Berlin Duvarı, Dünya ve Almanya

 

Tarihte iki önemli dönemeci ifade eden Ekim Devrimi ile Berlin Duvarı’nın yıkılışı, sadece siyasal bağlantılar bakımından değil aynı zamanda takvim yapraklarında da birbirine çok yakın. Biri miladi takvime göre 7 Kasım’ı, diğeri 9 Kasım’ı işaret ediyor.

Bu iki gün için yapılan değerlendirmeler de haliyle birbiriyle bağlantılı. Birisi baskısız, sömürüsüz bir dünyanın başlangıcı. Diğeri başlangıçtaki özlemlerin, planların, hedeflerin, dileklerin sonu olarak tanımlanıyor, görülüyor gününüz dünyasında. Gelişmelere kabaca bakan bir insan açısından Ekim Devrimi’yle atılan yeni dünya temellerinin “çürük” olduğu Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla kendisini gösterdiği algısı hakim.

Hal böyle olunca kapitalist dünya için Berlin Duvarı’nın yıkılışının anlamı tahmin edilenden de fazla. Bu nedenle, Berlin’de duvarın çeyrek yüzyıl önce yıkılması, önceki yıllara göre daha şatafatlı, tantanalı oldu. Eskiden Berlin Duvarı’nın üzerinden geçtiği hattın üzerine bu kez ışıklı balonlar yerleştirildi. Saatler, 25 yıl önce Berlin Duvarı’na kazmaların vurulmaya başladığı anı gösterince, balonlar teker teker havaya uçuruldu.

Başbakan Angela Merkel, duvarın yıkılması dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Berlin Duvarı olayı dünyadaki krizler ve çatışmalar için bir umuttu” diyerek, beklentilerini özetledi.

Ne var ki, Berlin Duvarı’nın yıkılmasını izleyen dönem, dünyanın durumunun daha da kötüleşmesine sahne oldu.

Berlin Duvarı’nın yıkılışını büyük kurtuluş olarak propaganda edenler, genellikle 1917 ile 1989 arasında neler olup bittiğiyle pek ilgilenmiyor ya da ilgilenmek istenmiyor. Başlangıçla “sonuç” arasındaki ilişkiyi, bu 72 yıl içinde neler olup bittiği özetliyor.

SICAK SAVAŞ – SOĞUK SAVAŞ

1917-1989 yılları arasında her şeyden önce, Almanya’dan başlayarak yükselen faşizm neredeyse bütün kıta Avrupa’sına egemen olacak şekilde büyüdü, ancak Ekim Devrimi’ni gerçekleştirenler, sonunda 8 Mayıs 1945’te Berlin’deki Reichtag’ın tepesine kızıl bayrağı dikerek tarihi zaferlerini ilan ettiler.

Böylece, sosyalizmin Avrupa ve bütün dünyada yayılmaya başladığı bir dönemin kapıları açılmış oldu. Avvrupa’daki antifaşist direnişler, birçok ülkede halk demokrasileri ve sosyalist iktidarların kurulmasına yol açtı. Doğu Almanya da bunlardan biriydi: Sovyetler Birliği ile birlikte sömürüye, sınıf eşitsizliğine karşı başka bir dünya; emekten, emekçilerden yana bir dünya kurma çabası verildi. Ancak 1960’larla birlikte, Sovyetlerde yaşanan politik kırılma ile birlikte, Avrupa’daki sosyalist blok içinde yer alan bu ülkelerde de, sosyalist inşa sekteye uğrayarak, bir yabancılaşma yaşandı ve kapitalizmin yeniden egemen hale geldiği bir süreç yaşandı. Sosyalist ülkelerdeki bu yabancılaşma, ilerleyen yıllar içinde, bir yandan kapitalizmle rekabet ve kamplaşma bir yandan da kapitalizmle daha açıktan entegrasyon biçiminde devam etti.

Yani, duvarın inşası da, yıkılması da bu yabancılaşmanın ve sosyalizmden dönüşün bir sonucu oldu. Bu ülkelerdeki iktidarların, halka ve sosyalizme yabancılaşma süreçleri sonunda siyasi iflasla sonuçlandı.

Faşizme karşı zaferin ilan edildiği Berlin ne yazık ki, 9 Kasım 1989’da bu kez kapitalizmin sosyalizm karşısında sürdürdüğü “soğuk savaşı” kazandığı yer oldu.

SSCB’de Michail Gorbaçov’un başlattığı Glasnost (Açıklık) ve Perestroyka (Yeniden Yapılanma) politikaları sonunda bütün Doğu Avrupa ülkelerinde domino taşları gibi zincirleme Batı kapitalizmiyle birleşme sürecini başlattı.

Bu sürecin doruk noktası elbette 9 Kasım 1989 gecesi Berlin Duvarı’nın yıkılmasıydı.

Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) tarafından, 13 Mayıs 1961’de inşa edilen 160 kilometre uzunluğundaki duvar, ilk andan itibaren, kapitalizm ile sosyalizm arasında süren bütün çatışmanın gelip dayandığı bir sembol haline getirildi.

Bu nedenle Berlin Duvarı’nın yıkıldığı tarih de, bir dönüm noktası olarak propaganda edildi. Bu çerçevede kapitalist dünya, her yıl 9 Kasım’da Berlin’de düzenlenen toplantılarda “zaferi”ni bir kez daha kutlarken sosyalizme, sola, geçmişin bütün olumlu değerlerine karşı öfkelerini bir kez daha kusarlar.

Halbuki, aynı gün, 9 Kasım 1938’de Hitler faşizmi tarafından Yahudilerin işyerlerini, sinagoglarını yakıp yıktığı gündür.

DUVARIN ÜSTÜNDEKİLER VE ALTINDAKİLER

Peki Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla elde “zafer”den geriye kalan nedir? Önce Doğu Almanya’da duvarın yıkılmasına umut bağlamış yığınlara bakacak olursak…

Eskiden işsizlik ve yoksulluk nedir bilmeyen DDR vatandaşları, Federal Almanya’da bunların hepsiyle tanıştılar. İşsizlik ve yoksulluk oranı yüzde 20 sınırında kadar dayandı.

Bu nedenle Berlin Duvarı’nın yıkmayı bir kurtuluş gibi görenler, kısa süre sonra kapitalizmin gerçek yüzünü tanıdılar, ancak farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmişti.

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının üzerinden 25, iki Almanya’nın resmi birleşmesinin üzerinden 24 yıl geçti. Ancak ‘birleşme’nin sancıları hala sürmekte… Duvarın yıkılışının 20. yılında yapılan bir araştırmada, eski Doğu Almanya’daki vatandaşların sadece yüzde 25’i kendisini “Gerçekten Federal Almanya vatandaşı” görüyordu. Yine bu araştırmaya katılanların yüzde 59’u DDR’i geri istiyor; her dört kişiden biri, iki Almanya’nın birleşmesinden kendisinin zararlı çıktığını düşünüyordu. Araştırmanın ortaya koyduğu tablonun bugün de fazla bir değişime uğramadan sürdüğünü söyleyebiliriz.

Özetle, kapitalist Federal Almanya onlara vaat ettiklerinin hiç birisini vermedi, veremezdi de…

Batı Almanyalı tekeller ise Berlin Duvarı’nın doğusundaki bütün tekelleri kelepir fiyatına aldılar ve asıl olarak onlar bu süreçten karlı çıktılar.

Bu nedenle 25. yıldan geriye dönüp baktığımızda, Batı ile birleşme adına duvarı yıkıp geçen geniş emekçi kitleler daha sonra duvarın altında kalırken, sermaye ve onun temsilcileri hâlen Berlin Duvarı’nın üzerinde tepinerek sevinç gösterileri yapıyorlar.

Nasıl yapmasınlar ki…

İki sistem arasındaki çatışmanın gelip dayandığı, bu nedenle de tarihin yükünü üzerinde taşıyan Berlin Duvarı, inşa edildiği 13 Mayıs 1961’den itibaren taştan bir duvar olmaktan çıkmış, büyük anlamlar ve misyonlar üstlenen bir sembol haline gelmişti. Bu nedenle sermaye temsilciler ve sosyalizm düşmanlarının duvar üzerinde tepinmeye devam etmeleri boşuna değil.

Ne var ki, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana köprünün altında nice sular aktı. Öldü dedikleri işçi sınıfı yaşamaya devam ediyor ve yaşam koşulları her geçen gün daha  da kötüleşiyor. Buna karşı mücadele isteği de gün geçtikçe artıyor.

Aslında, Berlin Duvarı’nın yıkılışının kutlandığı gün, makinistlerin ilan ettiği beş günlük grevin kendisi bile yanıt için yeterli.

YÜCEL ÖZDEMİR 

 

Dünyanın hali yaman…

Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla birlikte “Soğuk Savaş”ın bittiğini ilan edenler, şimdilerde “Soğuk Savaş”ın geri döndüğünden bahsediyor. Özellikle Rusya ile NATO üyesi ülkeler arasında süren gerilim, dünyanın hızla çatışmalı bir sürece gittiğini gösteriyor. En önemlisi de Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla birlikte Batılı kapitalist devletler dünyayı kan gölüne çevirdiler. Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar pek çok bölgede, eski SSCB’nin müttefiki olan ülkeleri ele geçirmek için başlattığı savaşlar, işgaller milyonlarca insanın canına mal oldu. Bu nedenle Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla genel olarak dünyada savaşları, çatışmaları ve silah satışlarını artırmıştır. Berlin Duvarı’nın 25. yılında Ukrayna, Suriye, Irak, Afganistan, Libya… gibi ülkelerde yaşanan geçilmeler dünyanın öncesine göre çok daha kanlı olduğunu göstermeye yetiyor da artıyor…