Grev hakkına yasal saldırı

Federal Hükümet, grev hakkını kısıtlama amaçlı yasa tasarısını parlamentoya sundu. “TİS Birliği sağlama” adı altında hazırlanan yasa tasarısı işçi ve emekçilerin en önemli anayasal haklarının altını oyuyor. Sermaye temsilcileri yasa tasarısını, “iş barışı güvenceye alındı” diye selamladılar. Diğer tarafta ise yasa tasarısı DGB’yi de böldü: IG Metall, IG BCE, IG BAU, EVG ve GdP yasaya destek verirken Ver.di, GEW ve NGG sendikaları yasa tasarısına karşı imza kampanyası başlattılar. Meslek örgütleri Anayasa Mahkemesi’ne gitmeye hazırlanıyorlar.

Dünyanın en az grev yapılan ülkelerinin başında gelen Almanya’da hükümet, grev hakkını kısıtlamak için yasa tasarısı hazırladı. 11 Aralık günü düzenlenen bakanlar kurulunda yasa tasarısını hükümetin onayına sunan Federal Çalışma Bakanı Andrea Nahles (SPD), “Bu yasayla birlikte TİS birliği yeniden düzenlenecek ve TİS’lerin özerkliğinin işletilmesi de güvenceye alınacak” dedi.
“TİS Birliği’nin yeniden düzenlenmesi” adı altında hazırlanan yasa tasarısının ana mantığı şöyle ifade ediliyor: “Bir işletmede iki sendika müzakereler sonucu farklı toplu sözleşme imzalarlarsa bu durumda daha fazla üyeye sahip olan çoğunluk sendikasının sözleşmesi geçerli olur.”

GREV HAKKI GASP EDİLİYOR
Her ne kadar yasa tasarısında grev hakkının kısıtlanmasıyla ilgili ibare bulunmasa da asıl maksat bu. Nitekim yürürlükte olan çalışma yasalarına ve bunların yorumlarına göre bir grevin yasal olarak haklı sayılması için “grevin yaratacağı maddi ve toplumsal hasarın elde edilecek sonuçla kıyaslandığında kabul edilebilir bir seviyede olması” gerekiyor.
Aynı işletmede üye sayısı az olan bir sendikanın imzalayacağı toplu sözleşme sonuç itibariyle yürürlüğe girmesi mümkün değilse bu sözleşme için grev yapmakta kabul edilebilir olmaktan çıkıyor. Kısacası bugün makinistler sendikası GDL gibi ekonomik talepler açısından daha mücadeleci bir çizgi izleyen küçük sendikaların grev hakları ve buna bağlı olarak TİS imzala hakları da gasp ediliyor.

“İŞ BARIŞI GÜVENCEYE ALINDI”
Bakanlar kurulunun kararı sermaye cephesinde büyük bir sevinçle karşılandı. Alman İşverenleri Birliği (BDA) Başkanı Ingo Kramer, “Bakanlar kurulunun TİS Birliği üzerine kararını selamlıyorum. Yasa TİS özerkliğini sağlamlaştıracak, TİS düzeninin parçalanmasını engelleyecek ve toplu sözleşmelerin barışçıl etkisini güvenceye alacak. Almanya’da iş barışı güvenceye alındı” dedi.
Söz konusu tasarını yasalaşması sonucu “farklı işçi grupları arasındaki çatışmanın işletme dışında tutulacağını” ileri süren Kramer, yasayla birlikte işletme içinde daha fazla dayanışmacı eğilimin güçleneceği ve işçilerin bölünmesinin de önüne geçileceğini iddia etti.
Oysa daha kısa bir süre önceye kadar tam da bu sözleri sarf edenler işyerlerinde AUB gibi sarı sendikalar kurarak, işletmelerde yok denecek kadar sayıda üyeleri olan ama sermayenin bir dediğini iki etmeyen CGB gibi sarı sendikalarla sözleşmeler imzalayarak sendikaların altlarını oymak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlardı.

DGB BÖLÜNDÜ!
Sermayenin bir numaralı sözcüsünün birden bire bu kadar işçi dayanışmasının güçlenmesinden yana olup işçilerin bölünmesinin önüne geçildiğinden dem vurması hayra alamet olmadığı aslında kendiliğinden anlaşılmalı.
Buna karşın Alman Sendikalar Birliği (DGB) yasa konusunda pratik olarak bölündü. Hatırlanacağı gibi DGB, Mayıs 2014’de Berlin’de düzenlediği 20. Genel Kurul’da, grev hakkına yönelik hiçbir yasal müdahaleyi kabul etmeyeceğini karar altına almıştı. Bu karara rağmen başta DGB’nin yeni başkanı Reiner Hoffmann olmak üzere IG Metall, IG BCE, IG BAU, EVG ve GdP sendikaları grev hakkını gasp etmeye yönelik yasa tasarısını aynı işverenler gibi, “TİS Birliği’nin güvenceye alınması işçilerin bölünmesini engelleyecek” görüşünü savunuyorlar. Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte grev hakkının kısıtlanacağı görüşüne katılmayan bu sendikalar, “Yasada grev hakkına hiçbir şekilde dokunulmaması da tasarıya destek vermemizi sağlamıştır” görüşünü savunuyorlar.
Demiryolu ve Ulaşım Sendikası EVG ise yaptığı açıklamada bir adım daha ileri giderek söz konusu yasa tasarısının yeterli olmadığını belirtti. “Eğer gerçekten TİS Birliği sağlanmak isteniyorsa yasanın daha net ifade edilmesi gerekiyor” görüşünü savunan EVG Başkanı Alexander Kirchner, “Yasa da sözü edilen işletmenin ne anlama geldiği net değil. Bize göre bu çok daha açık olmalı ve en geniş alanı kapsamalı. Yoksa sendikal rekabet azalması bir yana artacaktır” dedi.

