Sol Partili başbakan ve gelecek hesapları

14 Eylül’de yapılan Thüringen Eyalet Parlamentosu seçimlerinin ardından Sol Parti, SPD ve Yeşiller arasında süren koalisyon görüşmeleri uzlaşmayla sonuçlandı. Her üç parti tabanı tarafından kabul edilen koalisyon sözleşmesinin ardından, ilk kez Sol Partili bir politikacı eyalet başbakanlığı koltuğuna oturdu.

5 Aralık günü 91 sandalyeli eyalet parlamentosunda yapılan ilk oylamada 45 oy alan Ramelow, ikinci oylamada koalisyon ortaklarının sahip olduğu 46 oyu alarak başbakan seçildi. 58 yaşındaki Ramelow sendikacılıktan geliyor. Ramelow oylamanın ardından yemin ederek resmen görevine başladı. Ramelow’un seçilmesiyle Thüringen Eyaleti’nde 24 yıllık Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisi dönemi de kapanmış oldu.

Eyalet kabinesine Sol Parti 4, SPD 3 ve Yeşiller 2 bakana sahip.

İki Almanya’nın birleşmesinden bu yana SPD ile Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) ve Sol Parti arasında eyaletler düzeyinde hükümetler kuruldu. Ancak bu eyaletlerde hep SPD’li politikacılar başbakanlık yaptı. Thüringen’de ise ilk kez sandıktan ikinci parti olarak çıkan Sol Parti öncülüğünde, SPD ve Yeşiller’in katılımıyla bir hükümet kuruldu.

Bodo Ramelow’ı başbakanlık koltuğuna oturtan bu üçlü koalisyonun federal düzeyde de söz konusu olup olmayacağı en çok tartışılan konuların başında geliyor.

Sol Parti’nin sağ kanadı, SPD’nin ise sol kanadı yıllardır her iki partinin eyaletler ve federal düzeyde koalisyon ortaklığı yapmasını savunuyor. Uzun süredir arzulanan tablo Thüringen’de gerçekleşti. Bu aynı zamanda, iki Almanya’nın birleşmesinden bu yana sürekli hükümet senaryolarının dışında tutulan Sol Parti’nin diğer sermaye partileri gibi sıradanlaştırılması anlamına geliyor.

Sol Parti’nin diğer sermaye partileriyle yaptığı ortaklıklar 1980’li yıllarda Yeşiller’in içinde bulunduğu durumu da anımsatıyor.

 

SOL PARTİ YEŞİLLER’İN İZİNDE Mİ?

Sol Parti ile koalisyon ortaklığı üzerinden sürdürülen tartışmalar bundan 30 yıl önce Yeşiller’in ilk kez Hessen’de koalisyon ortaklığına katılması için yapılan tartışmalara benziyor.

Parlamento dışındaki savaş karşıtı ve çevre hareketlerinin bir araya gelerek oluşturduğu Yeşiller Partisi, o yıllarda ülke siyasetinin “yaramaz çocuğu” olarak tanımlanıyordu. Yerleşik sistem partilerinden farklı bir söyleme sahip Yeşiller, yüzde 5 barajını aşıp Hessen’de eyalet parlamentosuna girince SPD ile koalisyon ortaklığı kurmuştu. Daha sonra dışişleri bakanlığına kadar yükselen Jochka Fischer de çevre bakanlığı koltuğuna oturmuştu.

Yeşiller 1998’de yapılan genel seçimlerden sonra ise SPD ile federal düzeyde koalisyon kurmuş ve bu ortaklık 2005’teki erken seçimlere kadar devam etmişti. Bundan üçbuçuk yıl önce de ilk kez Yeşiller Partisi’nden Winfried Kretschmer Baden-Württemberg Eyaleti’nde koalisyonun küçük ortağı SPD’nin desteğiyle başbakanlık koltuğuna oturmuştu.

