Karartılan ay ışığıydı Mehtap

mehtap kassel

7 Ekim 2014, Salı günü saat 7’de kızını öpüp, çantasına bir tane de elma atıp çıkmıştı evden. Ve o çıkışın geriye dönüşü olmayacağını nereden bilebilirdi ki?

Almanya’da doğmuş, burada meslek öğrenimini yapmış ve 16’sında kuzeniyle evlendirilip  „gelin“ olmuştu Mehtap.

Başarıyla bitirdiği meslek eğitiminden sonra büyük hayalleri vardı.  Sonra anne de olmuştu, her şeyden çok sevdiği biricik kızının üzerine titriyordu; bunu yaparken yapayalnızdı.

Kassel Büyükşehir Belediyesinin yabancılar dairesinde çalışmaya başlamış, birkaç yıl sonra da haftada bir gün dairenin üniversitedeki bürosunda göçmen kökenli öğrencilerin oturum işlemlerini yapmaya başlamıştı. Yerel basında „uyum sağlamış örnek bir göçmen“ olarak  kameraya gülümseyecekti. Almanya’da yetişmiş, resmi dairede çalışan modern bir kadın. Almanca sorunu olanlar ona gönderiliyordu dairesinde.

İş yeri işçi temsilciliği seçimlerinde sendikasının tek adayıydı. „Vertrauensfrau“ idi artık. ‚Öğrenmek için seçildim‘, diyordu. Kamu emekçilerinin grevinde elinde sendikasının bayrağıyla yürüyordu.

Evden son çıktığı gün 40 yaşındaydı Mehtap Savaşçı. 50 dakika sonra işyerinden bir arkadaşının telesekreterine „Doktora gidiyorum, hastayım…“ diye not düşen sesini tanıyamamışlardı arkadaşları.  Kızının cep telefonuna gelen mesajını da kızı tanıyamamıştı.

‚ALMAN AKLI‘!

Ekimin 7’sinde evden çıkan Mehtap kaybolmuştu, her yerde aranıyordu. Cep telefonunun son sinyalinin alındığı bölgede yüzlerce polis, günlerce ormanı didik didik arıyordu.

Sosyal medyada kurulan gruplar, 2000 e yakın üyeleriyle iz sürüyor, tartışıyor, gece gündüz Mehtap’ı arıyorlardı. İki abisinden 10 yaş büyük olanı bir hafta sonra tutuklandı. O günden bu yana susma hakkını kullanıyor. Küçük abisi haftalarca sosyal medyadan „ben doktorum, kardeşimi tanıyorum, o yaşıyor, yurt dışında arayın… Bulduğunuz izleri polise değil bana bildirin…“ demekten yorulmadı. Sürekli polisin arama çabalarını eleştirdi, yanlış izlerden söz etti. Abisinin tutuklanma nedenini soranlara ise kısaca yanıt verdi: „Alman aklı!“

„Kaybolan!“ kardeşinin adını  „Mehtap TV“nin amblemiyle yazdı, doktor abisi. Gece gündüz yol gösterici, olayları analiz eden yaklaşımıyla bir sosyal medya grubu üyesine doktor abi! „Bu iş için para alıp almadığını“ soruyordu.

Abisinin katil zanlısı olarak tutuklanmasından günler sonra, 7 Kasım günü Mehtap „bulundu“. Abisinin kızı ve damadına ait Wiesbaden’deki bir bahçede gömülmüş olarak. Mehtap’ın evinin önünde de görülen araba, 10 yaş büyük abisinin çalıştığı firmadan iki günlüğüne kiralanmıştı.  Ve 7 Ekim günü özel olarak kimyasal maddelerle de temizlenmiş olmasına rağmen arabada kardeşinin DNA izleri bulunmuştu. Abinin firma cep telefonunun aynı gün bahçe civarında 6 saat boyunca kullanıldığı tespit edilmişti. Yani zorla kaçırıldığı „aynı“ gün karartılmıştı ay ışığı.

‚İSYANDAYIZ‘

Mehtap Savaşçı ölü bulundu

Göçmen Kadınlar Birliği adına yapılan açıklamada, „İsyandayız. Kadınların ölüm haberlerini işitmeye sabrımız kalmadı. Kadını burjuva-feodal ailenin, gelenek ve göreneğin kıskacına hapseden, köleleştiren her türlü anlayış ve akımla hesaplaşma kararlılığı içindeyiz.
Kadına yönelik şiddetin her türlüsü insan hakları ihlalidir. Kadınların bedensel bütünlüklerini koruyan bir yaşam sürmeye hakları vardır ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında bunun olanakları sağlanmalıdır.” denildi. Bu açıklama sosyal medyada bir bomba gibi patladı. Bir insanın yaşama hakkına yapılan bu iğrenç saldırı ve ortaçağ zihniyetinin „yanı başlarında olması“ kadınları önce tedirgin etti, sonra isyan ettirdi.

