Kobane’nin kardeş kenti Stalingrad

Yunanlı filozof Heraklitos’un dediği gibi, „aynı nehirde iki kez yıkanılmaz“, ama tarihte kimi olaylar vardır ki, taşıdıkları ortak özellikler gereği birbirini çağrıştırırlar.

Günlerdir insanlık dışı bir kuşatma altında olan Kobane de, ister istemez bundan 73 yıl önce yaşanan Stalingrag Kuşatması’nı çağrıştırdı birçoğumuza.

Her ne kadar boyutları, nedenleri, sonuçları bakımından farklılık ve özgünlükleri olsa da, hem Stalingrad hem de Kobane, maruz kaldıkları insanlık dışı saldırılar; ve düşman ne kadar güçlü olursa olsun haklı bir dava uğruna direnen halkların mutlaka kazanacaklarını gösteren örnekler olma bakımından ve haklı olarak, birbirini çağrıştıran iki kahramanlık öyküsü olarak karşımızda durmakta.

Biz de bu hafta, gerici barbarlığa ve emperyalist oyunlara rağmen Kobane’de, kahramanlık destanının yazılmaya devam ettiği bugünlerde, dünyanın en önemli direniş destanlarından biri olarak tarihe geçen Stalingrad’ı biraz daha yakından hatırlayalım istedik.

BÜYÜYEN BİR KARA LEKE, FAŞİZM

Dünya 1 Eylül 1939 sabahına bir başka uyandı. Çünkü o sabah takvimler, dünyanın en kanlı savaşının başladığı günü gösteriyordu. Savaş, dünyayı egemenlikleri altına almak isteyen devletlerin çıkar çatışmasının bir sonucu olarak başladı ve tarihe Hitler faşizmi gibi kara bir leke bıraktı.

6 yıl süren 2. Dünya Savaşı’nın ilk yılları, bu kara lekenin Avrupa ve Asya’da her geçen gün genişlediği yıllar oldu. Önce komşu ülkeleri işgal eden Nazi ordusu, girdiği her cepheden zaferle çıkıyor, İngiltere, Fransa gibi güçlü devletleri de dize getirerek dünyanın emperyalist patronluğuna doğru hızla yol alıyordu. Ta ki, adını Stalin’den alan küçük Sovyet kenti Stalingrad’ta Sovyet halkı ve ordusunun ördüğü direniş duvarına çarpana kadar…

Emperyalist politikalardan beslenerek Ortadoğu’nun başına bela olan IŞİD’in, Kobane’de çarptığı duvar gibi yani…

MAZLUMLAR ZAFERE, ZALİMLER YENİLGİYE MAHKUMDURLAR!

İşçilerin iktidarda olduğu bir devleti yok etmek, Hitler faşizmini yaratan Alman sermayesinin önde gelen hedeflerinden biriydi. Ve Haziran 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı cephe açtığında, Hitler faşizmi, en güçlü dönemlerini yaşamaktaydı. Sovyet topraklarında adım adım ilerleyen Nazi orduları önce Kiev’i alırlar, Leningrad’ı kuşatarak başkent Moskova’ya yönelirler.

Sovyet topraklarındaki Nazi işgali üzerinden bir yıl geçer. Hitler faşizmi’nin Doğu cephesindeki planlarının başında Kafkasya petrollerine giden güzergahı açmak ve Karadeniz’e hakim olmak vardır. Bu nedenle Ukrayna’nın doğusu ile Gürcistan’ın kuzeyinde kalan Volga nehri kıyısına kurulu, küçük ama stratejik Stalingrad’ın ele geçirilmesi önem taşımaktadır. Kentin, Stalin’in adını taşıyor olması ise sembolik bir değer taşımaktadır.

Nazi ordularının hesabınca, kolay bir lokma olacaktır Stalingrad. “Mavi Operasyon” adı verilen harekat planı çerçevesinde, tarihler 23 Ağustos 1942’yi gösterdiğinde dehşetli bir bombardımanla Nazi saldırısı başlar. Bu ilk saldırı dalgası nedeniyle, o tarihlerde 850 bin kişinin yaşadığı kentin yaklaşık yüzde 80’i tahrip olur, onbinlerce insan yaşamını yitirir. Stalingrad’ı savunan asker ve sivil halk, bir kaç düşmanla birden savaşmaktadır: Naziler, soğuk ve Nazi’lere yardım eden anti-komünistler… Bu tabloya bakan Naziler, Stalingrad’ın düşmesinin an meselesi olduğu düşüncesine kapılırlar.

„Zaten Kobane de, düştü düşecek“ sözlerinin edildiği bugünkü gibi yani!

Naziler ve onlara yardım eden Romanyalı, Ukraynalı işbirlikçi güçler, kenti dört bir yandan kuşatmış, insanları aç susuz bırakmış, tank ve topçu birlikleriyle ölüm kusmaktadır… kentte artık bombalanacak bina kalmamıştır. Ama Kızılordu’nun ve halkın direnme azmini, kurtuluş ümidini, sosyalizme sevgilerini yok edememişlerdir. Haftalar haftaları izlemiş, Stalingrad, sivili askeriyle sımsıkı bir direniş yumağı olmuştur…

Kobane’de varını yoğunu ortaya koyan Kürt halkının direnişi gibi yani…

KUŞATANLARIN KUŞATILMASI VE SAVAŞIN KADERİ

Savaş o hale gelir ki, artık ayakta kalan her bina bir mevzidir. Sokak sokak, ev ev direniş sürmektedir. Stalin yönetimindeki Kızılordu kurmayı, kent halkının kurtarılması ve Nazi kuşatmasının yarılması için “Uranüs Harekatı” adıyla bir plan hazırlar. Ki bu plan, sadece kentin değil 2. Dünya Savaşı’nın kaderini de etkileyecektir.

