“Erdal bizim için bir semboldü”

01

12 Eylül cuntası tarafından 17 yaşında idam edilen Erdal Eren’in idamını önlemek için Avrupa’da da geniş çaplı kampanyalar düzenlenmişti. Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’nun inisiyatifiyle başlatılan bu dayanışma etkinliklerine çok sayıda Alman aydın, sendikacı ve politikacı da aktif olarak katılmıştı. Bunlardan biri de dönemin SPD’li milletvekili Klaus Thüsing’ti. Biz de bu hafta, ‘Hayatın İçinden’ sayfamızda, uluslararası dayanışma adına örnek bir tutum sergileyen Thüsing’e yer veriyor ve Bonn’daki evinde yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.

 

Erdal Eren’in idamının üzerinden 34 yıl geçti; O’nun idamını önlemek için yoğun çaba sarfedenlerden biri olarak bugün nasıl hatırlıyorsunuz o günleri?

– Erdal Eren bizim için bir semboldü.  Daha 17 yaşındaki genç bir insanın kaderi söz konusuydu. Bir konuda kamuoyunun dikkatini çekmek istediğinizde bir sembol figür çevresinde kampanya sürdürmek zorundasınız. Erdal Eren hem genç olduğu hem de suçsuz olduğu kesinlikle bilindiği için bir sembol figürdü. Suçlamaların keyfi olduğu da açıkta belliydi. Askeri cunta tarafından gençlere mesaj verilmek için seçilmişti. Erdal Eren’i bir sembol olarak esas aldık ama kampanyamız aslında genel olarak askeri cuntayı ve sürdürdüğü politikayı hedef almaktaydı.

 

O zamanlar idama ve askeri cuntaya karşı neler yapmıştınız?

– Milletvekili olarak ne yapılabilir? Milletvekili olarak normal insandan daha fazla ilgi görme şansınız  var. Parlamentoya soru önergesi sunabilirsiniz, basın açıklamaları yapabilirsiniz.  Biz de, Türkiye’deki askeri diktatörlük ve tabi ki askeri darbeye karşı çoğunlukla Türkiye kökenli yurttaş ama bir çok Alman tarafından da desteklenen bir kampanya yürüttük. Bu kampanyaya parlamento içinden destekçiler bulma, onlar sayesinde kamuoyuna daha etkili erişme şansını değerlendirmeye çalıştık.

 

Kampanyanız milletvekilleri arasında nasıl yankı buldu?

– Parlamentonun o zamanki bileşimine göre, şimdikinden çok daha fazla milletvekili kampanyaya destek verdi. Ben SPD parlamento grubu içindeydim ve “Leverkusener Kreis” adlı sol bir grup vardı. Leverkusen’de çok sayıda Türkiye kökenli yaşamaktaydı. Bu grup bu türden konularda da aktifti. Büyük bir dayanışma vardı. Şimdilerde ne Yeşiller ne de Sol Parti içinde böylesi yapılar yok. Tabi ki SPD içinde de. Norbert Blüm gibi bazı muhafazakarlar da bu konularda duyarlıydı.

 

CDU ve CSU içindeki muhafazakar milletvekillerinden de kampanyanıza destek veren oldu mu?

– Bazılarından destek ilgi ve sempati ile izleme biçiminde bir dayanışma vardı. Ama bunun yanı sıra, CDU içinde, Türkiye’deki cuntaya sempati ile bakan, “çok şükür Türkiye’de koşular değişti, Türkiye yönetilir hale geldi,  tabi ki kaosun sert önlemlerle ortadan kaldırılması zorunluydu” diyenler daha fazlaydı. Dediğim gibi buna rağmen kamuoyuna yönelik açıklama yapmasalar da onların içinden bile kampanyanın sempatizanı olanlar vardı.

 

Almanya’daki aydınların kampanyaya desteği nasıldı?

