Ders kitapları ayrımcılığı körüklüyor

Schulbuch Migration Flüchtlinge und Integration

Küçük bir balıkçı teknesine tıkışarak binmiş 16 Afrikalı mülteciyi gösteren bir fotoğraf. Fotoğrafın altındaki açıklayıcı iki satır, “Dolup taşan bir mülteci teknesi” sözleriyle başlıyor. Bu fotoğraf ve resimaltı, akla ilk olarak geleceği gibi, “Avrupa’daki sosyal sistemi istismar etmek üzere yola çıkmış” mültecilerin anlatıldığı bir gazete haberi değil. Veya her yıl daha yaşanabilir bir gelecek umuduyla yola çıkan ve Akdeniz’in soğuk sularında hayatını kaybeden binlerce sığınmacıdan 16’sının başına gelenlerin anlatıldığı bir haber de değil. Bu fotoğraf ve resimaltı, Saksonya Eyaleti’ndeki okullarda, hayat bilgisi dersinde 10. sınıf öğrencilerinin kullandığı ders kitabında yer alıyor. Bu ders kitabı, “Akdeniz üzerinden göç” başlığı altında ele alınan konuyu öğrencilere bu fotoğraf ve metinle anlatıyor, başkenti Dresden olan, “Pegida hareketi neden burada bu kadar güçlendi?” sorusuyla birlikte anılan Saksonya kentinde.

DERS KİTAPLARINDA GÖÇMENLER HEP SORUNLU

Saksonya, eğitim müfredatı ile önyargıları pekiştiren tek eyalet değil. Bu saptama, Federal Uyum ve Göç Bakanlığı tarafından Hildesheim Üniversitesi ile Georg Eckert Enstitüsü ve ders kitapları üzerinde araştırmalar yapan Leibnitz Enstitüsü’ne yaptırılan bir araştırmanın ortaya çıkardığı genel sonuçlardan biri. Girişteki Saksonya örneğinin de yer aldığı araştırma, geçtiğimiz hafta Federal Uyum Bakanı Aydan Özoğuz tarafından kamuoyuna tanıtıldı. Özoğuz’un açıklamasına göre, Almanya’daki ders kitaplarının bir kısmında göç ve göçmenler, bir sorun olarak gösteriliyor. Almanya’nın bir göç ülkesi olduğu gerçeğinin kitaplarda da artık kendisine yer bulduğunu belirten Özoğuz, “Ancak ülkemizdeki çeşitlilik bir toplumsal normalite olarak görülmüyor” diyor. Bakana göre, toplumu bir arada tutmaya yarayan entegrasyonun ne olduğu ve nasıl gerçekleşeceği soruları da ders kitaplarında yanıtsız kalıyor.

1980’LERDEN KALMA BİLGİLER

Araştırmayı gerçekleştiren bilim insanlarına göre de, ders kitaplarında göç ve göçmenler hakkında yer alan bilgiler, 1980’li yıllara ait. Bu bakış açısıyla hazırlanan kitaplarda ‘yabancı’ ve ‘göçmen’ kavramları aynı anlama gelecek şekilde kullanılıyor. Araştırmayı yapan bilimsel kurulun yöneticilerinden Prof. Viola B. Georgi, kitapların Almanya’nın göç ülkesi olduğu gerçeğinin tanınması konusunda yetersiz olduğunu düşünüyor. Kullanılan metin ve fotoğrafların günümüz gerçekliğini yansıtmadığını düşünen Georgi, “oysa farklılık ve çeşitlilik Alman sınıflarında yaşanan gerçekliğin bir parçası” diyor.

Örneğin Bavyera okullarında okutulan bir tarih kitabında “Bavyera’da göç” başlığı altında öğrencilere, okul dışına çıkıp “misafir işçileri, Rusya kökenli Almanları ve sığınmacıları ziyaret edip, onların nasıl yaşadıklarını yerinde araştırmaları” öneriliyor. Buna karşılık, eski DDR’den göç edenlerin uyum konusunda nasıl başarılı bir örnek teşkil ettiği anlatılıyor.

SİZ-BİZ AYRIMI YARATILIYOR

Georgi’ye göre, ders kitaplarındaki diğer önemli bir hatalı yaklaşım, öğrenciler arasında “siz-biz” diye ayırmasında yatıyor. Bu konuda da örnekler veren Georgi, “kimi kitaplarda öğretmenlerden, öğrencileri göçmen kökenli olan ve olmayanlar diye iki gruba ayırmaları ve her iki gruptan da aynı soruyu çözmeleri istemeleri isteniyor. Bu yaklaşımlarla, öğrencilerin daha önce hiç akıllarına bile gelmemiş olan ‘biz-siz’ şeklinde bölünme fikri gelişiyor” diyor.

ÖNCE SAMİMİ OLMAK GEREKİYOR

Araştırmanın “öneriler” bölümünde yer alan çözüm önerileri arasında, ders kitaplarını hazırlayan kurullarda daha fazla göçmen pedagogun yer alması, bundan sonra hazırlanacak ders kitaplarının konunun muhataplarının denetlemesine sunulması, göçün bu topluma kazandırdığı zenginliklere ve göçmenlerin bakış açısına yer verilmesi, okullarda görev yapan öğretmenlerin bu konuda duyarlı kılınması v.b. yer alıyor.

Tüm bu önlemler hayata geçirilse bile, ayrımcı yasa ve uygulamaların ortadan kalkmadığı koşullarda sorunun ne ölçüde çözülebileceği sorusu da araştırmada yanıt bulmayan sorulardan. Aynı şekilde, başta Aydan Özoğuz’un üyesi olduğu hükümetin büyük ortağı Hıristiyan Birlik Partileri olmak üzere, “Pegida hareketine kulak vermeliyiz, dile getirdikleri sorunları anlamaya çalışmalıyız” diyen partilerin araştırmanın dikkat çektiği sorunun çözümü konusunda ne denli samimi oldukları sorusu da.

Mehmet Çallı