Proletarya enternasyonalizminin Türkiye buluşması

Francis Fukuyama’nın, 1992 yılında “tarihin sonunun geldiğini” öne sürmesi ve neoliberalizmin insanlık ve toplumların gelişimi için son aşama olduğunu ilan etmesinden kısa bir süre sonra Ekvador’un başkenti Quito’da dünyanın çeşitli ülkelerinden Marksist Leninist parti ve örgütler bir araya geldi.

 

Francis Fukuyama’nın, 1992 yılında “tarihin sonunun geldiğini” öne sürmesi ve neoliberalizmin insanlık ve toplumların gelişimi için son aşama olduğunu ilan etmesinden kısa bir süre sonra Ekvador’un başkenti Quito’da dünyanın çeşitli ülkelerinden Marksist Leninist parti ve örgütler bir araya geldi.

‘TARİHİN SONU’ DEĞİL, YENİ BİR DÜNYANIN ADIMI
1994 yılında gerçekleşen bu bir araya geliş, Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı’nın (CIPOML) kurulmasını doğurdu. Yayınlanan Quito deklerasyonu, Fukuyama’nın daha sonra kendisinin de iflas ettiğini kabul etmek durumunda kaldığı bu teze daha o süreçte bayrak açtı. CIPOML, Komünist Manifesto’nun son cümlesi ve temel sloganı olan “Bütün ülkelerin proleterleri birleşin” şiarını logosuna koydu. Lenin’in emperyalizm çağının özelliklerini tahlil ederek, ezilen halkların mücadelesini de içermek üzere yaptığı katkının da ifadesi olan slogan, CIPOML’nin Türkiye’deki 20. yıl buluşmasına dair deklarasyonun altında yer aldı: “Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları birleşin!”
Bu, ‘tarihin sonu’ söylemine karşı, sömürüye son vermeyi ve insanlığın kurtuluşunu hedefleyen yeni bir dünya mücadelesinin de adımıydı aynı zamanda. Elbette ilk adımı değil. Paris Komünü’nde, Ekim devriminde atılmış adımları taçlandırmayı hedefleyen, onların ayak izlerini takip eden bir adım…

GÜRKAN: HALKLAR DİRENİYOR
24 Marksist Leninist parti ve örgütten oluşan CIPOML’nin 20. yılı nedeniyle Türkiye’de yapılan etkinliğe 20 parti ve örgüt katıldı. Bu örgütlerin temsilcileri, CIPOML’nin bir bileşeni olan Emek Partisi’nin (EMEP) ev sahipliğinde İstanbul’da gazeteciler ve akademisyenlerle bir araya geldi.
Taksim’de Innpera Otel’de dün gerçekleşen toplantının açılışını Emek Patisi Genel Başkanı Selma Gürkan yaptı. Gürkan kapitalizmin, komünizme yönelik yaklaşımına gönderme yaparak, ironik bir ifadeyle bu toplantının, ‘demodelerin toplantısı’ olduğunu söyledi.
Kapitalizmin korkulu rüyası olan ‘komünizm hayaletinin’ hâlâ ortalıkta dolaşmasına CIPOML’nin mücadelesini örnek gösteren Gürkan, kapitalizmin çelişkileri ve sömürü gerçekliğini anlatırken, “Ermenek’te madenci oğlunun cenaze törenine katılan Recep Amca’nın yırtık lastik ayakkabısı aslında bu çelişkinin Türkiye’deki en belirgin fotoğrafıdır diyebiliriz” dedi. “Elbette emperyalist soygun düzeni sadece sömürü alanında değil, savaşın yarattığı yıkım bütün insanlığı tehdit eder durumda” diyen Gürkan, savaşın haberlerine her gün tanıklık ettiğimiz yüzüne vurgu yaptı: “Hem savaşın yarattığı, hem yoksulluğun yarattığı göçler ve sığınmacıların göç hareketleri aynı zamanda sınırları ve denizleri birer yoksul mezarlığı haline getirmiş bulunuyor.”
Gürkan, sözlerini bağlarken, dünya halkları açısından bu düzenin artık kolay kabul edilebilir olmaktan çıktığını ifade etti ve Arap coğrafyasındaki halk ayaklanmaları ile Avrupa’daki, dünyanın diğer kıtalarındaki işçi, emekçi eylemlerini, halk direnişlerini örnek gösterdi.

‘KIZIL BAYRAĞIMIZ DALGALANIYOR YOLDAŞLAR’
CIPOML adına konuşan Ekvador Marksist Leninist Komünist Partisi Genel Sekreteri Pablo Miranda, CIPOML’nin kuruluşunu ve geçirdiği aşamaları özetledikten sonra, “Kızıl bayrağımız her yerde dalgalanıyor yoldaşlar. Zafere kadar da dalgalanacak” dedi.
Miranda, Ekvador’da Rafael Correa hükümetinin halka ve kendilerine dönük baskısını ise şu sözlerle anlattı: “Gençlik hareketleri, köylü hareketleri, işçi hareketleri, sendikal hareketler, Correa hükümetine karşı mücadele ediyor. Ve bu savaş çok sert geçiyor. Correa’nın elinde çok ciddi maddi olanaklar ve basın var. 500’den fazla işçi, genç şu an terörizm ve sabotaj iddiasıyla yargılanıyor. 50 kişi de şu anda hapis cezalarıyla karşı karşıya. Bizim partimizden yoldaşlarımız da bu baskının mağduru. İşçi sınıfı ve Ekvador halkları bu baskı karşısında yılmayacak. Toplumsal halk hareketinin yeniden yükseltilmesi için uğraşıyoruz.”

