Daha büyük bir savaşa mı gidiliyor?

Rusya Devlet Başkanı Putin’in Avustralya’da yapılan G-20 toplantısını, “yolum uzun” diyerek, ve sonuç bildirgesinin açıklanmasını beklemeksizin terk etmesi, uzun süredir devam eden ve giderek yoğunlaşan emperyalistler arası pazar ve etki alanları kavgasının geldiği düzeye işaret eden yeni bir gelişme oldu. Toplantıda ABD ve İngiltere adına konuşan Obama ve Cameron, Putin’in yüzüne karşı, tahrik edici tehditleri sıralar ve  Kanada başbakanı onların sırtını sıvazlarken, Putin, yanıtını pratik tutumuyla vermiş oldu.

Alman-Rus ilişkilerinin “özgüllüğü”ne sığınan Merkel ise, onlar kadar açıktan davranmadıysa da, ülkesine dönerken benzer tehditleri o da sıralamaktan geri durmadı. Sadece daha ihtiyatlıydı. Gerekçe Ukrayna’nın “işgali“; ya da Kırım ve Doğu Ukrayna’daki bazı bölgelerin Ukrayna’dan ayrılmasına Rusya ve Putin’in ‘ilhakçı’ yaklaşımıydı. Söylemlerinin ortak noktasını, “Putin geri adım atmaz ise, Rusya’ya uygulanan petrol, bankacılık ve Rus şirketlerine uygulanan yaptırımların daha da artırılacağı”  oluşturuyordu. Bu tehdit dolu açıklamalara, Alman kanalı ARD’ye konuşan Putin ise, “Biz bu tepkinin kesinlikle normal olmadığını düşünüyoruz. Rusya’nın uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiğine dair eleştiriler duyunca biz de şaşkınlıktan başka hiçbir duygu uyanmıyor”  diye, biraz da alaysı bir tutumla yanıt verdi. “Önümüzde parlak ve taze bir örnek var, Kosova örneği” diyen Putin’e göre, kendi tutumları “uluslararası pratik ve bu pratiğin uluslararası yargı sistemiyle anlatılması olmak üzere tüm kurallara uygun”du! Kırım’da Kosova’da yapılanlardan farklı hiçbir şey yapılmamıştı ve Rusya “uluslararası hukuki kuralları ihlal etmemişti”! Rus Silahlı Kuvvetleri sadece “kan dökülmesine engel olmak ve insanların kendi özgür düşüncelerini ifade etmeleri için fırsat yaratma”ya çalışmışlardı, vb.

REKABET KIZIŞIRKEN, GERGİNLİKLER ARTIYOR

Obama ve Cameron tehditler savurdular ve Amerikan Forbes’in “dünyanın en güçlü lideri” olarak nitelediği Putin, Brisbane’yi erken terk etti. Bu tutumu, bir tehdit ile birlikte,“birleşmiş”(!) Batılı emperyalistler karşısındaki bir tür yalnızlığı da işaret ediyordu. Ama hepsi bu değil! Bütün emperyalist-kapitalist devletler silahlanmayı artırdılar. İçerde ve dışarıda militarist politika güç kazanıyor. “Her duruma hazır olma” gerekçesiyle savaş sanayiine daha fazla yatırım yapılıyor. Sadece ABD’nin harcaması 680 milyar dolar. Çin’in 188, Rusya’nın 88. Bunları Suudi gericiliği, İngiltere ve Fransa, İsrail, Almanya, Türkiye, Japonya izliyor.* Türk Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz,  Eylül 2014’te Galler’de yapılan “NATO Zirvesi”nde, Türkiye’nin de içinde bulunduğu üye ülkelere “savunma harcamalarınızı artırın ve bu harcamaların yüzde 20’sini silah yatırımına ayırın” talimatı verildiğini açıkladı. “Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Suriye, Libya ve Yemen’de yarın ne olacağını kimse bilmemektedir. Bu ülkelere başkalarını da eklemek mümkündür. Fırsatlar ve tehditlerin iç içe geçtiği bu süreçte, ….TSK’nin caydırıcı bir kuvvet yapısına sahip olması ve bunu idame ettirmesi her zamankinden daha önemli hale gelmiştir” diyen Yılmaz, silahlanmaya daha fazla kaynak ayrılmasını istedi. ABD, Irak’a 1500 yeni asker gönderdi. Savunma Bakanı Chuck Hagel ile birlikte Amerikan Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nde yaptığı konuşmada, ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Irak’ın, IŞİD’in kontrolünde olan bölgelerini geri alabilmesi için “ 80 bin yetenekli askere ihtiyaç olduğunu” açıkladı ve  işkenceci devlet ve örgütlerle işbirliği yapmaktan kaçınılmamasını savundu. Dempsey-ve Hagel-, mücadelenin  sadece “Irak’ı korumak amaçlı olmadığını, ancak şu an için önceliğin Irak’ta olduğunu” eklemeyi de unutmadılar. Azerbaycan bir Ermenistan savaş helikopterini düşürdü ve Ermenistan misilleme yapılacağını açıkladı. Türkiye, Suriye’yi “ata toprağı” na katma anlayışını sürdürüyor. İsrail saldırganlığını sürdürüyor, vb.
Emperyalistler arası ilişkilerin artan bu gerginleşmesi dünya pazar(lar)ının sömürülmesiyle doğrudan bağlıdır. Emperyalizm(tekelci kapitalizm) başka şeylerin yanısıra, tüm dünyada “her türlü rekabetin” safdışı edilmesi; rakiplerin etkisiz kılınması ekonomi politikasıdır. Batılı emperyalistlerin Rusya’ya karşı ve bir bölümünün kendi içlerinde ya da ABD-Çin, Çin-Japonya, Almanya-İngiltere vb çekişmelerinin hareket ettirici yasasını, “tam hakimiyet” hedefli bu rekabet oluşturuyor. Ambargolar, söz düelloları, güç gösterisi, tatbikatlar, sert açıklamalar, ititfaklar ya da bloklaşma girişimleri, tümü dünya pazarlarının yeniden ve yeniden paylaşımı kavgasının ürünü olup, buna yöneliktir.