Almanya siyasetinde Yeşiller’in takip ettiği inişli çıkışlı yolun bir benzerini şimdi Sol Parti kat ediyor. Bir kaç yıl öncesine kadar bir “hayal” ya da “tabu” olarak görülen Sol Partili bir eyalet başbakanı artık Almanya’nın gerçeği.

Böylece, uzun zamandan beri Almanya’da SPD-Sol Parti-Yeşiller’den oluşan bir koalisyon modelinin hayat bulup bulmayacağı tartışmalarına nokta da konulmuş oldu.

Şimdilik bir eyalette model olarak kurulan “Kırmızı-Kırmızı-Yeşil” koalisyonun ülke genelinde bir etkide bulunacağına kuşku yok. Zira, Federal Parlamento’da bazı dönemler her üç parti salt çoğunluğu sağladıkları halde, SPD’nin Sol Parti ile ortaklık yapmak istememesi üzerine bir ihtimal olarak dahi görülmüyordu.

Thüringen modeliyle birlikte, artık SPD için federal düzeyde başka bir koalisyon ihtimali de var. Her ne kadar, parti yönetimi bu modelin ülke genelinde de geçerli olmasının şimdilik söz konusu olmadığını söylese de, sandıktan çıkacak sonuçlar bu olasılığın hiç de az olmadığını gösteriyor.

 

TAVİZLER SOL PARTİ’Yİ BÜYÜTÜR MÜ?

Hiç şüphe yok ki, Sol Parti’nin katıldığı koalisyon ortaklıkları genellikle bu partinin büyük tavizler vermesiyle kurulabiliyor. Berlin, Brandenburg ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde daha önce SPD ile kurulan ortaklıkların faturası sonradan PDS ve Sol Parti’ye ağır oldu. İşten atmalarda özelleştirmelere kadar bir çok sosyal olmayan uygulamanın altında Sol Parti/PDS’in de imzası bulunuyor. Bu nedenle geçmiş koalisyon ortaklıkları aynı zamanda şimdiki ortaklığın nasıl olacağı konusunda fikir veriyor.

Bu konuda ilk taviz yeni hükümetin Sol Parti’nin geçmişinin dayandığı Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni “Hukukun olmadığı devlet” (Unrechtsstaat) ilan etmesiyle verildi. SPD ve Yeşiller’in bu konudaki talebi onaylandı. Halbuki, Sol Parti’nin yöneticileri bugüne kadar bu temelde yapılan eleştirileri kabul etmiyordu.

Üç “sol parti”nin kurduğu hükümette sosyal alanlarda değişimlerin olacağına dair bir ibare de bulunmuyor. “Yeni borçlanmaların olmayacağı”ndan söz edilirken, doğacak bütçe açığının kısıtlamalarla giderileceği anlaşılıyor.

Anlaşmada en dikkat çeken maddelerin başında Eyalet Anayasayı Koruma Örgütü’nün yeniden örgütlenmesi geliyor. Bilindiği gibi NSU terör örgütü bu eyalette istihbarat örgütünün desteğiyle ortaya çıkmıştı. Sözleşmede ücretsiz kreşlerin açılacağından söz edilirken özel okullara da eyaletin kasasından daha fazla bütçe ayrılacağına yer veriliyor. Bunların yanı sıra eyaletin desteğiyle işsizlerin sayısının düşürüleceği ve bürokrasinin azaltılması amacıyla halen 17 olan valilik sayısında indirime gidileceği belirtiliyor.

Bütün bunlar, Sol Partili bir başbakanın seçilmesinin sosyal sorunların çözümüne yetmediğini gösteriyor. Büyük beklentilerle başbakanlık koltuğuna oturan Bodo Ramelow’un işi bir hayli zor. Ancak şu açık ki bu başbakanlık, Sol Parti’nin sıradan bir devlet partisine dönüştürülmesi için etkili şekilde kullanılacak.