Göçmen işçilerin temsili yetersiz

metal

IG Metall sendikasının göçmen işçilere yönelik tutumunun incelendiği araştırmanın sonuçları hayal kırıklığı yarattı.
Araştırmaya göre, IG Metall sendikasında örgütlü göçmen işçi sayısı yüksek olmasına rağmen karar organlarındaki temsili ise yetersiz.
DGB’ye bağlı sendikalar arasında göçmen işçilere yönelik ilk çalışmaları başlatmasıyla tanınan IG Metall sendikası, bunu “tarihi bir başarı” olarak adlandırsa da, sosyal bilimci Rodoula Matziari bu tanımlamaya itiraz ediyor. Matziari, yaptığı “Endüstri Sendikası Metall’de kadın ve erkek göçmen işçiler” başlıklı araştırmada, sendikalar içindeki değişik grupların 50’li yıllardan itibaren devletin göç politikalarına verdikleri tepkileri incelemiş. Araştırma, sendikalar ve işyerlerinde yaşanan sorunları ve göçmenlerin ülkelerinden beraberinde getirdikleri politik ve sendikal tecrübelerini kapsıyor.
1960 yılında IG Metall sendikası başkanı Otto Brenner’in sendika yetkililerini göçmen işçilerin hak ve sorunları ile ilgilenmeye çağırmasından iki yıl sonra, sendika konferansına ilk kez göçmen kökenliler (Vertrauensleute) katılmaya başladı. Göçmen kökenli bir delegenin de dikkat çektiği gibi onlar “korunmak değil, toplumsal yaşam içerisinde birlikte çalışmak ve entegre olmak” istiyorlardı.
1972’de iş mevzuatı yasasının yürürlüğe girmesiyle Alman vatandaşı olmayanlar ile AB dışında ülkelerden gelenler ilk defa işyeri temsilciliği seçimlerinde seçme ve seçilme hakkına sahip oldular. Buna rağmen, bir yıl sonra patlak veren ve öncelikli olarak göçmen işçilerin yeraldığı ‘korsan grev’ dalgasının nedenlerinden biri de, sendikal organlarda temsillerinin çok az olmasıydı. Bu grev ve eylemlerde öne sürülen, ücret zammı, ücretlerin Alman iş arkadaşlarının ücretleri ile eşitlenmesi, iş koşullarının iyileştirilmesi, molaların arttırılması, izinlerin düzenlenmesi ve alt ücret gruplarının feshedilmesi, kabul ettirilemedi. Ne IG Metal ne de işyeri temsilcileri ve sendika temsilcileri onları destekledi. Bunun en bilinen örneği Ford grevi oldu. Ford’un Köln’deki işletmesinde 24.000 çalışanın yüzde 70’i göçmen işçilerden oluşuyordu. Ve Alman işçilerin sendikal örgütlülük düzeyi yüzde 50 iken göçmen işçilerin yüzde 90’ı sendika üyesiydi. Ancak 53 işyeri temsilcisinden sadece 5’i göçmen kökenliydi. Grev, işyeri idaresinin, işyeri temsilciliğinin ve basının sürdürdüğü “Türk terörü” karalamalarından dolayı, işçilerin Almanlar ve göçmenler olarak bölünmesi yüzünden başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Aslında bu bölünme başından beri üretim sürecinde mevcuttu. Göçmenler neredeyse sadece montajın son bölümünde, akar-bantta ve yardımcı işçi olarak en düşük ücret grubunda çalışıyorlardı. İşin eğitimini almış Alman işçiler ise şef kademelerindeydiler. Ancak bu korsan grevler yenilgiyle sonuçlanmış olsalar da sendikalarda ırkçılığa karşı tutumun tanımlanmasında ve göçmen işçilerin kendilerini kabul ettirmesinde belirleyici etki yarattı. Göçmenler ilk defa kendi taleplerini kendileri ifade edebildiler.
Bu aşamadan sonra IG Metall sendikasının göçmen işçileri kazanma çabası yoğunlaştı. Nedeni ise göçmenlerin mevcut sendikalar dışında kendi temsillerini oluşturmasından duyulan tedirginlikti. 1983 yılında IG Metal, göçmenleri, kadınlar ve gençlerde olduğu gibi bir üye grubu olarak kabul etti ve her düzeyde göçmen komisyonları (Migrationsausschüsse) oluşturma ve Federal düzeyde kendi göçmenler konferansını düzenleme hakkını tanıdı. Fakat beklenen sonuç yine alınamadı. Günümüzde IG Metall üyesi göçmenlerin sayısı yüksek olmasına rağmen karar organlarında hala temsil oranları düşük.
Matziari bu gerçeği, kadınların da IG Metall’de temsillerinin on yıllarca yapılan örgütlenme çağrılarından dolayı değil de, kadın kotasının hayata geçirilmesinden sonra artmasına benzetiyor. Bir diğer çelişkinin ise, sendika başkanlarının ve sorumlularının büyük bir bölümünün “neredeyse halkçı bir edayla dünyanın tüm ezilenleri ile dayanışma ve enternasyonalizmin propagandası” yaparken, diğer yandan Almanya’nın rekabet gücünü savunmalarında yattığını söylüyor. Ulusal rekabet söylemleri Almanlarda olduğu gibi artık buraya yerleşmiş göçmenlerde de yeni gelenlere karşı ırkçı önyargıları körüklüyor. Matziari’nin, 50 yılı aşan sendikal göç politikaları üzerine yaptığı bu donanımlı araştırma sendikal alanda ve ırkçılığa karşı çalışma yürütenler tarafından okunması gereken bir kaynak.

Rodoula Matziari: Migrantinnen und Migranten in der Industriegewerkschaft Metall – eine Erfolgsgeschichte? Edition Dialog, Duisburg 2014, 400 Seiten, 22 Euro