İLHAK VE YAĞMA POLİTİKALARINI AKLAMA GİRİŞİMLERİ

Ne, “Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığını dünyaya tehdit olarak gördüklerini” söyleyen Obama’nın, ne onu, “Büyük bir ülke Avrupa’da kendinden küçük bir ülkeye zorbalık yapıyor” diye destekleyen D. Cameron’un, ne de  Putin ya da Merkel ve F. Hollande’ın emperyalist çıkarlardan başka ve insani bir amaçları bulunmuyor. Onların hepsi, dünya halkları açısından büyük tehdit oluşturan yağma politikalarını “barış, demokrasi, özgürlük”le gerekçelendirip, birbirlerine karşı güç gösterilerini “caydırıcılık”la gerekçelendiriyorlar. Ukrayna, emperyalistler için ilk kez “önemli” ilan edilmiyor. Ortadoğu, Asya, Afrika’da öyle! Hakimiyet ve yağma için, rakibi kendi alanına sıkıştırmak yetmiyor, onun alanına da hakim olmak gerekiyor. Balkanlar’da, Ortadoğu ve Afrika’da, Asya-Pasifik’te, Kafkasya ve Ukrayna’da, bazen de bütün bunların tümünde denk düşebilecek şekilde yaşanan gerginlik ve çatışmaların kaynağında, bu kapitalist pazar kavgası var. Tarihte örnekleri yaşandığı üzere daha kapsamlı-yaygın savaşlar bu rekabetin ürünü olarak gündeme gelmektedir. Bu bakımdan, aktüel durum, büyük savaşlar öncesi durumlarla benzerlikler gösteriyor. Ortada, hem dünya halklarına karşı büyüyen bir tehdit, hem de rakiplerinin belirli emperyalist politikaların ardına gizlenerek kendi hakimiyet ve yayılma politikalarını gizleme ikiyüzlülüğü var. Almanya dahil ve ivecen saldırgan ve işgalci Fransa ile birlikte Batılı yağmacıların hepsi Balkanlar’da, Ortadoğu ve Afrika’da izledikleri parçalama, birbirine vurdurma, müdahale ve hakim olma manevralarını arsızca gizleme çabasındalar. Söz “düelloları”, tehditler, şantaj ve rakibi kuşatma girişimleri, aynı amaca bağlıdır.

EMPERYALİZME VE YAĞMACI SAVAŞLARA KARŞI HALKLARIN BİRLEŞİK MÜCADELESİ

Yukarıdaki gelişmelere bakıp dünya ölçekli yeni bir büyük savaşın aktüel hale geldiği elbette söylenemez. Henüz böyle bir durum yoktur. Ancak, devam etmekte olan bölgesel vb. savaş ve  çatışmalarla birlikte birikimin bu yöndeki gelişmelere ivme kattığını da gerçektir. Ortadoğu’da sürmekte olan savaşa emperyalist müdahaleler ve bölge ülkeleri gericiliklerinin izledikleri politikalar, çatışmaların daha geniş alanlara yayılması potansiyelini artırmıştır. Gelişmiş ülkelerin ekonomik ihtiyaçları yönünden ortaya konan öncelikler, bağımlı ülkelere ve hammadde deposu olarak görülen alanlara yönelik saldırganlığın artacağına işaret ediyor. Dünya halklarının mücadelesinin aktüel düzeyi ise bu tür savaşları önleme gücüne henüz sahip değildir. Ama yine de yapılabilir olan, herbir ülkede ve uluslararası ölçekte, emperyalist ve işbirlikçi gericiliğe karşı; askeri politikaların yoğunlaştırılmasına ve halkların yaşamına zorbaca müdahalelere karşı mücadeleyi geliştirmektir. Halkların, birleşip direndiklerinde kazanabildiklerini, düşmanlarını geriletebildiklerini gösteren yığınca örnek vardır. Son örneklerinden biri ise, Rojava-Kobanê’de yaşanmaktadır. Halklar, mücadeleleriyle emperyalistleri geriletemediklerinde, yaşamlarının kana boğulduğunu birçok kez tecrübe ettiler; bir kez daha bunu yaşamamak için tek yol mücadeledir ve onun potansiyeli vardır.

*ABD ve Rusya, dünyanın iki en büyük nükleer gücü durumundalar. Başlıcaları Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Türkiye olmak üzere NATO ülkelerinde, ABD’nin 18 megatonluk 200 atom bombası bulunuyor. Bunlardan 90 tanesinin Türkiye’de olduğu açıklanmıştı. Fransa, 60’dan fazla atom bombasına sahip.  İsrail bir diğer nükeer güç. Rusya’yı Batılı emperyalistler için tehdit edici ve korkulur kılan etkenlerden biri de nükleer -teknolojik güç düzeyi.