Ahlakınız batsın!

Sabah Avrupa’nın, Mehtap Savaşçı’nın belediyede çalışma arkadaşları tarafından 10 Kasım günü düzenlenen törenle ilgili olarak yaptığı haber, cinsiyetçi ve kadın düşmanı bir içerik taşıyor. Herhangi bir kaynağa dayanmadan söylentiler üzerinden yapılan haberde, Mehtap Savaşçı’nın özel yaşamıyla ilgili ayrıntılara yer veriliyor. Abisinin, kızkardeşinin yaşam tarzıyla ilgili itirazlarına dayanak oluşturmaya çalışılan haberin satır aralarında „hak etmiş“ çağrısı gizleniyor.

Sabah Avrupa yaptığı bu sorumsuz haberle azmettiriyor, kadın cinayetlerini meşru gören ataerkil zihniyetin ekmeğine yağ sürüyor.

Hiç bir gerekçe, hiç bir kural, hiç bir gelenek bir kadının öldürülmesini haklı çıkarmaz. İnsanların yaşamlarıyla ilgili kararları kendilerinin vermelerine tahammülsüzlüğü de.

Medyada kadın cinayetlerinin genel olarak ele alınış tarzı, kadın yerine ailenin kutsallığını öne çıkaran anlayışı, kadınların yaşamlarına en büyük saldırılardan biridir. Sabah Avrupa da sözkonusu haberiyle tam da bunu yapıyor. Ataerkil zihniyetin, zorbalığın toplumun gözünde meşru kılınmasına, içselleştirilmesine ve kadınların ölümlerine yol açan ataerkinin yeniden üretilmesine hizmet ediyor.

Bilinsin ki kadınların hayatlarına karışan, bedenleriyle, yaşamlarıyla ilgili kararları kendilerinin vermesi durumunda, dedikodunun, şiddetin ve cinayetlerin çarklarını işleten uygulamalara ve bunu meşru gösteren medyaya karşı mücadele ediyoruz. Bilinsin ki Mehtap Savaşçı’yı her türden gerici zihniyete karşı verdiğimiz mücadelede yaşatacağız.

ÇİÇEKLERLE BEZENEN MEHTAP UĞURLANDI

13 Kasım günü, iki gün önce ilk kez annesiz doğum gününü „kutlayan“ kızının tabutuna sarılarak ağlamasıyla ağladı kadınlar. Kassel Göçmen Kadınlar Birliğinin, Türk Kadınlar Birliğinin, Belediye ve iş yeri temsilciliğinin, arkadaşlarının çelenkleri ve Mehtap’ın en sevdiği mor çiçekler ve yüzlerce öfkeli kadın bakışının arasında toprağa verildi Mehtap.

Kendi yaşamlarını, çektikleri acıları, yedikleri dayakları, aşağılanmışlığı, horlanmışlığı gören kadınlar isyandaydılar. Bir çok kadın „başsağlığı“ dileklerini kabul etmek için bekleyen „aile“ üyelerinden sadece Mehtap’ın canı kızına sarılıp, ona başsağlığı dileyerek gösterdiler.

O şimdilik Müslüman mezarlığının yeni bölümünün tek konuğu. Tepeden şehre bakıyor hüzünle, ama kızının artık yüzlerce binlerce arkadaşı olmasına sevinerek.

Cinayet masası ekipleri cinayetin ayrıntılarını açıklayacaklar daha.

Ceza? Kadınların gözünde katil ya da katiller ve onların azmettiricileri için verilecek hiç bir ceza onların yaşam hakkının karşılığı olamaz.

Kadınlar bir kez daha gördüler ki, gericiliğe, yobazlığa verilecek tek yanıt örgütlü olmaktan geçiyor.

„Pişman değilim yaşadıklarımdan, öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.!“

Nazım Hikmet’in bu sözleri Mehtap‘ın son Twitti idi.

Kadınlar şimdi 25 Kasımda „Kadına Yönelik Şiddete karşı Uluslararası Dayanışma ve mücadele günü“ne Mehtap’la birlikte hazırlanıyorlar.

 

(Kassel’den arkadaşları)