Tarihler Ekim ayının son günlerini göstermektedir. Büyük bir hazırlık yapan Kızılordu, Stalingrad’ı kuşatma altına Nazi ordularını çembere almaya başlar. Bugünlerde bir radyo konuşması yapan Hitler, Stalingrad’ı neredeyse aldıklarını ilan etmekte, bir kaç küçük işin kaldığını söylemektedir. Kasım ayı ortalarında, Kızılordu’nun işgalci Naziler üzerindeki baskısı giderek artmış, Naziler, Volga nehri ile Kızılordu arasında sıkışıp kalmışlardır. 20 Kasım günü ise, Kızılordu bu kez Güney’den bir harekat başlatır ve kenti kuşatan Naziler tam bir kuşatma altında kalır.

İşte tam bu tarihte, Sovyet önderi Stalin ünlü Yurt Konuşması’nın yaparak halka ve askerlere büyük moral verir.

Kızılordu’nun yaklaşık 1 milyon askerle yürüttüğü “Uranüs Harekatı” nedeniyle büyük yıkım yaşayan Nazi ordusuna havadan ve karadan yapılmak istenen destekler de başarılı olmaz. Bölgedeki komutanlar Hitler’e haber yollar ve eğer geri çekilmezlerse, bütün ordunun imha olacağını bildirirler. Ancak Hitler, bunu kabul etmez ve mutlaka yardım geleceğini söyleyerek, ordunun Volga’yı terketmemesini emreder. Gönderdikleri yardımlardan sonuç alamayınca, Hitler Doğu Cephesi Komuta Merkezi’ne gelerek harekatı bizzat yönetmek ister. Oluşturulan yeni ordu da Stalingrad’a yanaştırılmaz ve geri çekilmek zorunda kalır.

Tarihler 8 Ocak’ı gösterdiğinde Kızılordu, Alman askerlerine teslim ol çağrısı yapar. Teslim olanlar savaş hukukuna göre esir edilecek, yoksa imha edileceklerdir. Hitler bu koşulları kesin bir dille reddederek askerleri adeta ölüme yollar.

Ocak ayı sonuna gelindiğinde Alman ordusu erimiş, savunma gücü tümden kırılmıştır. Alman subaylar birbiri ardına uçaklarla kaçmaya çalışmaktadır ve tıka basa dolan son uçak, birçok askerin tekerleğine, kapısına, kuyruğuna asılması yüzünden havalanmaya çalışırken yere çakılıp parçalanır…

2 Şubat günü kent semalarında uçan bir Alman keşif uçağının telsiz anonsunda şu sözler duyulur: ‚Kentte hiçbir savaş belirtisi yoktur‘!

Nazilerin Stalingrad’ı kuşatan 235 bin kişilik 6. Ordu’sundan, Kızılordu’ya teslim olan asker sayısı 95 bin olarak kayıtlara geçer. Romanya, İtalya, Macaristan ordusuyla beraber işgalci güçlerin Stalingrad kuşatmasındaki toplam kaybı ise 800 bin olur. Haksız ve insanlık dışı bir kuşatmaya maruz kalan Sovyet halkı ve askerleri Hitler faşizmini ülkeden kovmuş ve büyük bir kahramanlık sergilemişlerdir ancak ‚Stalingrad savunması’nın faturası onlar için ağır olmuştur: 1 milyon 100 bin Kızılordu askeri yaşamını yitirmiş; 850 bin nüfuslu kentten geriye sadece bin kişi kalmıştır!

Stalingrad’ta büyük bedeller pahasına anayurdunu ve sosyalizmi savunan Sovyet halkı, savaşın seyrinin değişmesinde önemli rol oynar ve 8 Mayıs 1945’te başkent Berlin’i ele geçirerek insanlığın başına bela olan Hitler faşizmine tarihin çöplüğüne atar.  2. Dünya Savaşı, dünyayı yönetmek ve sömürmek isteyen emperyalistlerin insanlığa yıkım ve vahşetten öte bir şey getirmeyeceğini dramatik bir biçimde gözler önüne serdi. Ne var ki, bu tecrübenin ağır faturasına rağmen, önünde IŞİD arkasında emperyalistlerin olduğu gericilik bugün Ortadoğu’da insanlığa, insanca yaşamak isteyen halklara bedeller ödetmeye devam ediyor.

Elbette tekerrür eden sadece insanlık düşmanlarının saldırganlığı olmuyor; dün Stalingrad’ta olduğu gibi, bugün de Kobane şahsında insanlığın, ezilen halkların direniş destanı da devam edegeliyor.

Ve bu destanın bir cümlelik özeti şudur ki; zalimler güçlü olsa da, halkın karşısında yenilmeye mahkumdurlar.

TONGUÇ KARAHAN