KOLEKTİF MÜCADELE Mİ, KOLEKTİF DİLENME Mİ?
DGB’ye bağlı beş sendika grev hakkının pratik olarak gasp edilmesine destek verirken Birleşik Hizmet Sendikası Ver.di, Eğitim ve Bilim Sendikası GEW ve Gıda, Otel ve Lokanta çalışanları sendikası NGG ise hükümetin yasa tasarısına karşı imza kampanyası başlattılar.
Grev hakkının kısıtlanmasının işçi ve emekçilerin anayasal haklarının kısıtlanması anlamına geldiğine dikkat çeken Ver.di, GEW ve NGG sendikaları, “Grev hakkı kısıtlanırsa o zaman çalışanlara kolektif mücadele yerine kolektif dilenme kalacak” görüşündeler.
İmza kampanyasını başlatan sendikaların başkanları yaptıkları açıklamalarda sendikalarının bütün birimlerini grev hakkını korumak üzere imza toplamaya çağırdılar. İmza kampanyasının bir aydır devam etmesine karşın şimdiye kadar (16. Aralık) 20 bin imza bile toplanamadı.

SENDİKALAR ARASI DÜŞMANLIK!
DGB 20. Genel Kurul kararını çiğneyerek grev hakkının kısıtlanması destek veren sendikalar arasında en radikal tutumu alan Maden, Kimya ve Enerji işçileri sendikası IG BCE’nin Başkanı Michael Vassiladis, imza kampanyası başlatan sendikalara karşı da saldırıya geçti.
İmza kampanyasını yasa tasarısını yapan sendikalara karşı bir saldırı olarak değerlendiren Vassiladis, “Şimdiye kadar tarihte bir sendikanın diğer sendikalara karşı imza topladığı görülmedi. DGB içinde bu ilk kez yaşanıyor” dedi.
“Yarası olan gocunur” lafı tam da bu tip durumlar için söylenmiş bir söz. Nitekim devam eden imza kampanyası diğer sendikalara karşı değil yasa tasarısına karşı sürdürülüyor. Ama Vassiladis bunu kendilerine karşı sürdürülen bir kampanya olarak algılaması normal, çünkü o da sermaye gibi grev hakkının kısıtlanmasını talep ediyor.
Hannover’de bir grup sermaye yanlısı gazeteciyle özel basın toplantısı yapan Vassiladis, Ver.di ve GEW sendikalarını özel olarak hedef tahtasına koydu. Gazetecilere güçlü sendikaların hiçbir yasadan korkmalarına gerek olmadığını söyleyen Vassiladis, “Ver.di sendikasının örgütlenme alanında çalışan toplam 12,9 milyon kişi var. Ama Ver.di’nin örgütlediği kişi sayısı 2,2 milyon. Bence bu güçlü bir pozisyonu ifade etmiyor.” dedi.
Ver.di ile sanayide örgütlü işkolu sendikalarının örgütlenme alanları üzerine de çatıştığını ifade eden Vassiladis, savaştan söz eder bir tarzda “Sınır çatışmalarının birçok yerde devam ettiğini söyleyebilirim” demesi de sendika bürokrasisinin ne düzeye geldiğini gösteriyor.
DGB içindeki bütün sendikaların “sanayi için ucuz enerji” başlıklı imza kampanyasına destek verdiğini söyleyen Vassiladis, “Tabi öğretmenler sendikası hariç” demesi bile sendikalar arasındaki ilişkinin düzeyini gösteriyor. Eğer bir sendika başkanı aynı sendikal birliğin içinde yer aldığı bir sendikanın ismini dahi ağzına almaktan kaçınması bu sendikalar arasında ilişki diye bir şeyin dahi kalmadığını gösteriyor.

GREV HAKKINI KORUMAK İÇİN..
Grev hakkını kısıtlamaya yönelik yasa tasarısı, DGB sendikalarının bu konuda bölünmeleri ve birbirilerine saldırmaları, değişik işletmelerde birden fazla sendikanın aktif olması, aynı işletmede bir kesim işçi greve çıkarken diğerlerinin grev kırıcısı gibi çalışmak zorunda bırakılmaları vs. vb. “bütün bunlar kimin işine yarıyor” sorusunu gündeme getiriyor.
Hazırlanan yasa tasarısı sermaye kesiminin bütün taleplerini içeriyor; Grev hakkın kısıtlanacak, işyerlerinde en uyumlu sendikayla toplu sözleşme imzalanacak, işverenler “işletme” sınırlarını diledikleri gibi genişletip sınırlayabilecekler ve dolayısıyla istedikleri toplu sözleşmeyi imzalayabilecekler. Bütün bunlara ek olarak sendika bürokratlarının sermayeye karşı mücadele yerine birbirilerinin altını oymaya girişmeleri de sermayeyi güçlendiren, işçi ve emekçileri zayıflatan bir pozisyon yaratıyor.
Grev hakkını korumak, işçi ve emekçilerin sermayeye karşı en önemli araçlarının gasp edilmesinin önüne geçmek için bütün işçi ve emekçilerin harekete geçmesi gerekiyor. Ver.di, GEW ve NGG sendikaları tarafından başlatılan imza kampanyasına bütün işkollarından destek verilmeli. Mücadeleci, sınıftan yana olan bütün temsilciler bu kampanyayı kendi alanlarında yaygınlaştırmalı, işçi ve emekçilerin tepkilerini kamuoyuna ve sendika genel merkezlerine yansıtmalılar.