– Aydınlar arasında da oldukça etkili olmuştu. O zamanlar şimdikinden daha duyarlı ve aktif aydın bir kesim vardı. Örneğin Heinrich Böll’ü hatırlayacak olursak bu türden kampanyaları hep desteklerdi ve bu kampanyayı da destekledi. Hala politik aktif olan Klaus Steg vardı örneğin. Walter Schell gibi politik bir figür vardı. Yani kısacası o zamanlar aydınlar politik bakımından şimdikinden çok daha aktif durumdaydılar…

 

Bu kadar geniş bir destekçi grubu olmasına rağmen 13 Aralık’ta Erdal Eren idam edildi. O günü hatırlıyor musunuz?

– Bugünmüş gibi hatırlıyorum. Parlamentodaydım ve çok üzüntü verici bir gündü. Bu henüz 17 yaşındaki genç adamın, sadece askeri cunta gençlere, ‚genç olduğunuz için sorumluluktan ve yasalara uymaktan muaf değilsiniz‘ mesajı vermek istediği için can verdiğini duyduğumda ağladım. Çok acılı bir gündü ve bu genç insanın yaşamını kurtarmak için sürdürdüğümüz kampanyanın başarısız sonuçlandığını kabul etmek zorunda kaldık.

 

Kampanyanın başarısızlıkla sonuçlanması moralinizi mi bozdu, öfkenizi mi arttırdı?

– Hayır moralimizi bozmadı, tam tersine daha fazla çalışmamız yönünde bizi motive etti. Neyi eksik yaptık, daha fazla ne yapmamız gerekirdi sorusunu sorduk kendimize. kampanyamızı daha güçlü sürdürdük. Yaptıklarımızın anlamsız olduğu gibi bir duyguya kaptırmadık kendimizi. Dayanışmayı genişletmeliydik. Şans olarak o sırada Türkiye’den çok sayıda politik mülteci gelmekteydi ve bunlar buradaki Türkiye kökenli göçmen işçilerin de politikleşmesine yol açmaktaydılar. Türk dernek ve birlikleri vardı ve bu konuda birlikte çalışmaktaydılar.

 

Federal hükümetin askeri cunta ve idamlara karşı tavrı nasıldı? SPD hükümetteydi, cuntayı eleştirdiler mi destek mi sundular?

– Federal hükümet, ABD’ye bağlılıüı nedeniyle darbeye sessiz kaldı. Zamanın başbakanı Schmidt ve Dışişleri Bakanı Hans Dietrich Genscher’de, yani hükümette egemen olan düşünce, askeri diktatörlüğün uzun vadede iyi bir çözüm olmadığı ama ‘çok şükür kaosun sona erdiği, Türkiye’de düzenin tekrar kurulduğu, Türkiye’nin Nato içinde tekrar güvenilir bir partner haline geldiği’ şeklindeydi. Türkiye’nin Nato içinde tekrar istikrarlı bir hale geldiği belirtildi.

 

Alman medyası Erdal Eren’in idamını nasıl yansıttı?

– Alman medyası şaşkın ama eleştirel şekilde yansıttı. Basında bir protesto dalgası yoktu ama şaşkındılar. Bunun ne olduğu üzerine araştırmalar yapıldı. Askeri cuntaya yönelik eleştiriler daha yüksek seslendirildi. FAZ gibi muhafazakar gazeteler de aynı tepkiyi gösterdiler.

 

Siz milletvekilliği döneminizde Türkiye’yle yakından ilgileniyordunuz, hiç Türkiye’ye gittiniz mi?

– O zamanlar Türkiye’ye gitmeyi çok istedim ama Türkiyeli arkadaşlarım beni uyardılar; ‚Klaus gitme, tamam milletvekilisin, seni sokak ortasında tutuklayıp hapse atmazlar ama bir otomobil kazası organize edebilirler, başka birşey yapabilirler, sakın gitme.‘ dediler.