LATİN AMERİKA’DAN KOBANÊ’YE DESTEK
Türkiye basınında Latin Amerika denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Metin Yeğin, Ekvador, Brezilya, Meksika, Dominik, Kolombiya, Venezuela ve Peru’dan oluşan kıta temsilcilerine, Rojava’da IŞİD’e karşı verilen direnişi takip edip etmediklerini sordu.
Evrensel yazarlarından Yard. Doç. Sinan Birdal da, Kolombiya delegesine hükümetle-FARC arasındaki görüşme sürecini, Türkiye’de yaşanan müzakere süreciyle karşılaştırmalı olarak sordu.
Kolombiya Komünist Partisi – ML Genel Sekreteri Daniel Espinoza, verdiği yanıtta, “Dünyanın bu bölgeleriyle ilgili ülkemizdeki haber kaynakları çok sınırlı ancak gelişmeleri Türkiye’deki EMEP’li yoldaşlarımızdan öğreniyoruz. Kobanê’deki direnişi elbette destekliyoruz. Kolombiya’da da burada da hükümetlerin uzun yıllardır gerilla mücadelesi veren gruplarla anlaşması gerektiğini savunuyoruz” dedi.

‘TUNUS’TA HAREKETİ ETKİLEMEYİ BAŞARDIK’
Ortadoğu ve Arap coğrafyası konusunda Türkiye’deki en kapsamlı kitaplara imza atan Faik Bulut ise, Arap coğrafyasından gelen temsilcilere, coğrafyalarındaki ayaklanmalardaki ve güncel süreçteki etkilerinin ne düzeyde olduğunu sordu. Bu soruyu, Mısır ile birlikte bu ayaklanmaların en etkilisinin yaşandığı Tunus’ta önemli bir siyasi aktör olarak ortaya çıkan “Halk Cephesi”nin güçlü ortağı Tunus Emekçileri Partisi’nin milletvekili Jilani Hammami yanıtladı.
Arap dünyasının her zaman devrime karşı hazırlıklı olduğunu belirten Hammami, şöyle devam etti: “Ancak dünyanın en gerici yönetimlerine de maruz kaldı. Bölgedeki ulusal güçler ve Marksistler bu nedenle devrimci bir projeyi geliştiremedi. İşte tam da bu nedenle Arap baharı dediğimiz ayaklanmalar bir ölçüde kendiliğinden patlak verdi. Bölge gericilikleri her zaman Müslüman köktencilikleri ve diğer gericilikleri desteklediler. Sendikal örgütler, demokratik kitle örgütleri her zaman bu idarenin etkinliği altına girmiştir. Bu nedenlerden dolayı Arap ülkelerindeki hareketler kendiliğinden hareketler olarak gündeme geldi. Arap ülkeleri içinde sadece bizim ülkemizde harekete dahil olan örgütler daha organize durumdaydı. İşte bu nedenle hareketi tamamen yönetemesek bile etkilemeyi başardık.
Özellikle Halk Cephesi’nin oluşumunda partimizin önemli bir rolü var. Bugün ülkenin bütün bölgelerinde varız. Tunus Halk Cephesi’nin de esas gücünü oluşturuyoruz. Sendikalar içindeki varlığımızı da güçlendirdik. Tunus Öğrenci Birliği’nin yönetiminde, Tunus Kadın Birliği’nin başında bulunuyoruz. Son seçimlerde 6 sandalye kazandık. Halk Cephesinin kazandığı 15 sandalyenin 6’sı bize ait.”

HAMMA HAMMAMİ’YE SELAM GÖNDERDİLER
Bu toplantının gerçekleştiği saatlerde Tunus halkı da cumhurbaşkanlığı seçimleri için sandık başına gitmişti ve bu seçimde Tunus Halk Cephesi’nin adayı olan Hamma Hammami de adaylardan biriydi. Hammami, bin Ali’nin iktidarda olduğu dönemde cezaevinde tutulurken, onun serbest bırakılması için gerçekleşen en güçlü kampanyalardan biri de EMEP tarafından Türkiye’de gerçekleştirilmişti. Türkiye kamuoyu Hammami’yi o süreçten de tanıyordu. Tunus delegasyonu, toplantı sırasında Hamma Hammami’ye, seçim afişini kaldırarak selam gönderdiler.
Toplantıda sorulan sorulardan biri de Kürtlerin idamlarıyla gündeme gelen İran’a dairdi.
İran Emek Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Ayyob Yazdanhah, İran’da Kürtlere yönelik baskının, muhalefetin bütününe yönelik baskının bir parçası olduğunu söyledi. “Bizim partimiz de yüzlerce insanını kaybetti, çok sayıda yoldaşımız idam edildi” dedi.
Ayyob, konuşmasında IŞİD’in güçlendirilmesinde Türkiye’nin oynadığı role de dikkat çekti.

TOPLANTIYA KATILAN ÜLKELER
Almanya, Benin, Brezilya, Burkina Faso, Danimarka, Dominik Cumhuriyeti, Ekvador, Fransa, Hindistan, İran, İspanya, İtalya, Kolombiya, Meksika, Pakistan, Peru, Tunus, Türkiye, Venezuela, Yunanistan.

 

Fatih POLAT