardin’den birkaç günde erişilebilir. İşte kahramanımız bu yolu yürüyor. Filmin çekimine başlamadan bu yolda kendimiz de yolculuk yaptık. Suriye’de savaşın başlamasından altı ay önceydi.

ALMANYA SOYKIRIMA GÖZ YUMDU

Alman İmparatorluğu’nun soykırımdaki rolü konusunda bilgin var mıydı? Müttefik devlet olan Osmanlılar’ın Ermeniler’le ilgili planlarından haberleri vardı, ama stratejik nedenlerle müdahale etmeme kararı aldılar…
– Evet, Alman imparatorluğu katliam ve diğer insanlık dışı davranışlardan haberdardı ama karışmadı. Osmanlı İmparatorluğu’nu silah arkadaşı olarak kaybetmek istemiyordu. Bu nedenle müdahale etmediler ve Türk sorumluları engellemeye de karışmadılar. Bu açıdan Almanlar en azından katliamdan haberdar olup engellememe suçunu işlediler. Ancak soykırıma aktif olarak katılıp katılmadıkları veya lojistik açıdan katliamın olmasına olanak sunup sunmadıkları hala araştırılıyor.

The Cut filmi Ermeni soykırımı üzerine bir film mi?
– İki kızını bulmak için dünyayı dolaşan bir babanın öyküsünü anlatıyorum. Baba, batıya doğru, ta Amerika’ya kadar yolculuk yapıyor. Bir yerden göç ve bir yere yerleşme öyküsü. Bu öykü, soykırımın arka planında yer alıyor. Ama film soykırım üzerine bir film değil. Politikacı olmadığımdan filmimde politika yapmadım. Tarihi travmatik ve ele alınmamış olaylara bağlı olarak bir öykü anlatıyorum. The Cut filminde kimin iyi, kimin kötü olduğu net olarak belli değil. Örneğin filmin kahramanı Nazaret, kurbanken suçlu duruma düşerek iyi kalpli bir Türk sayesinde hayatını kurtarabiliyor.

 

The Cut
Mardin, 1915: Bir gece jandarma tüm Ermeni erkekleri toplar. Genç demirci Nazaret Manoogian da ailesinden ayrılır. Soykırımdan kurtulmasından yıllar sonra ikiz kızlarının yaşamakta olduğunu öğrenir. Onları bulmak için Mezopotamya’nın çöllerinden Küba’ya, oradan da ABD’ye gider. Yolculuğu sırasında çok değişik insanlarla karşılaşır. Kimisi melek kılığında şeytan, kimisi şeytan kılığında melek olan birçok insanla…


Fatih Akın’a Douglas-Sirk Ödülü
Hamburg Film Festivali kapsamında verilen Douglas-Sirk Ödülü, bu kez Fatih Akın’a verildi. Hamburg Eyaleti Kültür Bakanı Barbara Kissler, ödülü takdim ederken, Akın’ın Hamburg şehrinin kültür ve film yaşamına büyük katkı sunduğunu belirtti. Fatih Akın, NSU cinayetleri üzerine film çekeceği iddialarına ise ’sürpriz olsun‘ cevabını verdi.

(Filmin basın dosyasından derleyen Semra Çelik)