Daha sonra 1983’te milletvekilliğinden ayrıldıktan sonra da politik olarak aktif kaldım. Bonn’da SPD fraksiyonunda çalıştım. Arkadaşlarım o zaman da; ‚bir milletvekilinin yetkilerine sahip değilsin, gitme.‘ uyarısında bulundular. İlk olarak üç yıl önce turist olarak Türkiye’ye gittim. Bir turist gözüyle Türkiye’yi ilk defa görmüş oldum.

 

Şimdiki hükümet, ‘biz askeri yönetime, o zamanın generallerine karşı bir şeyler yapıyoruz’ diyor. AKP hükümetinin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Hükümetin askerlere karşı tavrı, iktidar kavgasından başka birşey değil. AKP hükümeti ordunun geçmişini araştırmayı gündemine almadı. Üzerine sessizlik paltosunu örttü; ama diğer taraftan ordunun tekrar iktidar olması engellenmeye çalışılıyor.Türkiye’yi sessiz sedasız  İslamlaştıran bu hükümet, Atatürk’ün düşüncelerine bağlı olan ordunun tekrar iktidar olmasını istemiyor. Orduya iktidar mücadelesi nedeniyle eleştirel bakmak, o dönem ordunun yaptıklarına eleştirel bakmak anlamına gelmiyor tabii ki. O zamanın askeri cuntası aslında şimdiki hükümetin kurtarıcısıydı. Bu nedenle şimdiki hükümetin o zaman olup bitenlere bağlı olarak orduya eleştirel baktığı söylenemez. Sadece iç politikayı ilgilendiren bir mesele yani.

 

Erdal Eren idam edildi ama mücadele devam ediyor. Binlerce genç Gezi Parkı’ndaydı. Kürtler sokakta. Böyle bir atmosferde Nasıl bir mesaj vermek isterdiniz?

Türkiye’deki gelişmelerin oldukça eleştirel olarak gözlenmesi lazım. Türkiye demokratikleşmiş değil. İnsan hakları ihlalleri devam ediyor. AKP, iktidarını politik açıdan da toplumsal açıdan da sağlamlaştırmak istiyor. İslamcılığın yaygınlaştırılması, parlamento dışı muhalefete İstanbul’da görüldüğü gibi sert saldırılar, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde demokrasiden tamamen uzaklaşma sürecini yaşadığını gösteriyor. Tek parti iktidarı güçlendiriliyor ve dış politikada da yeni bir güç pozisyonu üstlenilmeye çalışılıyor. Bu gidişat eleştirel bir şekilde gözlemlenmek zorunda. Türkiye’ye yönelik daha açık bir politika belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

 YÜCEL ÖZDEMİR

 

01thüsing

Klaus Thüsing kimdir?

22 Ocak 1940’ta Grevenstein’de doğan Klaus Thüsing, 1977-1983 yılları arasında Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) adına Federal Parlamento’da milletvekilliği yaptı. O yıllarda parti içerisindeki sol kanatta yer alıyordu. RAF tutukluların dış dünyayla bağlantı kurmasını yasaklayan yasaya karşı üç milletvekiliyle birlikte oy kullandı. Erdal Eren’in idamının gündeme gelmesinden itibaren, Almanya’da kurulan Uluslararası Dayanışma Komitesi içerisinde yer aldı ve idama karşı parlamentoda çalışmalarda bulundu.

Thüsing, NATO’nun nükleer başlıklı füzeleri Almanya’ya yerleştirme planlarına karşı çıktı. Birlikte hareket ettiği üç milletvekili arkadaşı bu nedenle SPD tarafından ihraç edildi. Thüsing de bir daha milletvekili adayı yapılmadı.

Milletvekilliğinin sona ermesinden sonra, Afrika ülkelerinde uzun yıllar Almanya adına kalkınma yardımlarını organize eden bir kurumda çalıştı. Thüsing, emekli ve halen Bonn’da yaşıyor.