Etnik-ulusal temeldeki dil politikasının sonuçları: Dışlama ve Ayrımcılık

01csu

CSU’nun başlattığı göç kökenli insanların evlerinde de Almanca konuşması gerektiği tartışması, Alman dili üzerinden bölme, göç kökenlileri dışlama politikasının nasıl sürdürülebileceğini göstermektedir. Dil, sadece iletişim aracı olarak ele alınmamakta, göç kökenli insanlara yönelik politik sembolik bir dayatmaya dönüşmektedir.
İnsanlar tarihi ve güncel olarak etnik yapı, milliyetçi ve kültürel tanımlanan kültür, cinsiyet, ırk, din gibi kategorilerle birbirinden ayrılmaktadır. Bu farklılıklar, sosyal yapı temelinde gerçekleşmekte ve insanların düşünceleri, davranışları, tavırları, hareketleri, iletişimleri ve birbirleriyle ilişkilerini etkilemektedir. İnsanların sosyal ve kültürel kategorilere göre sınıflandırılması tarafsız değildir ve insanlar arasındaki hiyerarşik ilişkiler üzerinde biçimlenir. Bu kategorisel farklılıklar, egemen politika ve bunu destekleyen bilimsel söylemlerden kaynaklanırlar ve insanları “öteki” ya da “Almanlardan sapkın” olarak tanımlayıp dışlarlar. Bu farklılıklarla “göç kökenli” insanların göç toplumuna ya da göçmen ülkesine ait oldukları sürekli olarak tartışma konusu yapılır. CSU’nun başlattığı göç kökenli insanların evlerinde de Almanca konuşması gerektiği tartışması, Alman dili üzerinden bölme, göç kökenlileri dışlama politikasının nasıl sürdürülebileceğini göstermektedir. Dil, sadece iletişim aracı olarak ele alınmamakta, göç kökenli insanlara yönelik politik sembolik bir dayatmaya dönüşmektedir. Almanca konuşmanın göç kökenli insanların Almanya’ya uyumunu ve birlikte yaşamı kolaylaştıracağı iddiasıyla Almanca dilinde konuşmak ve iletişim kurmak toplumsal koşulların düzeltilmesinde çözüm olarak gösterilmektedir. Bu beklentilerde göç kökenli insanlara yönelik normsal beklenti başaşağı ediliyor. Almanca dili, insanlar arasındaki ilişkilerin bağlı olduğu hiyerarşik toplumsal yapının politik bir aracı haline getirilmektedir. Göç kökenli insanlar günlük yaşamda çoğu zaman Almanların iyi niyetli ‚dil öğrenmenin yaşamlarını kolaylaştıracağı‘ gerekçesiyle Almanca öğrenmeleri gerektiği normsal beklentisiyle karşı karşıya kalmaktadırlar. Almanca sayesinde Alman toplumunda kendilerini daha iyi hissedecekleri söylenir. Göç kökenli insanlara yönelik diğer yaptırımsal davranış biçimleri iletişim süreçlerinde gramatik olarak doğru Almanca konuşmayan göçmenlerin konuşmalarının Almanlar tarafından özel olarak düzeltilmesiyle yıkılmaktadır.

ETNİK TEMELDEKİ DİL POLİTİKASI IRKÇILARA YARAR
Alman dili, yani standart ve resmi konuşulan Almanca normatif olarak dayatılırsa yalnızca göç kökenli insanların ulusal- etnik oluşumlu dil topluluğundan dışlanmasına değil yaşam merkezi burası olup doğru Almanca konuşmalarına rağmen marjinalleştirilme ve ayrımcılıkla karşı karşıya kalmasına neden olur. Almanca dilinin politik bir sembol olarak kullanılmasının sonuçları çok kapsamlıdır. Almanca’nın farkları vurgulamak için kullanılmasına bağlı olarak göç kökenli insanların özel yaşamları tartışma konusu edilip, müdahale hakkının görülmesi de bunun sonucudur. Ulusal-etnik temelde oluşturulmuş bir dil politikası, AfD ve benzeri ırkçı örgütlerin işine yaramakta ve göç kökenli insanlara yönelik ayrımcı, dışlayıcı davranış biçimlerini meşrulaştırmaktadır.
Pegida eylemleriyle, göç kökenlilerin evlerinde Almanca konuşmaları politik tartışmaları arasındaki bağlantı, bu söylemlerin ne kadar birbiriyle bağlantılı olduğunu ve ortak yaşamı ne denli tehlikeye soktuğunu ortaya koymaktadır. Göç kökenli insanların günlük yaşamda hissedebileceği ırkçı bir ortam yaratılmaktadır. Almanca ve Almanca konuşmanın nasıl politik bir araç haline getirilmesi konusundaki bilimsel olmayan tartışmanın göçmenleri dışlama ve ortak yaşamı tehdit açısından nasıl kullanılabileceği açısından da bir örnektir bu.

ÇOK DİLLİLİK NORMAL BİR DURUM HALİNE GELDİ
Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki Almanya’da insanların toplumsal ve kültürel birliğinden kaynaklı anlamı olan birçok lehçe (Schwaebisch, vb…) yanında , ülkenin göç ülkesi olmasından dolayı, çok dillilik de normal durum haline gelmiştir (Gogolin 2008, İnci Dirim 2010). Bu gerçeklik sürekli olarak bastırılmakta, ciddiye alınmamakta, kabul edilmemektedir. Bunun dışında araştırmalar çocukların aynı zamanda iki dilde okul başarılarını ve uyum süreçlerini olumsuz etkilemeyecek şekilde iletişim kurabildiklerini de göstermektedir. Zaten göç kökenli ailelerin çocukları anaokulundan itibaren Almanca’yı öğrenmekte ve anaokulu ve okulda bu dille iletişim kurmaktadırlar. Bu da evde Almanca konuşulması zorunluluğunun nasıl genelleştirilerek yapılan bir tartışma olduğunu ortaya koymaktadır. Bu ulusal ve etnik temelde oluşturulan dil konusunda yapılan genel tartışmaların yol açtığı ayrımcı ve ırkçı sonuçlar çok dillilik konusundaki bilimsel araştırmalar ve dil milliyetçiliği analizleriyle püskürtülmek zorundadır. Eğer adil bir ortak yaşam isteniyorsa bütün partiler, halkı bölüp parçalayan ulusal ve etnik temelde oluşmuş dil politikasından vazgeçmelidirler.

 

Dr. Safiye Yıldız 
Tübingen Üniversitesi Akademik Danışmanı
Çeviren: Semra Çelik