Güney Afrika’da grev İHA’larla bastırılacak

Güney Afrika’nın silah tekellerinden ‘Desert Wolf’ maden işçilerinin grev ve direnişlerini kırmak ve gösteri yapmalarını engellemek amacıyla ürettiği insansız hava araçlarını piyasaya sürdü. “Skunk Riot Control Copter” adı verilen insansız hava araçlarının polis ve güvenlik görevlilerinin yaşamlarını riske atmadan kalabalık halk yığınlarını dağıtacak, grev ve gösterileri bastıracak kapasitede olduğu belirtiliyor.

İki kişi tarafından yönetilen sekiz pervaneli İHA’lar farklı silahları aynı anda grev ve göstericilere karşı kullanabilecek özelliklere sahip.

‘Desert Wolf’un İnternet sitesinde araçtaki biber gazının her türlü kalabalığı dağıtabilecek kapasitede ve bu amaçla plastik mermileri de kullanma yeteneğine sahip olduğu belirtiliyor. 4 bin adet paint ball ve biber gazı kapsülü taşıyan araca ayrıca karanlıkta çekim yapabilecek kapasitede bir kamera, güçlü bir far ve gösteri ve grevcilerin gözlerini kamaştırması için laser monte edilmiş. Aracı kullananlar bir hoparlör vasıtasıyla grev ve göstericilere seslenebiliyor.

Tam teşekkülü bir IHA’nın fiyatı 30 bin Euro civarında. Maden tekellerinin 25 adet İHA siparişi verdikleri ve bunların büyük bir kısmının tesliminin yapıldığı belirtiliyor.

‘Desert Wolf’un böylesi gelişkin İHA’larını geliştirmesi ve piyasaya sürmesinin nedeni Güney Afrika’da polis ve maden tekellerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve ücretlerin artırılması için verdikleri mücadele, grev ve gösterileri bastırmayı başaramamaları. Umudunu İHA’lara bağlayan maden tekellerinin işleri hiç de kolay görülmüyor.

Çok güç koşullarda çalışan ve hayatta kalma mücadelesini veren Güney Afrika’nın madencileri polis ve güvenlik güçlerinin tüm baskı, saldırı ve geliştirilen İHA’lara rağmen haklarını elde edene kadar mücadele etmekte kararlı.

Maden tekelleri konut yerine morg inşa ediyor

İsveç’in yüksek tirajlı gazetelerinden Svenska Dagsbladet’in ekonomi bölümünde çalışan gazeteciler 2012 yılında Güney Afrika’da 34 işçinin ölümüyle sonuçlanan grevin yapıldığı Marikana’ya giderek katliamdan sonra yaşanan gelişmeleri araştırdılar, işçiler ve aileleriyle görüştüler ve izlenimlerini gazetenin dünkü sayısında okuyucularıyla paylaştılar.

Katliamın üzerinden iki yıldan fazla bir süre geçmesine ve maden tekellerinin verdikleri sözlere karşın madenciler ve ailelerinin yaşam koşullarında her hangi bir iyileştirme olmadığını gözlemleyen  muhabirler, madencilerin ve sivil toplum örgütlerinin Marikana’da platin ocakları işleten şirketi sözlerini tutmamakla suçlandığına dikkat çekiyorlar.

İşçilerin hakları için mücadele eden dini bir vakıf olan Benchmarks Foundation’un yöneticilerinden Chris Molebatsi, Lonmin tekelinin 5500 konut inşa edeceği sözünü vermesine rağmen son üç yıl içinde sadece 3 konut inşa ettiğini söylüyor.

Ölen maden işçileri ve yakınlarının cenazeleri ise Marikana maden ocaklarına yarım saat uzaklıktaki Phokeng’deki morga kaldırılıyor. Morg yetkililerinin geçtiğimiz yıl cenazeler için yeterli yerin bulunmadığını açıklamalarından sonra işçilerin barınmaları için konut inşa etmeyen şirket morga yeni bölümler inşa ettirdi.

Apartheid ile ANC’nin işçilere yaklaşımlarında fark yok

Molebatsi, sadece Lomnin değil tüm maden tekellerinin işçilerin yaşam haklarına saygı göstermediklerine “Tharisa şirketin ocağındaki patlamalar sonucu havada uçuşan kayalar ve taşlar mahallelere zarar verdi. Şirket yetkilileri hakkında bir şey yapılmazken olayı protesto edenleri polis gözaltına aldı” diyerek dikkat çekiyor.

1994 yılında ANC’nin iktidara gelmesinden sonra devlet ve tekellerin işçilere bakışlarında bir değişiklik olmadığını “Şimdi aynı Apartheid rejimi zamanı gibi. Tek fark siyahların iktidarda ve yönetimlerde olmaları” cümleleriyle özetliyor.

İsveç tekelleri suç ortakları

Marikana’da madenlerden çıkarılan platinler sanayide, özellikle de otomotiv sektöründe kullanılıyor. İsveç tekellerinin yurt dışındaki çalışmalarını izleyen Swedwatch, Güney Afrika’dan platin satın alan Volvo, Scania, Atlas Copco ve Sandvik gibi büyük İsveç tekellerinin Birleşmiş Milletlerin tekeller için belirlediği ilkelere uymadıklarını ve insan haklarına saygı göstermediklerini açıkladı.

Maden tekelleri  ve bu tekeller arasında ilişkilerin yeterli derecede şeffaf olmadığını söyleyen Swedwatch’ın eleştirileri şirket yöneticileri ve İsveç Hükümeti tarafından sessizlikle karşılanıyor.

 

Murat Kuseyri