Kürtlere karşı savaşa son verilsin

Sevim Dağdelen

Türk ordusu, 18 Ekim tarihinde Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan PKK mevzisi olduğu iddia edilen bölgelere hava saldırıları başlattı. Erdoğan rejimi aynı zamanda kuş uçurtmadığı Suriye sınırındaki önlemleri daha da genişletti. Buna bağlı olarak, Türkiye Suriye’nin kuzey bölgesine yönelik boykotu hayata geçirdiği için, İslam Devleti adındaki terör milisinin kuşatması altında bulunan Kobane (Ayn el Arap) şehrindeki Kürt savunma güçlerine su ve gıda malzemesi bile götürülemiyor. Ancak sınır IŞİD savaşçıları için hala geçilebilir durumda. Onların Türk hastanelerinde tedavisi sürüyor. Kürt Özsavunma Birlikleri’nin komutanları, IŞİD’in kendi mevzilerine yönelik saldırılarını geçmişte olduğu gibi Türkiye topraklarından saldırı gerçekleştirebileceğinden kaygı duyuyor.
Erdoğan kararını açık ve net bir şekilde verdi: Radikal-İslamcı terör örgütlerinin yardımıyla Suriye’de bir rejim değişikliği gerçekleştirebileceğine güvenmeye devam ediyor. Suriye’nin kuzeyindeki özyönetim bölgelerini ortadan kaldırmak istiyor. Türk tankları, Türkiye-Suriye sınırında, IŞİD’in askeri zafere ulaşmasını bekliyor. Hemen ardından Türkiye, Suriye toprakları üzerinde bir güvenlik bölgesi tesis etme hesabı yapıyor. Bu planlara göre güvenlik bölgesi, Esad rejimini devirmek için harekete geçildiğinde yığınak bölgesi olacak. Kürtler bölgenin askeri müdahaleyle işgal edilmesine karşı çıkıyor. Çünkü bu durumda bölgedeki Kürt özyönetim bölgelerinin Birleşmiş Milletler eliyle dağıtılması söz konusu olacak ve böylece Türkiye’nin bu yöndeki planları meşrulaşacaktır. Buna rağmen başkalarının değil de Yeşiller’in, BM tarafından kararlaştırılmış bir askeri müdahaleyle Irak ve Suriye’nin Federal Alman ordusunun da katılımıyla işgal edilmesini savunması, herhalde tesadüfün ötesinde bir durum olmalı.
Erdoğan Kürtlerle sürdürdüğü barış sürecini bu planlarına kurban etti. Cumhurbaşkanı olarak yerini sağlamlaştırmasının ardından, artık gözetmesi gereken hiçbir şeyin kalmadığını düşünüyor. Kobane’ye karşı uygulanan boykota karşı sokaklara dökülen göstericiler, polisler tarafından vahşice dövülüyor ve hatta birçoğu öldürülüyor. Ölenlerin sayısı 40’ı aştı. Göstericilere saldıranlar arasında, bir NATO örgütlenmesi olan “stay behind” adındaki gizli kontra örgütüne yakınlığıyla bilinen ve bugün Türkiye’nin güneydoğusunda IŞİD karşıtlarına karşı hareket eden Hizbullah benzeri gruplar da bulunuyor.
Almanya’da koalisyon ortaklarının saflarından bazı tanınmamış siyasetçiler, tek tük de olsa Erdoğan’ın izlediği çizgiye karşı eleştirel açıklama yaptılar. Alman halkının sakinleştirilmesini amaçladığı görülen bu açıklamalara rağmen Federal Hükümet Erdoğan’ın çizgisine destek veriyor. Patriot füzeleriyle Erdoğan rejimini Suriye’ye karşı korumak üzere Federal Ordu askerlerini Türkiye’ye göndermeye devam eden Alman Hükümeti, bu desteğini kayıtsız-şartsız sürdüreceğinin işaretlerini veriyor. Kobane’ye bir tek sargı bezi bile gönderilmedi ve Türkiye’nin boykotuna katıldığını gösterdi. PKK’yi Almanya’da terör örgütleri listesinde tutmaya devam ederken, lütfedip IŞİD’i Almanya’da yasaklama kararı almak için 12 Eylül 2014’e kadar bekledi. Sonuç olarak, Erdoğan’ın Suriye’deki teröre destek vermesini, AB katılım müzakerelerini yoğunlaştırarak ödüllendirdi. Burada özellikle, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı SPD’li Roth’un oynadığı rol göze çarpıyordu.
Bugün kim Suriye’deki insanların kaderiyle yakından ilgilenmek istiyorsa, Federal Hükümete, Erdoğan’la sürdürdüğü vahşi ittifakı terk etmesi ve en azından Kobene’ye yönelik boykottan vazgeçmesi için baskı yapmalıdır. Ama aynı zamanda Suriye’de rejim değişikliği için katliamlardan bile çekinmeyen silahlı muhalefet güçlerine Federal Hükümetin sunduğu destek de göz ardı edilmemelidir. Suriye’ye şeriat sistemini getirmek isteyen sözde ılımlı isyancıların Suudi Arabistan ve Türkiye’de eğitilmesi, NATO’ya ve körfez ülkelerindeki diktatörlüklere sadık yeni bir Frankenstein canavarının yaratılması sonucunu doğuracaktır. Federal Hükümet, bugüne kadar bu kişilerin Ermenilere, Alevilere, Ezidilere, Suriyeli Ortodoks Hıristiyanlara veya seküler Sünnilere ve Kürtlere karşı gerçekleştirdiği katliamlar karşısında ısrarla sessiz kalmayı yeğledi ve bazı işgali altında bulunan bölgelerdeki muhaliflere sunduğu desteğini, Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte yönettiği fonlar aracılığıyla yoğunlaştırdı. Bu utanç verici politikaya artık bir son verilmelidir. Kim Kürtlere yardımcı olmak istiyorsa, en azından onlara Türkiye’de zulmedenlere ve IŞİD’in taşeronlarına silah vermeye son vermelidir.
* Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili